Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

SALVAMEA Tarafından Yapılan Yorumlar

15.12.2007

Bu kitabı, yukarda yer alan tanıtımına inanarak satın alacak kitapyurdu okuyucularina birkac hatırlatma yapmak istiyorum:

1. Kitap yukarda belirtildiği şekilde 50 yıl sonra nasıl bir dünyada yaşayacağız sorusunu her açıdan ele almamaktadır. Örneğin: kitapta nüfusun batı toplumlarında duracağı/azalacağı ve batı dünyasının diğer ülke vatandaşlarıyla dolacağı, islam dininin 2000lerin başında füzelerle haritadan silinme çabalarına rağmen, 2050de çok daha fazla yaygınlaşacağı, kişi başı düşen harcama ve refah sevyelerinin batıda azalıp, doğuda ne noktaya geleceğine ilişkin -bugün pekçok think-tank'te ve gerçek trend kitaplarında olan- bilgiler YOKTUR.

2. Kitabın çok büyük bir bölümü bilimsel olarak 2050 yılına kadar neler bulunabileceği ile ilgili, ödül almış kitap yazmış profesörlerin, tahminlerini içermektedir. Kişisel düşüncem, bir konuda uzmanlaşmış, 10+ senesini bir konuyu araştırmaya ayırmış bir kişinin, tahmin yaptığı zaman yanılma ihtimalinin %99.99 olduğu yönündedir. (bknz. ekonomi ve sosyoloji profesörlerinin tahminleri)

3. Kitap 2 bölüme ayrılmış. Birinci bölüm -kitabın yarısı- teorik açıdan gelecekle ilgili tahminlerle, İkinci bölüm ise pratik açıdan (bu pratiklik de bilimsel anlamda olduğu için, çoğu benim için teorik oldu) geleceği ele almaktadır. Kitabın tanıtım yazısında 50 yıl sonra karada, suda, havada gidebilen bir tür sessiz taşıt geliştirilme ihtimalinden bahsetmiş. Ancak kitapta, bu yazıldığı gibi sadece bir cümle, bununla ilgili olarak evidence/deliller veya trend datası öne sürülmemiş.

4. Kitabın başlığı olan Hayat ve Bilim'in Hayat kısmı çok eksik kalmış. Daha doğrusu depresyon ve ilaçlar içinde kıvranan batı dünyası için hayat'ı belki kısmen ele almış, yalnız ortalama Türk vatandaşı için -batı hayranlığıyla yaşayanlar için değil- hayat'ın geleceğiyle ilgili hiçbir trend datası bulunmamaktadır.

Kısaca, kitap bilimsel olarak güzel olmuş, 2050 yılında Bilimsel gelişmeler başlığında olsaydı, içeriğini daha iyi anlatırdı. 2050 senesinde ne olabileceğiyle ilgili merak içindeyseniz, google'a trends yazıp araştırsanız daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Bu kitap aşırı dozda bilimsel olmuş. (Tübitak yayınlarından çıkan Atom Altı Parçacıklar gibi kitaplar'ı da bilimsel olarak bu kitaba tercih ederim, çünkü bütün süreci daha iyi kavrayıp, gelecekle ilgili daha mantıklı bir yargıya varabiliyorsunuz)


DipNot:
Kitapta gördüğüm bir kaç noktyayı çok manidar ve komik buldum.

Birincisi: Sayfa 169'da, İngiliz Kraliyet Derneği üyesi ve Oxford'da Halkın Bilimi Anlamasını Sağlama Kürsüsünde ders veren Richard Dawkins insan genom projesi ve nüfus genetikçilerinin DNA'yı analizleri üzerine tahmininde şöyle yazmış: '...... ve hatta Cengiz Han gibi yağmacı militaristlerin şimdiki torunlarını saptayacak'. İşte Batılı bir bilim adamı profili. Dedesi Hindistan ve önceden Kızılderililerin yaşadığı amerika kıtasını yağmalamış, babası anzakları gemilere doldurup Çanakkale'ye sürmüş, yaşıtları ile Irak'ta petrol yağmayalan bir İngiliz, Cenhiz Han'ı yağmacı olarak nitelendirmekle kalmamamış, bir de DNA inceleme gelişmelerinin bir sonucu olarak onun torunlarını bulabileceklerinden bahsediyor. Çoğu ırkçı olan bu Batılı bilim adamlarının, objectif bakabilme yeteneklerinin de olmadığına dair ENFES bir ÖRNEK.

İkincisi: Sayfa 214. MIT'de Yapay Zeka Lab. Müdürü olan Rodney Brooks yazıyor: 'Bütün bilimsel ve teknik çalışmalar sürerken, aynı rahatsız edici sorular yığınıyla defalarca karşı karşıya geleceğiz. Canlı olmanın anlamı nedir? Bir varlığı 'insan' yapan şey nedir? Bir varlığı 'insandan aşağı' kılanşey nedir? ....'. MUHTEŞEM bir örnek. Batılılar 2050 yılında hala bu gibi sözde 'cansıkıcı' sorularla karşılaşacaklarını ifade ederken, Kur'an'ın ışığıyla aydınlanmış ve bu soruları çoktan cevaplamış ülkemizde (ve orta doğu'da) gelişimi önlemek için ne SUNİ GÜNDEMler yaratılmaktadır. Tek amaç vardır: Türkiye'yi, Semerkant bilim şehrine tekrar döndürmemek. Gün geçmiyor suni gündem çıkmasın, başörtüsü-türban bir mesele gibi konuyor yüzde 99u müslüman olan bir ülkenin önüne, laiklik ise özellikle seçimlerden önce oy toplamak için alevlendirilen bir araç oldu, cumhurbaşkanlığı seçimi (367 komedyası), son zamanlarda 2-3 piyon tarafından ateşlenen İmam Hatip liseleri filan derken çok geri bıraktılar Türkiye'yi. İnşaallah yeni nesilin içinden çıkacak onurlu ve milli kişiler, tekrar uyandıracak bizi.

Üçüncüsü: Sayfa 229da başlayan 9 sayfalık makale. Batılı eğitim sisteminin bilgi'den uygulamaya döneceğini belirten Roger C.Schank'in bu yazısını pekçok thinktank ve uzman batıda uzun bir süredir tartışıyor, görüşüyor. Yukarda birkaç tanesine değindiğim nedenlerden dolayı, Türkiye'de bırakınız bu konunun konuşulmasını, henüz üniversiteler bilgiyi bile vermekten acizler, veya -kişisel tahminimce- bilgi veremeyecek adamlar hoca yapılmaktadır ki Türkiye gelişmesin. İntikamımız şedid olacak.
04.12.2007

Türkiye gibi bayan başına günde ortalama 5-6 saat tv seyredilen bir ülkede, en önemli pazarlama faaliyeti reklamdır. Çok fazla sayıda kişiye, çok kısa sürede ulaşabileceğiniz bir mecradır tv reklamları. Özellikle Seda Sayan, Binbir Gece, Popstar gibi çok fazla rating alan programlara verilen reklamlar, reklam vereni (eğer ürün niş markete değil, genel tüketiciye hitap ediyorsa) pişman etmemektedir.

Türk insanındaki bu tv seyretme, kitap okumama alışkanlığı, Türkiye'nin bir tüketim ülkesi olmasını hızlandırmış, bir türlü kendi ürününü yapamayan, kendi markasını oluşturamayan bir toplum haline sokmuştur.

Bu durum içinde, verdiğiniz reklamların izleyiciler (ve hedef kitle) içinde etkili olmasını istemez misiniz? Son zamanlarda, ünlü bayanların (Seda Sayan, Sibel Can) arkasına saklanıp, hiçbir equity/imaj iletişimi barandırmayan reklamlarıyla halıcılara özellikle duyrulur.

Reklamcılık üzerine en iyi kitaplar ise Türkçeye henüz çevrilmeyen Olgivy on Adveritising ile reklamcılık tarihinin amerikadaki gelişimini anlatan Madison Avenue (Türkçeye çevrildi) adlı kitaplardır.

Bu kitapta işin uygulama kısmından biraz daha fazla bahsedilmiş, stratejisinden değil. Ama özellikle print/yazılı basındaki reklamlarla ilgili çok çarpıcı örnekler var. Reklamcılıkla ilgilenenlerin okumasını tavsiye ederim.
03.12.2007

Türkçe olarak yayınlanmış en önemli pazar araştırma kitabı.

Geralt Zaltman Harvard üniversitesinde, Mind of the Market Laboratory adında bir laboratuvarda pekçok önemli araştırmayla, beynin düşünme mekaniği konusunda alanında en popüler akademisyendir.

Kendisi ZMET (Zaltman Metaphor Elitication Technique) adında bir de mateforlarla tüketicinin bilinçaltını okuma konusunda önemli bir pazar araştırma tekniğinin de patentine sahiptir.

Pazar araştırmasını fokus gruplardan ve anketlerden ibaret sayan, hatta alışveriş merkezlerinde bolbol gezen alışverişçileri stüdyo ortamına toplayıp, şöyle bir stand görsen ne yapardın gibi sorular soran bilimden 100 yıl geride kalmış bütün çalışanların okuması FARZ olan bir kitaptır.

Türkiye'de pekçok akademisyen dahil olmak üzere çok fazla sayıda pazarlama çalışanı pazar araştırma verilerini doğru yorumlamayı bilmemektedirler. Örneğin bugün çıkan bir haber: Türkiye'de türban kullananların sayısı 4 senede 4 kat arttı. Yok artık, biz abarttık ama çikolatasını abarttık diyesim geldi. Verilere baktığım zaman ise sonuç ortadaydı, son 4 senede çok fazla yayın yapıldı Abdullah Gül ve eşi için. Yüzde 90'ında başörtüsü denmedi, türban dendi. Dolayısıyla başörtüsü takan bayanlar da, bu medyadaki literatürden etkilenip, türban takıyorum demiş olabilirler. Benim burda altını çizmek istediğim şey, kaç yaşına gelmiş akademisyenin verileri ya bile bile, veya bilmeden yanlış yorumlaması. Senelerini bu işe vermiş akademisyen böyle bir hata yaparsa, siz düşünün Türk şirketlerinin, pazar araştırma adı altında ne hatalar yapabileceklerini.

Son olarak, bu kitabı pazarlama, pazar araştırma, finans, satış sektörlerinde çalışan, çalışmak isteyen, bütün okuyucalara tavsiye ederim. Tüketici Davranışları üzerine henüz Türkiye'de elle tutulur başka bir eser görmediğimi düşünüyorum. (Zaten olsaydı, dünya çapında en azından bir markamız olabilirdi)
Bu arada, bu kadar önemli bir kitabı yayınlayan MediaCat'e de teşekkür ederim.
03.12.2007

Kitapta ilk sorduğu soru: Hayattaki amacınız nedir?, etkili insan olmak için hayatta bir amacınız olması lazım. Para kazanmak mı? Mutlu/huzurlu olmak mı? Çoluk çocuk sahibi olmak mı? Relatif olarak (amcanızın oğlu, halanızın kızı, üniversiteden beraber mezun olduğunuz 5-10 kişiye göre) daha başarılı gibi algılanmak mı? İyi bir ev, lüx bir araba sahibi olmak mı? Ne için yaşıyorsunuz? Bu soruyu bilmeyen kişinin, etkin olmasına ihtimal yok diyor kitap. Bu sorunun sorulması, Kur'an gibi bir kitaba bu kadar yakın olan bir millette önemsiz gelebilir, ancak bu kitabın ve eğitimin batı dünyasında çok tutulmasının en önemli nedeni yine bu sorudur. 7 Alışkanlık (eng. 7 Habits) eğitimi amerikada ilk verilmeye başladığı zaman, bayağı bir katılımcı eğitimden işe döner dönmez istifa etmişler ve bir süre evde oturmayı, düşünmeyi, hayatla ilgili olarak bir anlayışa sahip olmayı seçmişlerdir.

Türkiye'de Kur'an var dedik, ancak bu soruyu soracağınız pekçok çalışan, cevap verirken ciddi zorluk yaşamaktadır. Ya bu soruyu unutmakta (ki unutmak çözüm değildir, bir afyondur) ya da 30 yaşında hayatın anlamını araştırmaya başlamaktadırlar. Böyle bir arayışın nedeni ise, hiç şüphesiz Kur'an'ı okuyup ya reddederek başka bir felsefe benimseyen, ya da bütün delilleriyle ona inanan insan sayısının düşüklüğüdür. Biz fakir ülke olduğumuz için, insanlar genellikle kısa yoldan köşeyi dönmek istemekte, veya çok dar bir görüşlülükle, komşunun oğlunu geçmeye çalışmaktadır.

Diğer geri kalan 6 alışkanlığı kitapta bulabilirsiniz. Hayatınızın amacını din dışında bulabilirseniz, diğer 6 alışkanlığın mantığını da bu kitap sayesinde öğrenebilirsiniz. Ancak, eğer hayatınızın amacını ancak Kur'an'da veya İncil'de bulursanız, o zaman diğer 6 alışkanlığı da Kur'an'da, Hadisi Şerifler'de, veya İncil kitaplığında bulabilirsiniz. Örneğin, Bir günü bir gününe eşit olan zarardadır, 7. alışkanlığı anlatan bir hadistir.

Bu kitabı henüz, Kur'an Tefsiri, İncil, Risaleler, Hadis'ler, Devlet/Eflatun gibi kitapları okumamış (veya okusa bile henüz anlayamamış) ve eleştirel bakıp da daha sonra hayat nedir sorusunu sormamış bütün Kitapyurdu okuyucularına tavsiye ederim.

(Soruyu sorup da muallakta kaldıysanız, Risaleler'den başka bir eserin bu sorunun cevabını doldurduğunu henüz görmedim)
03.12.2007

ŞAHESER. Her kitaplıkta, her rasyonel insanda bulunması gereken bir KLASİK.

Bu kitap için yapılan yorumları okudum, ve oldukça şaşırdım. Bu kitabı daha doğru anlatmak için kitabın bazı özelliklerinden bahsetmek istiyorum:

1. Bu kitap Hz. Musa (AS)'dan 600 sene sonra, M.Ö. 1400-1500ler gibi yaşadığı düşünülen Sokrates'e ait olan diyalog'ların öğrencisi Eflatun (Platon) tarafından kaleme alınmasıyla oluşmuştur. Önemi nedir? Hz. Musa (AS) ilk ilahi büyük dini enformasyon paylaşımının yaygınlaştığı bir dünyaya peygamber olarak indirmiştir. O zaman 2 merkez vardı: 1. iskenderiye, 2. atina site devletleri. İskenderiye'de M.Ö. 2000'de olan bilginin M.Ö. 1400 yıllarında Atina'ya ulaştığı, ve bu kitabın o etki ile kaleme alındığı bazı düşünürler tarafından dile getirilmiştir. Zamansal önemi ise, Atina'da felsefe'nin ve rasyonel düşünmenin en büyük vasıf sayıldığı o günlere ait, muhteşem bir anıdır.

2. Kitap bir ütopya'dan değil, M.Ö. 1400 yılında mantıklı düşünmeyi öğrenmiş bir kişinin, devletlerin yükseliş ve çöküşlerine ilişkin geliştirdiği teorilerinden bahseder. İlginç bulmadığım ama bazı kişilere ilginç gelen nokta ise, bu teorilerin hepsinin doğru çıkmasıdır. Yani, devletler Eflatun'un o zaman düşündüğü şekilde gelişip, aynı çizdiği şekilde ölmüşlerdir. (örneğin V.Mehmet Reşat'ın II.Abdulhamid'den sonra filistin topraklarını yahudilere açması ve Osmanlı İmparatorluğunun sonunu hazırlaması gibi). başka bir bilgi ise Amerikan devleti anayasasının bazı maddelerinde bu kitaba refere edildiğidir. Bu kitabın içinde ideal bir devletin nasıl olabileceği de teorik olarak yazılmıştır. Türkiye'deki köy enstitüleriyle, veya bazı hristiyan ve islam cemaatlerinin hizmet felsefeleriyle -kavramsal olarak- paraleldir.

3. Bu kitabı bir felsefe kitabı olarak görmeyen çok sayıda filozof vardır. Çünkü bu kitapta hayat nedir? sorusuna cevap aramak yerine, pekçok konuda (örneğin doğru nedir? yanlış nedir? devlet nedir?) o zaman daha önce sorulmamış soruların cevapları mevcuttur. Oysa, Aneximenes, Anaximondros gibi o devrin filozofları hayat kaynağı nedir? gibi sorularla uğraşmıştı. Bu kitabı felsefe kitabı olarak görmeyenlerin bir kısmı, bu kitaptaki bilgilerin Tevrat'tan etkilenerek hazırlandığı görüşünü de savunmaktadır.

4. Bu kitap bir diyaloglar kitabıdır. Bir mantık yürütme kitabıdır. Günümüzde gerek özel gerekse kamu organizasyonlarında en hastalıklı süreç, karar verme mekanizmasıdır. Kamuyu bir yere kadar anlayabiliriz, ancak özel sektörde, milyon dolarlık markaları olan şirket patronları, şirketlerine alınacak bir cihaza bile müdahale etmekte, hiçbir kararı çalışanlarına bırakmamaktadır. Bunun bir nedeni pekçok patronun, delegasyon yapamamaları ve vakitlerinin kıymetlerini bilmemeleridir, ancak diğer nedeni ise, maalesef pekçok çalışanın karar almayı, bir projeyi, bir rakip faaliyetini, bir makroekonomik gelişmeyi nasıl sorgulayacaklarını, yorumlayacaklarını, ve alternatif çözüm geliştirmeyi bilmemeleridir. Bu kitap ise mantıklı düşünme hakkındadır. Bu derde ilaçtır. Liselerde ve üniversitelerde not verilmeden, devam mecburiyeti olan bir ders olarak bu kitap okutulmalıdır, veya okunmalıdır.

Devlet'in, gelecekte iyi bir kariyer yapmak isteyen bir üniversite mezununun 100% okuması gereken, sıkılmak şöyle dursun, her diyaloğu anlamaya çalışmasının farz olduğu bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bırakın 100 temel eseri, bir müslümanın Kur'an'dan sonra okuması gereken en önemli kitaplardan birisidir. Yalnız bu kitabı okuduktan, ve düşünme/sorgulama yetisi kazandıktan sonra Kur'an'ı tekrar okumakta fayda görüyorum, görmediğiniz anlamları görür duruma gelebilirsiniz. Said Nursi'nin Risaleler'ine yarı-benzer bir şekilde saf mantığı ön plana çıkartan bu kitaptan potansiyel olarak alabileceğiniz eğitimin karşılığını bir üniversite eğitimiyle bile değişmek istemeyebilirsiniz.

Ben çok eski bir Sabahattin Eyüboğlu tercümesini okumuştum. Sanırım piyasada artık değişik tercümeler var. Ben hiç sıkılmamıştım kitabı okurken, belki 1-2 tercümeyi/sadeleştirmeyi karşılaştırabilecek bir Kitapyurdu okuyucusu en iyi ve en doğru sadeleştirme konusunda yardımcı olabilir.