Toplam yorum: 3.285.257
Bu ayki yorum: 6.783
E-Dergi
denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar
Sabetaylar hakkında detaylı bilgilerin anlatıldığı bir eser. Kendisi de bir Sabetay olan yazar, Sabetaycıların dışarıya karşı müslüman fakat kendi içlerinde Yahudi kimliği ile yaşadıklarını örnekleriyle anlatıyor. Fakat pek çok konu yazarın da izah ettiği gibi belge bulunmaması nedeniyle gözlemlere danarak yazılmış. Eser okunduğunda Türkiye’nin idari ve siyasi sisteminde, basın camiasında Sabetaycıların etkili olduğu düşünülüyor. Eserde en dikkatimi çeken konu ise Atatürk’ün okuduğu Şemsi Efendi Okulu’nun kurucusunun asıl adının Şimon Sevi adında bir Sabetay olması ve bu okula ilk dönemler sadece Sabetay cemaatinden olan kişilerin kabul edilmesi. Çok daha sonraları cemaat dışından da kişilerin okula kabul edildikleri anlatılıyor. Yazar İsrail’in 2. cumhurbaşkanı Ben Zvi’nin de Sabetaycı olduğunu, dolayısıyla Türkiye ile İsrail arasında bir takım örtülü bağlar olabileceğini ima ediyor.
Gılgamış destanını en özet şekilde okuyabileceğimiz bir eser. Destan hakkında asgari seviyede fikir sahibi olmak isteyenler için ideal bir kitap olmuş. Eserde, ilgili dönem hakkında (M.Ö. 3250), halkın yaşayış tarzı hakkında da bilgi edinilebiliyor. Örneğin, Sümerlerin mezopotamya’da yaşadığı, günümüze benzer bir eğitim-öğretim düzeni mevcut olduğu, belli bir adelet ve ticaret sistemi kurulduğu, vb.
Bütün kutsal kitaplarda geçen Nuh Peygamber ve Nuh Tufanı burada da Utnapiştim olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca kutsal kitaplarda normal insan ömrüne göre çok fazla yaşayan Nuh Peygamber Gılgamış Destanı’nda, kendisine “tanrılarca ölümsüzlük bahşedilmiş insan” olarak tasvir ediliyor.
Enver Paşa, Atatürk, İnönü ve Menderes’in biyografilerini zengin bir anlatımla okuyucuya sunan Şevket Süreyya Aydemir bu sefer de kendi yaşamını anlatmış bu eserde. Dünyanın şekil değiştirdiği bir dönemde yaşayan ve bu dönemin pek çok kesitinde kendisi de yaşamış olan yazar anılarını ilgi çekici ve okuyucuyu düşündürücü bir tarzda ele almış. Kendisinin İstiklal Mahkemelerinde yargılandığı sıralardaki şahit olduğu olaylar çok düşündürücü. Mesela mahkeme üyelerinden bir hakimin duruşmaları başında hasır şapkayla izleyen bir gazeteciyi şapka giydiği için hakaretlere boğup, batı taklitçisi bir ruhu satılmış kişi olmakla itham edip, tekme tokat dövdükten birkaç gün sonra şapka inkılabı olur ve bu sefer de yine aynı hakim bu sefer bir imamı şapka giymediği için vatan haini olmakla, muasır medeniyet seviyesine ulaşmaya çalışan Türkiye’nin önünü kesmeye çalışmakla itham eder ve idam cezası verir! Bu satırlar beni çok düşündürdü ve o dönemi gözümde canlandırmama yardımcı oldu. “İnkılap, halk için ama halka rağmen, bazı yeniliklerin gerçekleştirilebilmesi için azınlığın çoğunluğa hükmetmesidir” diyor yazar. Doğrusu bu görüşe katılamadım, bu tanım inkılabın değil, olsa olsa diktatörlüğün tanımı olabilir.
Eserde daha buna benzer pek çok canalıcı konu var. Okuyucunun kafasında gerçekten yeni ufuklar açılıyor.
Şevket Sürreyya Aydemir’in ilk iki cildinde olduğu gibi yine akıcı anlatımıyla ve zengin malzemeyle oluşturduğu bir eser. İnönü’nün1950 li yıllardaki muhalefet liderliğini ve 1960 İhtilali dönemini ilginç olaylarla ve gerçekten çağı yansıtan kesitlerle anlatmaya çalışmış yazar. İhtilal sonrasında Orgeneral Cemal Gürsel’in İsmet İnönü’yü arayarak, “emirlerinizi bekliyoruz”, “emirleriniz bizim için padişah buyruğudur” şeklinde muhalefet parti liderine bağlılık bildirmesi okuyucunun aklına çok farklı düşünceler getiriyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Cemal Gürsel’in karşısına başka bir rakip çıkmaması için gösterilen çabalar, rakip partinin (AP) desteklediği aday olan Ali Fuat Başgil’in aday olmaması için yapılan baskılar okuyucuya hangi dönemlerden geçerek geldiğimizi çok güzel anlatıyor. Yazara tek olumsuz eleştirim ise; Cemal Gürsel’in, ülkenin ‘huzur ve refahı’ için yaptığı askeri darbeyi destekler görünürken, Albay Talat Aydemir’in aynı gerekçelerle yaptığı darbe girişimini farklı değerlendiriyor. Belki de Albay Aydemir başarısız olduğu için!
Bence mutlaka okunması gereken bir eser.
Atatürk'ün ölümüyle, İsmet İnönü'nün ikinci adam olarak Türk siyasetine damgasını vurmasının serüveni akıcı ve sürükleyici bir anlatımla verilmiş bu eserde.
Türk idareciler hep 1. Dünya savaşına girmekle ve 2. Dünya savaşına da girmemekle eleştirildi. İnönü'nün 2. Dünya savaşına girmemek için ne siyasi manevralar yapmak zorunda kaldığını bu eserde ibretle görebiliyoruz. İnönü'yü, savaşa girmediği taktirde ülkesinin mahfına sebep olacağı şeklinde uyaran Churchill'in, 1950 seçimleri sonucunda iktidarı kaybettiği zaman ise "Ülkenizi savaşa sokmayarak milletinize ne büyük bir iyilik yaptığınızı halkınız unutmayacaktır" şeklinde mektup yazarak teselli etmesi gerçekten çok ilginç.
Yazar, 2. Dünya savaşı sırasında uygulanan Varlık Vergisi konusuna da değinmekte ve gayrimüslümlerin servetlerine el koymak şeklinde uygulanan bu verginin doğruluğunu savunmaktadır. Halbuki Varlık Vergisi Yasasında yalnız gayrimüslimlere yönelik değil herkesten alınması gereken bir vergi sözkonusuydu. Yasaya aykırı olarak toplanan bu vergi, devletin itibarını zedeleyici bir unsur olmuştur. Nerelerden geldiğimizi bilmemiz için bu eseri herkes mutlaka okumalı.
Saygılarımla...