Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

24.12.2003

Fazlı Necip’in Deli İbrahim dönemini anlatan, bu dönemde sarayda veya saraya yakın yaşayan kadınlar, paşalar, vezirler ve yeniçeriler üzerine kurgulanmış bir romanı. Romanın baş kahramanları ise Deli İbrahim, annesi Kösem Sultan, yeni gözdesi Nuru Ayn Sultan, eski gözdesi Şekerpare Sultan, Mısır valileri Nakkaş Paşa ve Maksut Paşa, İdam edilen Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Linç edilen Hazerpare Ahmet Paşa ve benzeri diğer saray erkanı. Sarayda geçen iktidar mücadeleleri, padişah hanımlarının ve analarının egemenlik mücadelesi ve sadrazamlık savaşlarını sürekleyici bir uslupla hikaye edebilmiş yazar. Kaybedenin sonunun ölüm olduğu bu mücadelelerde dönemin tüm zaaflarını, çürümüşlüğünü ve Osmanlıyı yıkan sonun başlangıcını gözler önüne seriyor yazar. İbrahim’e her ne kadar “Deli” lakabı takılmış ise de saraydaki tek delinin o olmadığını görüyoruz bu romanda.
Tarih sevmeyenlere sevdirecek bir roman, tarih sevenler ise hiç kaçırmasın bu kitabı.Özellikle öğrenciler bu romanı okurlarsa Osmanlı’nın ilgili dönemini çok rahat kavramış olurlar.
24.12.2003

Dr. Yaşar Kalafat, Kırım ve Kuzey Kafkasya’dan sonra bu kez de aynı hassasiyet içinde Güney Kafkasya’yı dolaşıyor, yerel halk ve yöneticilerle görüşüyor ve izlenimlerini bu kitapta topluyor. Bu kitapta ağırlıklı olarak Nahcivan bölgesine yer verilmiş, kitabın yarısından fazlası bu bölgeyi içeriyor. Nahçıvan coğrafi olarak da Anadolu’nun bir uzantısı olduğundan, haliyle Anadolu kültürü ile aynı özellikleri taşıyor. Nahçıcan’da 1995 yılında yapılan, Ermeniler tarafından katledilmiş Türkler için anıt mezarın açılış törenine katılan yazar, açılışta dünyanın çeşitli yerlerinden gelen araştırmacıların yaptıkları konuşmalardan bazı özetleri de kitaba eklemiş. Bu açılışta Ermeniler’in haklılığına dair yapılan konuşmalar da dikkat çekiyor. Kitapta ilaveten Azerbaycan ve Gürcistan bölgesindeki halkın kültürel yapısı incelenmiş. Yazarın özellikle vergulamaya çalıştığı konu ise dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk kökenli halkların dağıldıkları coğrafi konumun yaşayış tarzından etkilenmiş olsalar da temel de aynı kültür temeli üzerine kurulu olduklarını halen terkedilmemiş inanç ve yaşayış tarzlarından örneklerle ortaya koyuyor. Örneğin; doğum, evlenme, ölüm gibi olayların merasimleri dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış tüm Türk halklarında büyük oranda aynı olduğu görülüyor.
24.12.2003

Yazarın Kırım ve Kuzey Kafkasya gezi notlarından oluşturduğu bir kitap. Yüzyüze görüşmelerle meydana getirilmiş bir eser. Fakat bazı münferit konularda biraz fazla genelleme yapıldığına rastladım. Mesela; 19-20 yaşlarında evlilik yapıldığını ve eşler arasında 1-2 yaş farkı bulunduğunu yazıyor. Bütün bir coğrafyada sözbirliği etmişçesine aynı yaş ve yaş farkıyla evlenilmesi mantığa pek uygun gelmiyor bence. Bölgede yaşayan Yahudi Türklerle görüşmeler yapılmış ve bu halk hakkında kitapta geniş yer verilmiş. Hazar Türklerinin kalıntılarından olan Karaim, Kırımcak ve Karay Türkleri Yahudi inancına sahip olmalarına rağmen İsrailli Yahudilerden oldukça farklı olduğunu görüyoruz. Tüm Türk halklarında bulunan eski Şaman kültürünün izlerini onların da devam ettirdiği görünüyor. Tüm dünyada toplam 4500 kişi olan ve yarısının Kırım’da yaşadığı anlaşılan Yahudi Türkler hakkında daha derin bilimsel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu görüşündeyim. Eserde ayrıca Dağıstan ve Çeçenistan bölgesine geniş yer verilmiş. Bölge halkının içinde bulunduğu ihtilaflı durumdan Ruslar’ın hayli faydalandığı anlaşılıyor.
24.12.2003

Yazarın 1980’li yıllarda yazdığı makalelerinden derlenmiş bir kitap.
Yazar, Türkiye’nin geleneğinde bilime saygı olduğu ve bilimadamlarına itibar gösterildiğini belirtiyor, eğer öyleyse bu günkü bilimin içine düştüğü içleracısı durum nereden geliyor acaba? Madem ki bilime ve bilimadamına bu kadar itibar vardı üretilen bilim sanayileşmeye ve toplumsal refaha neden katkı sağlamadı acaba? Harf devriminin geçmişle bağın koparıldığına neden olduğu iddialarına karşı, aynı alfabeyi kullansak dahi eski belgeleri ancak bir uzman vasıtasıyla anlayabileceğimizi, 16. yüzyıl Venedik arşivlerinin bile bu gün aynı alfabe kullanılmasına rağmen sıradan Venedikliler tarafından anlaşılamadığını örnek gösteriyor.
Türk kökenli toplumların konuştuğu Türkçe’lerin aslında farklı diller olduğunu belirtiyor, oldukça kafa karıştırıcı bir açıklama. Hatta birbirlerini tercümansız rahatlıkla anlayabilen slav dillerinin bile farklı diller olduğu görüşünde.
24.12.2003

1973 yılında esrarengiz bir şekilde otel odasında ölü bulunan yazar, eğer yaşasaydı kitabında bulunan öngürülerinin bugün bu kadar gerçekleşmiş olmasına kendisi bile şaşırırdı herhalde. Yazar, şark meselesi hakkında çeşitli yazarların görüşlerini aktardıktan sonra kendi görüşlerini belirtmiş. Bazı yazarlara göre şark meselesinin sebebi ekonomik, bazılarına göre ise kültürel ve dinsel. Yazara göre ise şark meselesi 634 yılında Halit bin Velid’in Kudus’ü ele geçirmesiyle başlamıştır ve bu güne kadar da hem ekonomik hem de dinsel ve kültürel olarak süregelmiştir. Bu süreçte yaşananları ibretle izleyebilirsiniz.