Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

13.06.2018

Oldukça ilginç bir kişilik Bismarck. Onun biyografisi kapsamında Alman tarihinin, bağlantılı olarak Avrupa tarihinin ve Almanya ile Avrupa’nın bugüne uzanan sürecinin detaylarını izleyebilmek mümkün.
Çağdaşları onu diktatör veya despot olarak adlandırdı.
1 Nisan 1815 ile 30 Temmuz 1898 yılları arasında yaşayan Otto von Bismarck tarihte Prusya önderliğinde birleşik Almanya’yı ortaya çıkaran devlet adamı olarak biliniyor.
Bismarck başbakan olduktan sonra etraftaki devletleri kendilerine karşı kışkırttı, bu şekilde Almanların birbirine yaklaşmasını sağladı. 1869’da Napolyon’u kışkırtıp üstlerine gelmesini sağladıktan sonra 1870 yılında patlak veren savaşta Fransa’yı ağır bir yenilgiye uğrattı. Fransa’nın intikam almasından korkan küçük Alman devletleri 1871’de Alman imparatorluğunu kurdu. Bismarc da yeni kurulan Alman imparatorluğunun şansölyesi ilan edildi.
Biyografi severler için ilgi çekici bir çalışma.
13.06.2018

Zweig’in psikanalitik öykülerin üstadı olduğunu biliyoruz.
Onun muhteşem bir biyografi yazarı olduğunu da biliyoruz.
Ancak tarih anlatımı konusundaki ustalığını ben bu kitabından öğrenebildim.
İstanbul’un fethini ilkokul yıllarından itibaren yüzlerce, binlerce kez okuduk hepimiz ezbere biliyoruz.
Ancak ne olursa olsun bu konuyu bir de Zweig’in kaleminden, Zweig’in gözüyle okumanın farkını görmek isteyenler bu kitaba bakmalıdır.
Kitabın son sayfalarında bir de küçük ama önemli bir sırdan bahsediyor İstanbul’un fethine sebep olan. Ben bunu ilk kez burada gördüm.
Bununla birlikte Zweig, elbette bizim ilkokul yıllarından beri okuduğumuz taraftan bakmamış konuya. O daha çok tarafsız bir gözlemci edasıyla yaklaşmaya çalışmış konuya ve kendince bir parça zayıfın yanında olmayı tercih etmiş.
Farklı bir gözle, farklı bir bakış açısıyla Zweig’in kaleminden İstanbul’un fethi.
13.06.2018

Selman-i Pak hakkında fazla bir şey bilinmememsine rağmen çok şey söylendi.
Öyle ki Hz. Muhammed’in tüm stratejini ondan öğrendiği bile.
Yazar bu kitapta bazı temel bilgilerden yola çıkarak bir çalışma ortaya koymuş.
İran’nın ileri gelen ailelerinden (Dihkan) birine mensup olduğu, iyi bir eğitim aldığı biliniyor. Döneminde yaşanan Mazdek isyanından etkilenmiş.
Mazdek’in etkisi İran topraklarında uzun süre devam etti.
Selman-i Pak da bundan etkilenenler arasındadır. Bir süre manastırlarda Hıristiyan din adamlarıyla birlikte, bir süre Yahudi din adamlarıyla birlikte yaşar. Sonunda Muhammed’in varlığından haberdar olur, Mekke’ye onu bulmaya giderken yolda bedevi soyguncularla karşılaşır ve köle yapılarak Medine’de Kureyzeoğullarından bir aileye satılır.
Hz. Muhammed ile Salman Medine’de tanıştıktan sonra,
Salman’ın daha önce de Kilise ve Sinegoglarda bulunmuş olmasının verdiği dini kültür Hz. Muhammed’in dikkatini çekecek ve takip eden dönemde hasbihalleri artacaktır.
21.05.2018

Nereden geldik, nereye gidiyoruz sorusu insan zihnini meşgul eden en önemli soru.
Günümüz insanı homo sapiens yaklaşık 200 bin yıldır yeryüzünde.
Ancak 25 bin yıl önce büyük bir dönüşüm başlamış. Antropologlar farkı ortaya koymak için bu dönüşüme girenlere “homo sapiens sapiens” demeye başlamışlar.
MÖ 20.200 lerde ise bu dönüşüm daha keskin bir hale gelmiş. Bunun sebebi henüz tam olarak bilinmese de ani iklimsel dönüşümler olabileceği tahmin ediliyor.
Tarih öncesi, yani yazılı tarihin öncesini 3 bölüme ayırıyor tarihçiler.
Birinci bölüm homosapiens’ten bilişsel devrime; yani konuşabilen, iletişim kurabilen insan dönemine,
İkinci bölüm, bilişsel devrimden, ilk köy yerleşim dönemine,
Üçüncü bölüm ise ilk köy yerleşim döneminden, ilk yazılı tarihe yani Sümer dönümüne kadar geçen dönemi kapsıyor.
Elimizdeki kitap Mezopotamya bölgesinin üçüncü dönemini kapsıyor. Yani MÖ 10.200 ile 3.500 yılları arasını.
21.05.2018

Romanlara efsanelere konu olan Hasan Sabbah liderliğindeki Alamut Kalesi fedailerinin gerçek tarihi var bu kitapta.
Yazara göre, fedailerin Hasan Sabbah’ın verdiği görevleri gözlerini kırpmadan, canları pahasına yerine getirmelerini anlamlandıramayan batılı yazarlar, ölmek ve öldürmenin manevi anlamını çözemeyince konuyu haşhaşa bağladılar.
Hal bu ki, fedainin inancında yeryüzünün cehennem olduğu, eğer verilen görevi yerine getirirlerse daha iyi bir hayata doğacakları ve tanrıya kavuşacakları inancının empoze edilmesi, iyi motivasyon ve kutsal değerler suikastlerin yapılmasına etken oldu.
Hassan Sabah'ın fedailerini her yönüyle içeren güzel bir çalışma.