Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930
E-Dergi
Muhammet Musab Özden Tarafından Yapılan Yorumlar
Hocanın muhtelif kısa yazılarından oluşturulmuş bir kitap. Bu yazıların hepsi aslında insanın hayata dair farkındalığını arttırmayı amaçlıyor. Bir yazıda ölümün hayatın tabii bir parçası olduğunu hatırlatırken diğer bir yazıda insanın ne kadar mühim şeyleri ne kadar ehemmiyetsiz şeylere feda ettiğini fark ettiriyor. Hocanın bu kitabını okuyup her bir yazısından ders alan bir okur, sadece kendi hayat kalitesini değil sevdiklerinin hayat kalitesini bile arttırır. Zira insanın mutlu olabilmesi için pek çok durumda bakış açısını değiştirmesi kâfi. Hoca da kitapta hayatın farklı alanlarında bu bakış açısını yakalayabilmemiz için pencereler açıyor, fikirler veriyor, teşvik ediyor. Bunu sade ve öz bir şekilde yapıyor olması da kitabı hiç bıkmadan usanmadan okumanızı sağlıyor. Ancak kitabın -günlük su ihtiyacı gibi- düzenli ve miktarınca okunması maksadına daha uygun. Obsessif okuyucular kitabı çekirdek gibi çitleyip tüketmiş olur.
1891 doğumlu Halit Fahri Ozansoy'un çocukluğundan hatırladığı Ramazanlara dair farklı portreler ve hikayeler sunan kitap sade ve akıcı bir üsluba sahip. Kitapta oruçlu olanların hallerinden açıkta oruç bozanların karşılaştıkları cezalara, Ramazan'a has Karagöz, Orta ve tiyatro oyunlarından camilerdeki sergi ve mahyalara, iftar ve teravihlerden sahur ve davulculara kadar pek çok Osmanlı adet ve itiyadına yer verilmiş. Bunun dışında yazar sokak köpekleri problemine, meşhur İstanbul yangınlarına, Abdülhamid devrindeki bazı baskıcı ve akıl almaz uygulamalara örnek olarak bir polis baskınına da yer vermekte. Çocukluğunda şahit olduğu bazı ufak hadiselere ve tiplemelere de yer veren Ozansoy Osmanlı devrinin son dönemindeki Ramazanlarını okuyucuya sunuyor. Bilhassa meşhur Direklerarası eğlencelerini ayrıntılı anlatmış olması o dönemi zihinde canlandırma imkânı sunuyor. Ayrıca günümüzde muteber bir Osmanlı adeti olarak görülen diş kırasını da çok farklı şekilde anlatması dikkat çekici.
Aliya bu kitabında Doğu (Komünizm) ve Batı (Kapitalizm) ile bir hesaplaşmaya giriyor ve İslam'ın üçüncü bir yol vadettiğini göstermeye çalışıyor. Bunu yaparken felsefeden sanata, siyasetten iktisada, bilimden ahlâka pek çok farklı alanda mezkur iki sistemin yanlışlarını ve yetersizliklerini gösteremeye çalışarak İslam'ın bu alanlardaki yaklaşımını ve ilkelerini göstermeye çalışıyor. Yaşadığı yüzyıldaki büyük meydan okumaları göğüslemeye çalışan Aliya Müslümanca bir duruşun ve eylemin nasıl olması gerektiğine dair de bütüncül bir sistem ortaya koymaya çalışıyor. Ancak tüm bunların yanı sıra Aliya'nın yaşadığı zamandaki siyasi çift kutupluluğun onun dünyaya bakışının merkezine dualiteyi yerleştirdiği gözden kaçırılmamalıdır.
İslam Deklarasyonu başta olmak üzere İslam Düşüncesi ve Medeniyetine, Batı Medeniyetine dair pek çok kitabın okunup bir altyapının oluşturulması ve okurun belirli bir fikrî olgunluğa erişmesi eserin daha net ve doğru anlaşılabilmesi için faydalı olacaktır.
Mezhebler tarihi ile ilgili bilgilenmek için tavsiye edilir. Zira ilk üç asırdaki mezheblerin teşekkülünü geniş geniş anlatıyor. Ancak Mutezile düşüncesine 241 sayfalık kitabın 173. sayfasında sıra geliyor. Ayrıca kitabın geniş mezhebler tarihi malumatı Basra anlatılırken de Mutezile düşüncesinin teşekkülü anlatılırken de bol bol tekrar ediyor. Genel bilgilendirme için okuyacaklara tavsiye edilir. Ama Basra Mutezilesini merak ederek veya bu konuya akademik kaynak olarak müracaat etmek için okunacak kitap değil. Ayrıca "mevaliler" gibi Türkçe garabetleri ve eksik editörlükten neşet eden onca anlam bozukluğu vs. de yayınevinin mizanpaj, cilt ve baskıdan ibaret bir yayın hizmetinin olduğunu gösteriyor. Aslında önmeli bir konuda gayret gösterilerek hazırlanmış, fakat -bilhassa konunun arkaplanına dair malumatı olan okuyucu gözünde- başarılı bir netice ortaya konamamış bir eser.
Eserin dili sade ve olay örgüsü akıcı. Bununla beraber edebî açıdan da biraz yalın. Tam olarak Tarık Buğra'nın Osmancık eserinin muadili. Eser Şeyh Cüneyd'den başlayarak Safevî tarikatının devletleşme serüvenini Şah İsmail'e kadar başarılı bir şekilde aktarıyor. Bu esnada hem tarihî olaylara yer veriliyor hem de kırılma ve dönüşümler gösterilmeye çalışılıyor. Dönemin ruhunu yansıttığı söylenebilir. Ancak bu yansıtma da kısmen başarılı. Mesela gerek Şii düşüncenin, gerekse Safevî geleneğin fikrî yönü biraz zayıf kalıyor. Dönemi merak edenler için güzel bir başlangıç kitabı.