Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar

30.01.2018

Denis Diderot 1713 – 1784 yılları arasında Fransa’da yaşamış. Bu eserini de 1805 yılında ölen Alman filozof Fredrich Schiller eski kitaplar satan bir sahafta el yazması metin olarak tesadüfen ayağına takılarak bulana kadar kimse bilmiyormuş. Sciller alıp bir göz gezdirince kitap içindeki diyaloglara hayran kalmış, yeniden düzenleyerek yayına hazır hale getirmiş ancak kitap onun da ölümünden sonra 1821 yılında yayınlanabilmiş.
Diderot’un diyalog biçiminde sorduğu sorulara bir soytarının ağzından verdiği cevaplarla yazdığı eserde, günlük hayatta bazı konuları kimimizin sorguladığı, kimimizin ise sorgusuz sualsiz kabul etmesini eleştirel bir uslupla ele alınışını okuyoruz.
Bir bakıma kendimize tutulan bir ayna olan bu güzel eseri okurken diyeceksiniz ki, "aa aynı biz!"
26.01.2018

Hoseidos MÖ 700’lü yıllarda Askra’da (Korint körfezinin kuzeydoğusunda bir bölge) doğmuş ve yaşamış, Hellen edebiyatının Homeros’tan sonraki ikinci büyük şair, düşünür, felsefecisi.
İki büyük eser bırakmış. “İşler ve Günler” ile “Tanrıların Doğuşu”
Elimizdeki kitap bu iki eseri birlikte okuyucu ile buluşturmuş.
İşler ve Günler adlı eserinde gidişattan son derece hoşnutsuz. Ahlaki yozlaşmadan rahatsız, adaletin bozulmasından rahatsız, güçlünün güçlüyü ezmesinden, kayırmacılıktan, adaletsizlikten
Böyle giderse halk kötülere ve adaletsizlere saygı göstermeye başlayacak. Adaleti güçlüler yönlendirecek, kötüler daha da saldırganlaşacak.
Krallar, bir atmacanın bülbülü pençeleri arasında sıkıştırması gibi, neden bağırıyorsun, ben güçlüyüm ve istediğimi yaparım diyecek.
Yapılan kötülüklerin cezasını gün gelir herkes çeker, krallar bile diyor Hesiodos üstad.
19.01.2018

Toplumsal bir hastalık insanları mevki, makam ve ekonomik durumuna göre konumlandırmak. Fakat nice cevherler var hayatın içinde farkında olmadığımız. Bir kapıcı var bu romanda. Okumayı çok seven, çok okuyan biridir. Hizmet verdiği apartmanda parıltılı hayatlar yaşayan ama kafalarının içi boş, kişilere göre ise o sadece bir kapıcıdır. Derken apartmana bir Japon taşınır. Japon’un hayata bakışı çok farklıdır. İnsanları kişiliğine göre değerlendiren bir kişiliğe sahiptir. Kapıcı kadının farklılığını fark eder. Derken onu bir akşam yemeğe davet eder. Kapıcı kadın buna çok şaşırır; “ama ben sadece bir kapıcıyım” der. O da kabullenmiştir artık yerini. Ancak Japon’un verdiği cevap ile ezberi bir anda bozulur; “evet” der Japon Bay Kokuro, “aynı zamanda komşumsunuz, ikisi aynı anda pek ala mümkün” Kokuru onu bir kuyumcu hassasiyetiyle işler ve ona gerçek değerini hatırlatır, hak ettiği değeri gösterir ve herkesin de saygı göstermesini sağlar. Bay Kokuro, Bayan Renee’ye ne olduğunu hissettirir.
19.01.2018

Altınorda tarihi eski Türk tarihinin önemli bir kesiti.
Cengiz Han ölmeden önce hakimiyet kurdukları toprakları 4 oğlu arasında paylaştırmıştı. Bunlardan Kuzeyde Kırım'dan güneyde İran sınırına kadar, doğuda Harezm bölgesinden batıda Hazar denizi'ne kadar olan bölgeyi büyük oğlu Cuci’nin kontrolüne vermişti. İşte bu kitap Altınorda devletinden bugünkü Özbekistan’ın oluşumun kadar geçen süreci anlatan güzel bir çalışma olmuş. Hatta bir doktora tezi olarak hazırlanmış.
Ayrıca Altınorda devletinin, o sırada henüz küçük şehir devletleri halinde bulunan Rus Knezliklerini de nasıl kontrolü altından tuttuğunu, Altınorda devleti yıkıldıktan sonra Rusların Ulusal birliğini temin etmeye başlayarak bugünkü Rusya’nın yolunun açıldığını (daha sonra durum tersine döndü ve Rusya bölgeyi ele geçirip kontrolü altında tutmaya başladı) detaylarıyla okuyabilirsiniz.
11.01.2018

İyi ile kötünün savaşı ile başladı her şey.
Dinler kötülere karşı savaşı emrediyordu.
Peki kötü kim? Ben değilim tabi ki kötü olan. Onlar kötü. O halde onlarla savaşmalıyım. Hele onların ellerinde zenginlik, benim elimde de güç varsa, emir de tanrıdan geldiğine göre...
Tüm dinler saf anlamda kötüyle mücadele için toplum içinde hayat buldularsa da, zamanla “kötü” kavramı değişti ve benden değilse kötüdür yaklaşımı ağır bastı.
Bu kitap yazarın ifadesiyle üç Sami mahreçli dinin ortaya çıktığı anda içinde bulunduğu toplumsal yapı, şartlar ve beklentileri ortaya koyarak yayılma alanı bulmalarındaki etkenleri konu edinmiş. Yer yer bu dinlerden önceki dinsel ve toplumsal yaşam konu edildiyse de bu üç dini daha iyi anlatabilmek için yapılmış bunlar.
Üç dinin kökeni de İbrahim peygambere dayandığı için, bu dönemdeki dini oluşumların kökenlerine daha bir önem göstermiş.
Her üç dini de, her üç dinin dışına çıkarak tam bir tarihi ve sosyolojik açıdan değerlendirme gayreti ile oluşturulmuş.