Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar
Yazarın, bu eserinde, özellikle Orhan Pamuk ile Ahmet Altan'ın kitapları hakkındaki eleştirilerinin, bu yazarların kitaplarını okuyan arkadaşlarımın eleştirileriyle birebir örtüştüğüne hayretle şahit oldum. Yazar ayrıca bu eserde Sabetay örgütlenmesinin gizliden gizliye nasıl bütün siyaset ve devlet örgütlenmesini ele geçirmeye devam ettiğini biraz zorlama yorumlarla da olsa örneklerle açıklamaya çalışmış. Fakat Mehmet Altan hakkındaki değerlendirmelere katılamıyorum. Mehmet Altan için "Babasına eziyet eden devleti, intikam almak için yıkmaya çalışıyor" gibi bence temelsiz bir iddiada bulunmuş.
En çok tanıdığımızı sandığımız yakınlarımızı, dostlarımızı ya da aile fertlerimizi acaba gerçekten ne kadar tanıyabiliyoruz. Yoksa herkesin kendine has bir dünyası var da herkes orada yalnız mı yaşıyor. Yazar, bu konuyu daha geniş açıdan düşünmemize yardımcı oluyor bu eserinde.
Aslında hepimiz yalnızız diyor yazar eserinin son bölümünde. Kalabalık içinde bile nasıl yalnız kalınabildiğini çok güzel tasvir ediyor.
Dilimiz başka söylese de vücut dilinin, gözlerin insanı nasıl ele verdiğini, vücut dilinin yalan söylemekte o kadar da başarılı olamadığını anlatıyor yazar. Yalan söyleyen sadece kendini kandırıyor Roman'ın kahramanı Samim'in karşısında. Eminim ki gerçek hayattaki Samim'lerin karşısında da öyle.
Yalnızız'ın mutlaka okunması gereken bir eser olduğu inancındayım.
Ş.Süreyya Aydemir'in önemli biyografi çalışmalarından biri bu eser bence. Eserdeki en önemli nokta ise; Atatürk'ün, kurtuluş mücadelesine birlikte başladığı tüm paşalarla, kurtuluş mücadelesi sonunda yolları ayrılmış olmasına rağmen, İsmet Paşa ile -bazı küçük kırgınlıklara rağmen- nasıl uyumlu bir çalışma yapabildiği ve kendi yerine ikinci adam olarak neden İspat Paşayı seçtiğini detaylarıyla anlayabiliyor olmamızdır. Bugünkü Türkiye'nin şekillenmesinde de önemli yeri olan bu seçimin detaylarını görebilmek için mutlaka okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim.
Azra Erhat çok güzel bir tercümeyle dilimize kazandırmış bu eseri, şiirselliğini ve heyecanını bozmadan. Homeros bu eseri günümüzden 2900 yıl önce ve çok güzel bir kurguyla yazmış. Bir de asıl önemli olan eserin içine sıkışmış bilgiler. Mesela misafirperverlik konusunda çok duyarlı Eski Yunanlılar, şöyle diyor eserde; "Kapıda bir yabancı görüldüğünde içeri alınır, doyurulur, kalmak isterse yer gösterilir, nereden geldiği ve nereye gittiği usulen sorulur ama konuk cevap vermezse asla ısrar edilmez" Geleneksel Türk Misafirperverliğine ne kadar da benziyor. Göksel tanrılar yere iniyor ve insanlarla iç içe yaşayıp çocuk sahibi oluyorlar, bu da Hıristiyanlık diniyle çok benzerlikler taşıyor. İnsanlar şaraplarını içerken kadehlerini önce Zeus'a ve diğer tanrılara sunuyor sonra kendileri içiyorlar. Bu günkü kadeh kaldırma geleneğiyle ne kadar uyuşuyor. Günümüz gelenekleri Antik Yunan geleneklerinden çok şey almış gibi görünüyor gerçekten de. Eser bu yönüyle dikkate alınarak okunursa daha verimli olur diye düşünüyorum. Ayrıca okurlar bu kitabı okuduktan sonra bu eserin devamı olan Odysseia da okurlarsa Troya savaşları serüvenini tamamlamış olurlar.
Günümüzden 2800 yıl önce yazılmış bu eserin her şeyden önce kurgusu mükemmel. Bir diğer önemli konu ise bence, göksel tanrıların yeryüzüne inmiş ve insanları yönetiyor olması. Aynı Hıristiyanlıkta olduğu gibi. Diğer bir önemli husus ise Odysseus'un adamlarının güneş tanrısının ineklerine zarar verdikleri için lanetlenmeleri ve öldürülmeleri. Aynı bu günkü Hindistan'da olduğu gibi. Bu kitap bence sıradan bir masal ya da roman değil. O zamanki toplumsal yapı hakkında çok önemli ipuçları veriyor. Okuyucuların bu gözle okumalarını tavsiye ederim. Ayrıca ilkönce İlyeda okunursa konuların okuyucunun zihninde daha iyi yerleşeceği düşüncesindeyim.