Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

29.12.2002

Yakın tarihimizin diplomatik mücadeleleri sürükleyici bir anlatımla okuyucuya sunulmuş.
Masa başında kazanılan zaferlerin savaş alanlarında kazanılanlar kadar önemli olduğu, hatta bazen daha da önemli olduğu ibretlerle anlatılmış. Kıbrıs konusunda neden sadece Türkiye’ye amborgo uygulanıp Yunanistan’a uygulanmadığı hakkındaki bir soruya ABD dışişleri bakanının verdiği cevap kitaba alınmış ki gerçekten bir ibret belgesi. Dünya diplomasi manevralarının Türkiye'yi hangi açılardan etkiledikleri de ilgi çekici bir tarzda anlatılmış. Mesela 1960 yılında ABD ile Küba arasındaki krizin Türkiye'yi ne şekilde etkilediğini görebiliyoruz bu kitapta. Basının, diplomaside bir propoganda aracı olarak kullanıldığını, toplumun düşüncelerini amaçlanan bir yöne yönlendirmek için yakın tarihte sıkça kullanıldığını örnekleriyle okuduğumuzda da basının ne kadar özgür olabileceği konusunda endişeye düşüyoruz. Kıbrıs konusunu da ele alan yazar bu konuda bu güne kadar yaşanan diplomatik olayları Ada'nın kısa tarihiyle birlikte çok güzel özetlemiş. Bu konuda tereddüt ettiğim bir konu ise Kıbrıs mücadelesinin Cumhuriyet tarihimizin en başarılı diplomasi mücedelesi olduğundan söz etmesi. Kıbrıs konusunda memnun olan tek bir taraf yoksa başarı nerede acaba? Bir de yazar çok sık olarak Atatürk'le birlikte başlayan batılılaşma hareketinden bahsetmiş ama batılılaşma hareketi en belirgin olarak Atatürk'ten yaklaşık yüz yıl kadar önce Tanzimat ve sonrasındaki Islahat Fermanıyla başlamıştı. Okunması gereken güzel bir eser ve yaşanan olaylardan oluştuğu için bir kaynak kitap olmuş.
29.12.2002

Futbola sadece milli maçlarda seyirci olarak ilgi duyan biri olarak bu kitabı kitapçı rafında görsem ne kadar ilgi duyardım bilemiyorum ama Kitapyurdu'nun hediyesi olarak elime geçen kitabı okuduğumda futbolun sadece seyircilikten ibaret olmadığını, perde arkasında pek çok hesapların yapıldığını sade bir anlatımla görmüş oldum. Mesela zengin ülkelerdeki popüler futbolcuların, ihtiyaç olunmasa bile Avrupa kulüpleri tarafından transfer edilerek bu ülkelere futbol görüntülerini pazarlamayı gerçekleştirdikleri gibi bir hatırlatmada bulunulmuş. Zidane'yi transfer eden kulübün ise futbola sıra gelene kadar düşündüğü pek çok hesabın olduğu gözler önüne serilmiş. Bir de kitapta "Kardelen" isimli bir bölüm var ki okuyunca Beşiktaşlı olmadığıma üzüldüm gerçekten. Beşiktaşlı'ların gururunu okşayacak bir bölüm olmuş. Futbol tutkunları için bir solukta okunabilecek eğlenceli bir kitap.
25.12.2002

Güzel bir konu işlenmekle birlikte kişi tasvirleri biraz yavan kalmış. Romandaki kişiliklerle bütünleşemiyor okuyucu, hep yabancı kalıyor. Sonra çok gereksiz ayrıntılar var. Tarlada çalışan kadınların tuvalet ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini bu kadar detaylı ve uzun anlatmaya gerek yoktu. Adet dönemine giren Meryemin çektiği sıkıntıları bu kadar ayrıntılı ve uzun anlatmaya gerek yoktu. Romanın pek çok yerinde düzey çok düşürülmüş. Gereksiz küfürler ve argolar romana malzeme edilmiş. Ayrıca askerdeki Cemal tanıtılırken "...Gabar Dağında Kürtlerle savaşıyordu" ifadesi kullanılmış ki çok yadırgadım. Güneydoğuda PKK terörüne karşı bir mücadele vardı ama Kürtlerle savaş diye bir şey yoktu. Bu çok rahatsız edici bir ifade bence. Bir diğer rahatsız olduğum konu ise Meryem'e tecavüz eden amcasıyla ilgili bölümü anlatırken yazarın, bunun Anadolu'da sıkça yaşanan bir olay olduğunu ifade ederek çirkin bir genellemeye girmiş olması. Sonuç olarak; hayır sayın Livaneli, olmamış.
25.12.2002

Sayın Oktay Sinanoğlu'nun ilk kitabı olan "Türk Aynştaynı" adlı kitabı beni çok etkilediğinden daha sonraki tüm kitaplarını da okumak zorunda hissettim kendimi. "Bye Bye Türkçe" ve "Hedef Türkiye"den sonra "Büyük Uyanış" adlı kitabını da bir solukta okudum. Yine bu eserde de asıl konu Türkçe ve Türkçe eğitimin önemi ile yabancı dilde yapılan eğitimin zararları. Tüm bunlara katılmamak mümkün değil. Yabancı dille eğitim alan öğrencilerin beyinlerinin nasıl uyuşmuş olduğunu ve ezbere dayalı öğrenim sonucunda düşünme güçlerini kaybetmeye başladıklarını üzülerek görebiliyoruz. Bu kitabı okuyan anne babaların çocuklarına asla yabancı dille eğitim yaptırmayacaklarına eminim.
Ayrıca sayın Sinanoğlu AB'nin Türkiye için hiçbir gelecek vadetmediğini, Türkiyenin hayrına olmayacağını yazmış ancak Türkiye'nin içsömürge düzeninden nasıl kurtulabileceğine değinmemiş. AB'siz demokrasi standartlarına nasıl sahip olabileceğimize de değinilseydi daha aydınlatıcı olurdu düşüncesindeyim.
11.12.2002

Rusya Bilimler Akademisi tarafından kollektif olarak hazırlanan bu eser Marx’ın hayatını tüm yönleriyle ele almış. Tercümesi biraz devrik cümlelerle ve ağır olsa da yavaş okunduğu taktirde anlaşılması mümkün. Daha akıcı bir tercüme olabilirdi diye düşünüyorum.
1850’lerdeki gibi kapitalizmin en vahşi şekilde uygulandığı, insanların günde 20 saat her türlü sosyal haktan mahrum olarak çalıştırıldığı bir süreç ancak Karl Marx gibi idealist, mücadeleci ve kararlı biri tarafından durdurulabildiği anlaşılıyor. Ve görülüyorki bugünün liberal ekonomisi Karl Marx’dan çok şey öğrenmiş.
Bana göre Marx’ın hataları, aklın kamulaştırılamayacağını dikkate almaması ve dini inancın insan psikolojisi üzerindeki etkilerini görmezden gelişi olmuş.
“Din insanların mücadele azmini felce uğratır ve sonunda mevcut sistemin kabulüne yol açar” diyor Marx. Kendisi zorla din değiştirmiş bir yahudi ailenin çocuğu olan ve aile içinde Yahudi, dışarıda ise Protestan olarak yaşamanın getirdiği bir iç çatışmanın sonucu olarak mı, yoksa gerçekten böyle düşündüğü için mi dini reddettiğini anlayamıyoruz bu eserde. Bazı konularda psikolojik çözümlemelerden uzak durulmaya özen gösterilmiş.
Marx sık sık, demokrasiden ve özgürlükten bahsetmesine rağmen bir gün geliyor ve proletryanın devrimci diktatörlöğünden söz edebiliyor. Bu bir çelişki gibi geldi bana.
Bir çağa damgasını vuran ve tarihin akışını değiştiren Marx’ın biyografisinin, yaşadığımız dünyayı daha iyi anlayabilmek için okunması gereken bir eser olduğuna inanıyorum.