Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

17.02.2003

Kapital
1850’li yılların İngiliz sanayii dikkate alınarak kaleme alınmış önemli bir eser. 1844’de çalışma koşullarının iyileştirilmesi konusundaki yasaları sanayiciler çiğnemeye başlayınca eski ağır çalışma koşulları yeniden gündeme gelir ve 1848 ayaklanmasını doğurur.
Marx’ın baş yapıtı olan Kapital, Marx’a karşı olan ya da olmayan herkes tarafından okunmalı. Kapital’in nasıl bir kitap olduğunu yorumlamak bize düşmez belki de. Kapitalizmin en vahşi haliyle uygulandığı 1850’li yıllarda bazı uygulamalara ve haksızlıklara seyirci kalamadığı için iyi niyetle yazılmış bir eser olduğunu düşünüyorum. İçindeki pek çok hüküm bu gün hala geçerli olabilir mi diye düşünecek olursak da pek çok konunun bu gün geçerli olamayacağını düşünüyorum. Hala geçerli olması da şart değil bence, çünkü dönemi gereği görevini tamamlamış ve bazı yanlış uygulamaları düzeltmiştir. Çoğu hükümler de kendi dönemindeki olgulara göre oluşturulmuştur. Mesela; metanın emeğin donmuş hali olduğunu savunuyor Marx bu eserinde. Yani bir meta analiz edildiğinde büyük bölümünün emek olduğunu öne sürüyor. Fakat emek de homojen değil, metanın içindeki hangi emek hangi değerde bunu ölçebilmek çok zor. Sonra metanın üretim sürecinde bulunan akılın katkısı nasıl ölçülecek, akılın değeri nasıl belirlenecak? Bu sorulara cevap bulamıyoruz Kapital’de. Bir diğer önemli konu da arz / talep dengesinin sağlanması sorunu. Bunu devlet otoritesi belirlemeli ve hangi mala ne kadar talep olacaksa o miktarda üretilmeli diyor Marx, bu sefer de ürün çeşitliliğinin nasıl sağlanacağını anlayamıyoruz. Marx’ın, çocukların çalıştırılmasına son derece karşı olduğunu anlıyoruz, çocukların çalıştırılmasını, olgunlaşmamış meyvanın koparılmasına benzetiyor, çok yerinde bir benzetme.

Dikkatimi çeken bir diğer konu, yazarın o dönemde farklı görüşü savunan iktisatçıları saflıkla, bilgisizlikle, zaman zaman da aptallıkla suçlaması. O dönemde kaynaklanan yoğun tartışmaların etkisinden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama karşı görüşlere daha ılımlı yaklaşarak da tezlerini savunabilirdi diye düşünüyorum.
Ayrıca, 566. sayfanın dipnotunda, Martin Luther’den yaptığı alıntıda Türkler’in kötü insanlar olduğu ifadesi var, okuyucuların dikkatine sunuyorum.
10.02.2003

Yalçın Küçük Gebze Cezaevinde yazdığı Tekelistan adlı eserinde ilginç konulara değinmiş. Nova Tanzimat adlı bölümde; Osmanlı'da 1839'da ilan edilen tanzimat fermanının azınlıkların haklarını korumak için gerçekleştirildiğini, Türkiye'nin 1990'dan buyana AB'ye giriş için yerine getirmek zorunda olduğu Kopenhag Kriterlerinin ise Kürt kökenli halka haklarını vermeye yönelik olduğu düşüncesiyle "Nova Tanzimat" adını verdiğini söylüyor. Yazarın ayrıca eserinde ele aldığı isim-bilim çalışması ile kişilerin Yahudi bağlantılarını ortaya koymaya çalışmış ki oldukça paranoya yüklü bir çalışma olmuş. İlgili bölümü okuyan okur kendisinin bile bir Yahudi bağlantısı olup olmadığı konusunda şüpheye düşebilmektedir. Yine de olaylara farklı açılardan bakabilme yeteneği kazandırabilecek bir eser olmuş, okunmasını tavsiye ederim.
08.02.2003

Çetin Altan, Ahmet Altan ve Mehmet Altan'ı birarada inceleyen güzel bir kitap. Yazıları ve görüşleri ile bu yazılar ve görüşler nedeniyle yargılandıkları davalar da ayrıca ele alınmış. Çetin Altan'ın anıları arasında yer alan M.Akif Ersoy'un oğlu ile ilgili kısım okuyucunun içini buruyor kesinlikle. Ahmet Altan'ın orduya "kışlana dön" dediği için yargılandığı DGM'de verdiği savunmada "Beni değil, bu yazıyı yazmama neden olanları yargılayın" diyor hakime. Mehmet Altan da "camiye karşı kışlayı savunmak ilericilik değildir" diyor. Mutlaka okunması gereken güzel bir eser.
28.01.2003

Bergama'daki altın madeni direnişçilerinin aslında Alman casusu gibi çalışan Alman vakıflarınca örgütlendiğini, Almanya'nın Türkiye'ye her yıl 2 milyar dolarlık altın ihraç ettiğini, bunu devam ettirmek için de Türkiye'de altın üretimini nasıl baltaladığını açık açık anlatmış yazar. Bergama'dan çalınan tarihi eserlerin iadesini istemek için Alman Makamlarına başvuran belediye başkanının nasıl zor kullanılarak kovulduğunu, ancak altın madeni direnişi sözkonusu olduğunda aniden Türkiye çevre dostu olan Almanların İbret verici dosyası bu eserde ayrıntılarıyla var. Mutlaka okunmalı.
24.01.2003

Türklerin islamiyetten öceki yaşam tarzlarını görebilmek için hazırlanmış güzel bir eser. Yazar, hiç bir toplumun yeni bir dine geçtiğinde eski alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını kısa sürede bırakamayacağını, bu hayat biçimini yeni dinine de monte ederek sürdürdüğünü belirtiyor. Türkiye'deki, dallara çaput bağlayanları, özel kabul edilen günlerde ateş yakanları, vs. şamanlıktan gelen alışkanlıkları sürdürenleri toplasanız camiye gidenlerin sayısından fazladır diyor, ilgi çekici bir tesbit. Yazar, Türklerin islamiyeti zorla kabul ettiklerini, bu yüzden eski alışkanlıklarını tekedemediklerini savunuyor, buna pek katılamadım zira; zorla din değiştiren milletlerin, bu “zor” o toplumun üstünden kalktığında yine eski dinlerine döndükleri görülmüştür, halbuki Türkler tekrar şamanlığa dönmemişlerdir. Her çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçiş aşamasında eski alışkanlıkların da hemen terkedilemeyip yeni dinde yaşatıldıkları muhakkatır, alışkanlıkların yerini akıl ve mantık almaya başladıkça bunlar terkedilmektedir. Ayrıca yazar, Türklerin İslamiyet öncesi yaşamında kadın erkek eşitliğinden söz etmekte, islamla birlikte bu eşitliğin yok olduğunu savunmaktadır. Öte yandan da islamiyet öncesi yaşam tarzında on tane karısı olan erkeklerden bahsetmektedir, bu bir çelişkidir ve yazarın burada cinsel eşitlikten neyi kastettiği anlaşılamamaktadır. İlk kez bu eserde Yahudi Türkler kavramıyla karşılaştım (Hazar Türkleri), bilindiği üzere Yahudilik İbrani ırkı ile sınırlı bir din olduğundan Türkler arasında Yahudiliğin nasıl yayıldığı da ayrıca eserde belirtilmemektedir.