Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
SALVAMEA Tarafından Yapılan Yorumlar
Geçmiş miraslarıyla, eğitim sistemleriyle ve toplumsal organizasyonlarıyla, yakın geçmişte ve günümüzde de, Almanya’nın psikolojiye, Fransa’nın ise felsefeye/filozofiye dünyada liderlik yaptığını düşünüyorum. Bu inanılmaz lezzetli kitap, ancak ve ancak Fransa’dan çıkabilirdi, ve öyle de olmuş. Kitap yürümenin ne olduğunu basit bir şekilde anlatarak başlar. Amerika doğumlu ender düşünürlerden birisi olan (ki o da bütün bu ender kişilerde olduğu gibi Amerikan değerlerine karşıdır) Throeau’nun Walden’de yaptığı yürüyüşlerden, gelmiş geçmiş en önemli eğitim kitabı olan Emile’nin yazarı Rousseau’nun, batının Hristiyanlığın içini boşalttığını deşife eden büyük insan Nietzche’nin, Farabi’nin devamı olan Alman İdealizmi’nin ana aktörü Kant’ın yürüyüşlerinden örnekler verir. Meraklı ve bilgili okuru, Thales’in Türkiyemizin Aydın’ında, Platon’un ve Sokrat’ın akademilerinde, Hz. İsa’nın bahçede, Hz.Muhammed’in hicrette yaptıkları yürüyüşlere götürür. Sordurur: benim yürüyüşüm nedir? ve nereye?
Fichte’nin bir sözü vardır. Yapılan bir işin keyfini almak için üç şeyin çok kritik olduğunu söyler. Bunlardan birisi yapılan işin tarihi gelişimini bilmek olduğunu söyler. Mühendislik mezunu, ana odağı daha iyi bir dünya için yönetim ve eğitim sistemleri olan benim için, sanat tarihi (her ne kadar siyasi olaylarla sanatın içeriği inanılmaz bir korelasyon gösterse de, örnek: Medici Ailesi) uzak bir konu olmasına rağmen, meraklı bir kitap okurunun kaçırmaması gereken bir kitap olarak niteleyerek okudum. Herhangi bir şeyin gelişim sürecini görerek “süreç düşünme” becerisine katkı sağlayabileceği için muhteşem bir eserdir. Sadece sanat tarihçilerine değil, meraklı insanlara -örneğin İslam Medeniyetinde basit/sade olan Kabe’den Süleymaniye’ye nasıl geldik?’i sorgulayanlara- da ışık tutar. Bu kitapla beraber Sanat üzerine gelmiş geçmiş en önemli başyapıt olarak gördüğüm Tolstoy’un Sanat Nedir?’ini tavsiye ederim.
Bu kitabı, kişiler arası ilişkiler ve psikoloji alanlarında uluslararası çok satanlar listesinde bulunduğu için takip ediyordum, Kitapyurdu’nun yeni çıkan kitaplar bilgilendirmesinde görünce okudum. Kitap çok basit başlıyor, ancak, ilerledikçe insanı hayatında tanıdığı insanların nasıl iletişim kurduğunu, kendi iletişim şeklini düşünmeye itiyor, insanı enfes bir yolculuğa çıkartıyor. Mevcut ABD kültürünün, ve bence Türkiyemizde de geçerli olan kültürün, bize rekabetçi iletişime, doğru/yanlış yargılaması gibi yanlış iletişime sürüklediğini belirttikten sonra, Şiddetsiz İletişim’i 4 ana başlıkta özetliyor: 1.bilinçli olmak, yani hayatı doğru anlamak, 2.dil, 3.iletişim, 4.gerçek ve samimi iknanın nedenleri. Özellikle birinci madde, Allah’a iman eden bir toplumda gereksiz görülebilir, ancak Andre Comte Sponville’nin Büyük Erdemler Risalesi’nde belirttiği gibi, iman olmayınca bu erdemlere ihtiyaç oluyor. İletişim üzerine iyi kitaplardan birisidir, tavsiye ederim.
Çok basit bir soruyla yorumuma başlıyorum: Çok yüksek bir analitik zekaya sahip olan bir kişinin, yabancı dili öğrenmekte zorlanması normal midir? Evet, çünkü dil zekası başka bir zeka tipidir. Hatta, uzamsal zeka da analitik zeka ile farklı zeka tipleridir, birisi varsa diğerini garantilemez. İnsanoğlunda hangi farklı yetenekler vardır? sorusu, dünyadaki en önemli şey olan eğitim sistemi tasarlamak için kritik önemdedir. Çocuğun yeteneğini henüz küçükken anlamak ve çocuğu o yeteneğe yönlendirmek, hem bireylerin dünya hayatını mutlu yaşamaları, hem de toplumsal verimlilik ve başarı için üst düzey eğitim sistemlerinin temelidir. 1983 yılında basılmış olan bu kitap, bu yeteneklerin kategorizasyonuna bir teori, bir hipotez, bir çalışma olması açısından her eğitimcinin (ve özellikle eğitim tasarımcılarının) mutlaka okuması gereken eserlerden birisi olduğunu düşünüyorum.
2018’de yayınlanan bu kitap, 9 dile çevrilmiş, dünyada 120’den fazla ülkede okunması ve kullanılması için Milli Eğitim Bakanlıkları tarafından özellikle sınıf öğretmenlerine önerilmiştir. Bu bilgiler bile, bu kitabın bir öğretmenin kütüphanesinde olması gerektiğini gösterir. Ancak, kitap çağdaş ABD eğitim sisteminin bir ürünüdür, çok yüksek bir beklenti içine girilmemesini öneririm. Kitapta, okulun, eğitimin ve öğretmenliğin felsefesi yoktur. Amerikalı bir eğitim filozofu olan John Dewey’in kitaplarının bir sayfası bile edemez. Üstün Japonya ve Finlandiya eğitim sistemlerinin ulaştıkları noktanın çok altındadır. Bu beklenti ile, “sorumluluklarını yerine getirerek erdemli insan yetiştirmek için muhteşem bir eğitim sistemi tasarlamak” amacını taşıyan gerçek öğretmenlere sırf dünyadaki gelişmeleri takip etmeleri için bu kitaba baklamalarını öneririm.