Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar
Köroğlu Destanları Türk dünyasında çok ilginç bir yere sahip. Köroğlu anlatmaları Türk dünyasında yüzlerce yıllık bir geçmişten geliyor. Düşmanlarla yapılan mücadeleler dilden dile süzüle süzüle bugünlere gelmiş. Bir de Anadolulu Köroğlu var. 1578 ile 1584 yılları arasında Bolu civarlarında yaşıyor. Ancak çok ilginç ki Türk dünyasındaki yüzlerce yıl öncesinin Köroğlu ile 16. Yüzyılın Anadolu Köroğlu’sunun karakteristik özelliği, yaşam tarzı, mücadelesi çok küçük farklar dışında neredeyse aynı. Ancak Türkistanlı Köroğlu dış düşmanlarla mücadele ederken, Anadolulu Köroğlu iç düşmanlar ile mücadele ediyor.
Anadolulu Köroğlu’nun babası Yusuf Bolu beyinin seyisidir. Bey için seçtiği bir at beğenilmeyince kör edilir. Türkistanlı Köroğlu’nun babasının başına da aynı şey gelir fakat burada görüyoruz ki ona Köroğlu denmesinin sebebi babasının kör edilmesi değildir. Zaten adı Köroğlu değil, Koroğludur. Kor eski Türk dillerinde yer altı, toprak, dağ anlamlarına gelmektedir.
Romandan tarih öğrenilmez elbette ancak yazan A. H. Terzioğlu ise o zaman başka. Tarihi kayıtlara uygun yazdığı romanlarıyla Terzioğlu bu romanında da müthiş bir tarihi serüvene çıkarıyor bizi.
MÖ 50’li yıllardır. Teoman Han ve Mete Han zamanında gücünün zirvesine çıkan Hun imparatorluğu takip eden 150 yıl içinde artık gücünden düşmüş, zayıflamış ve iç karışıklıklar baş göstermiştir. Hun imparatorluğu içinde 5 ayrı Han adayı ortaya çıkmış ve birbirlerine karşı kıyasıya bir savaş girmişlerdir. İçlerinde en güçlüsü Ötüken’i de elinde bulunduran Hohan’dır. Çinliler Hohan’a kancayı takar ve kendilerine tabi olmasını sağlamak için meşhur Çin siyaseti devreye sokulur. Ötüken’i elinde bulunduran Han Çin’e bağlandığı durumda, diğerleri de kontrol edilebilecek ve artık Çin için Hunlar diye bir tehlike kalmayacaktır. Çinlilerin düşündüğü gibi de gerçekleşir süreç fakat Hanlık kavgası verenlerden biri olan Çiçi Han ne pahasına olursa olsun Çin’e tabi olmamaya kararlıdır.
Eldeki sınırlı bilgi ve imkanlarla evrenin sırrının tamamını şimdilik çözebilme imkanı yok. Ancak evrenin matematik kurallar üzerine inşa edildiği artık biliniyor. Hiçbir şey tesadüf değil ve matematik kurallar ile açıklanabiliyor. Bu şekilde var olan bulgular evrenin bir yaşı olduğunu da gösteriyor, bu da yaklaşık 13,7 milyar yıl olarak hesaplanıyor. Bunun hesabı ise evrenin ısı değişimden yola çıkarak başlangıçtaki ısı ve yoğunluk miktarı ölçülebiliyor. Buradan yola çıkarak fizik kuralları evrenin bir t zamanda yaratıldığını ortaya koyuyor ve termodinamik yasalarla evrenin bir sonu olduğu da hesaplanıyor. Zaten matematik kurallar da gösteriyor ki bir şeyin başlangıcı varsa sonu da vardır.
Bununla birlikte kitapta dünyanın yapısı ele alınarak, yaşam için gerekli koşullardan 40 tanesi fizik ve biyolojik yönden herkesin anlayacağı bir şekilde okuyucuya verilmiş.
İslam’ı doğru anlamak için Hz. Muhammed’in hayatını en doğru biçimde öğreneceğimiz kaynak kitaplara ihtiyacımız var. Sataşmadan ve aynı derecede bağnazlıktan uzak, sosyolojik olgularla, tarihi vakalarla belgelenmiş kaynak kitaplara.
Elimizdeki kitabın 80 sayfalık takdim bölümü ayrı bir göz dolduruyor. Zaten bu takdim bölümünde bile kitabın nasıl büyük bir titizlik ve gerçeklikten kopmayan bir ciddiyet içinde hazırlandığı anlaşılıyor. Bu 80 sayfalık takdim bölümü dahi başlı başına bir bilgi kaynağı niteliğinde. Kitabın oluşturulmasında seçilen kaynaklar, kaynakların tasnifi, uygulanan yöntem, sahih olmayan kaynakların elenmesi derken ilgili dönemin sosyal yapısını ortaya koyan külliyatlı bir bilgi deposu ile karşı karşıya kalıyor okuyucu. Sonra bu uzun takdimden sonra kitap sayfa 1 diyor ve asıl konuya giriyor.
Yazara göre sınırsız olan ihtiyaçlar değil ihtiraslardır. Elbette ki ekonominin arz talep yasası gibi temel kanunları vardır. Emeğin arzı fazla olabilir ancak emeği değerlerken onun insan olduğu unutulmamalıdır. Aksi halde aç yatan komşular türetirsiniz. İslam her zaman adil paylaşımdan yanadır. Hatta Hz Muhammed’in hadislerine; Komşusu açken tok yatan bizden değildir. İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz. Hizmet edenlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydiriniz. Boyutuna varmıştır. Tevrat’ta ise; Hz. Yakub Laban’ın yanına çobanken Laban ona ücret olarak seneye doğacak benekli koyunları vereceğini söyler, çünkü benekli koyunlar azdır. Fakat ertesi yıl kuzuların yarısı benekli doğar. Bunun üzerine seneye doğacak alacalı kuzuları kendisine ücret olarak vereceğini söyler, çünkü alacalı koyunlar azdır. Fakat ertesi yıl kuzuların yarısı alacalı doğar. Böylece İlahi adalet üretilen değerin adil paylaşımını önlemeye ve emeği sömürmeye yönelik tuzakları boşa çıkarmıştır.