Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

24.08.2005

"Cemile" adlı bu kitap Aytmatov'un yazı hayatının daha ilk yıllarından itibaren nasıl güçlü bir kaleme sahip olduğunun kanıtlarını tartışmasız olarak ortaya koyar. Sovyet döneminde henüz milli konulara girecek kadar ünlenmemiş Aytmatov'u büyük yazar kategorisine sokan ilk eseri diyebileceğimiz bu kitap Aytmatov'un diğer eserleri ile kıyaslanırsa "light" bulunabilir. "Aşk"ın inşa edilebilir bir süreç olduğunu işleyen bu eseri de Aytmatov'un derin bilincinden izleri sergilemektedir. Bozkır insanlarının duru-çıkar ilişkilerinden uzak hayat çizgilerini her Anadolu köyünün-kasabasının insanlarında bulmak mümkündü. Ancak son 20-30 yılın TV kirlenmesi maalesef ülkmeizde bozkır saffetini koruyan yerleri de tarumar etti. Sonuç olarak her genç kız okumalı; hayatlarında karşısına çıkabilecek Danyar'ların gönlünün kırılmasına yol açmamaları için...
22.08.2005

Günümüzün menkıbecisi : IŞINSU

DR. HAYATİ BİCE
Çağdaş Türk romanının saygın isimlerinden Emine Işınsu'nun 'tasavvufi roman'lar serisinin son örneği "Bayram" Ankara'nın manevi sahibi Hacı Bayram Veli'yi anlatıyor. Kendisiyle yapılan son röportajlardan birinde "Çocukluğumdan beri, annemden dolayı olsa gerek, tasavvufa meraklıyımdır. Bu merak beni, Yunus Emre'yi yazmaya yönlendirdi ve Yunus'dan sonra tasavvufa karşı daha bir sevdalı oldum... Böylece bir kaç erenimizi daha yazmayı istiyorum, kısmet olursa tabiî." diyen Emine Işınsu'nun "menkıbe-roman dizisi"nin üçüncü kitabı olan Bayram, geçtiğimiz günlerde yayınlandı.
Işınsu'nun tüm eserlerini neşretmeğe başlayan Elips Kitap'ta ilk kez basılan roman, adının çağrıştıracağı üzere Hacı Bayram Velî'nin hayatı etrafında kurgulanmış. Tasavvufi geleneğin menkıbe anlatımına "roman tadında katkılar" yapan Işınsu'nun bu tarzdaki ilk eseri Yunus'un hayatı eksen alan "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" adını taşıyordu. Aynı yoldaki ikinci Işınsu romanı ise, yine ünlü mutasavvıflardan Niyazi Mısri'nin hayatını romanlaştıran "Bukağı" olmuştu.
Her üç romanında da Işınsu'nun, akıcı ve zorlamasız bir Türkçe ile, zarif bir üslub zarfında tasavvuf kültürünün verilmesi zor mesajlarını içeren özünü her düzeyden okura sunmayı başardığı söylenebilir. Bayram romanındaki Somuncu Baba'nın son günlerini anlattığı satırlarda; bu satırlardaki Somuncu Baba tasvirinde yazarın manevi evreninde müstesna bir yeri olan ve kitabın yayınlanmasından -neredeyse günler denebilecek kısa bir süre- sonra beka yurduna sefer eyleyen günümüz mutasavvıflarındanHasan Burkay'ın son günleri ile öylesine benzerlikler hissettim ki anlatılabilinemez...
Yine bir yerde modern çağın, dervişane bir yaşantıya engel olamadığına işaret ederek "Niçin mümkün olmasın? Yola (intisab anlamında) düşüp Tevhid düşüncesini benimsemiş bir insana, gelişen teknoloji niçin engel olsun? Hak ile birlik olmak, bilhassa "yaratılmışları" daha iyi anlamaya, onlara daha hoşça bakmaya vesile olur zaten." diyen Işınsu'nun; bu eseriyle artık tasavvufi terminolojinin en girift konularını okura başarıyla aktarabilecek bir kalem -ve daha da önemli olsa gerek- gönül kıvamına erdiği farkediliyor. Çoğu insanların ruhunu unutmuşçasına maddi bedenine kafayı taktığı bir dünyada, 'itminan' denen deruni huzura kavuşabilmek için "Yunusca bir yol tutturmak" gerektiğine inanan Işınsu'nun son eserleri ile günümüzün ve hatta geleceğin kuşaklarına sunduğu çok ama çok güzellikler var.
Yazımızın bir "övgüler buketi" olarak kurgulanmadığını göstermek üzere bir-iki konuya da değinmek isterim. Yunus üzerine yazdığı kitabı hakkındaki bir soruya verdiği "Allah âşıklarının hemen hepsinin hayatında, daha önce büyük bir sevdayla bağlandığı bir [hatun H.B.] kişi vardır. Böylece büyük, yakıcı ve bir anlamda yıpratıcı aşkdan geçerek, 'gerçek sevgi'yi öğreniyorlar sanıyorum." şeklindeki ön kabulunü yazarın aynı tarzdaki Bayram adındaki bu üçüncü eserinde de koruduğuna tanık olunuyor. Bunun Türk tasavvufundaki genel bir "durum"un tesbiti olarak hoş görsek bile 'şabloncu bir tavır' gibi algılanabileceğine işaret etmemek olmaz.
Yine bu romanlarda hayatı eksen alınan kişi haricinde etkileyici bir kahraman yok denilse yeridir. Bu "ikincil kahraman" yoksunluğu, yıllar önce yazdığı "Çiçekler Büyür" adlı eserindeki -yazarın kendisinin de beğendiğini sanıyorum- İlay tiplemesini muhayyilesinden çıkarıp ete-kemiğe büründürerek okura takdim edebilen Işınsu romanında bir sorun olmamalı idi. Söz Işınsu'nun önceki eserlerine gelmişken gençlik yıllarımızın yürek kanatan sayfalarındaki "Sancı"yı; Önkuzu'yu nasıl anmadan geçelim?
Son olarak Hacı Bayram Velî'nin hemen hiç bilinmeyen çocukluk, gençlik, medrese yılları ile kitabın yarılanması okurda, Ankara'nın -ezelden ebede- manevi feyz kaynağı olan Velî'nin daha iyi bilinen irşad, tebliğ, irfan yıllarından daha az bahsedilmesine yol açtığı gibi bir izlenim bırakıyor. Keşke kitabın biraz daha kalınlaşması pahasına bu büyük himmet sahibinin kemal yılları biraz daha derinleştirilse idi. Bu Işınsu için -eminim- hiç de zor olamayacaktı; çünkü muhtaç olduğu ruhani materyaller, derunundaki Burkay aynasında zaten görünmektedir.
"Yazmak beni mutlu ettiği için yazıyorum, Allah izin verirse yaşadığım süre yazacağım. Zaman zaman kendimi yorgun hissetsem de, yazmak benim için hayat gayesi. İnşaallah romana devam edeceğim.. Çok özel bir şey, ben mutlu olduğum için yazıyorum, başka hiçbir şey bana bu mutluluğu vermiyor!" diyen Emine Işınsu'dan bu yolda yazacağı yeni eserleri "beklemek hakkımız" desem doğru olmayabilir. Ancak gönlümüzden geçen bu beklentiyi karşılıksız koymayıp bir Yesevi; bir Mevlana ve hatta daha geçtiğimiz ay Rahman'a yürüyen Burkay hakkında da birer menkıbevi romanı Işınsu kaleminden okusak ne güzel olur. Ricâl-i himmetin dağlara takla attırabilen himmeti ile.
---------------


Tasavvufî derinlik eserlerine yansıyor

Azîz Vecihî Zorlutuna ile öğretmen- yazar Halide Nusret Zorlutuna'nın kızı olan Emine Işınsu, Küçük Dünya, Tutsak, Azap Toprakları, Sancı, Ak Topraklar, Çiçekler Büyür, Canbaz, Kaf Dağının Ardında , Atlı Karınca, Cumhuriyet Türküsü, Bir Ben Vardır Ben Benden İçeri, Bukağı ve Bayram adlı yayınlanmış kitapları bulunan Işınsu'nun son yıllarda tasavvufu iyice içselleştirmesi, eserlerine yeni bir derinlik kazandırdı.
-----
Bu yazı 21.08.2005 tarihli Yenişafak gazetesi Kültür sayfasında yayınlanmıştır.

http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/agustos/21/kultur.html
19.08.2005

20.asrın en büyük Türk romancısı olan Kırgız asıllı Cengiz Aytmatov'un bu lirik romanı sembolik anlatımın şaheserleri arasında yer alması gereken bir eser. Konu olarak Tanrı dağları eteğindeki Issık-Göl kenarında yaşayan bir çocuğun hayalleri fonunda Ergenekon destanını işliyor. Romanda anlatıcı rolündeki olumlu karakter Mümin Dede torununa tarihi yapan gerçekleri anlatıyor.
Kitabdaki kahramanların isimleri bile bu sembolizmin niteliğini ele veriyor. Ancak mütercimlerin bu sembolizmin anlaşılmasını kolaylaştıracak ipuçlarını okura vermemesi üzüntü verici.En azından dipnotlar ile , çevirenin notu şeklinde buna işaret edilebilirdi.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için iki örnek vereyim:

Kitabın bilge dedesi olan "iyi"kahramanı"
MÜMİN DEDE -mütercim bunu Momun Dede diye almış,belki Rusca neşrinde de böyledir-.

Kitabın Kötü adamı: ORUSKUL(Rusun kölesi) -mütercim bunu da Orazkul diye almış.-

Yazarın bu kitabı Sovyet Rus imparatorluğunun en saldırgan döneminde yazdığı hatırlanırsa Ergenekon destanını anlattığı eserde neden sembolik bir anlatım yolunu seçtiği anlaşılabilir.

Türk tarihinin bilincine bir Kırgız soydaşının kalemiyle ermek isteyen her yaşdan Türk insanının özellikle de gençlerin tekrar tekrar okuması gereken bir eser.
19.08.2005

Cengiz Aytmatov'un henüz kendisini kanıtlamadığı dönemde kaleme aldığı ilk eserlerinden birisi. Bu nedenle bazı okur yorumlarında eleştirilen "leninist" mesajlar taşıması normal. İlk kez 1970 li yıllarda İlk Öğretmen adıyla Türkçeye çevrilen bu kitap; bir köy öğretmeninin feodal karakterli gelenek baskılarına karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. Aytmatov geleneğini anlamakta değilse bile yazarın gelişim sürecini kavramakta faydası nedeniyle okunabilecek bir kitap...
19.08.2005

Cengiz Aytmatov'un Gün Uzar Yüzyıl Olur adlı şaheserinden sonra okuduğum bu kitab Türkçe'den önce orijinalindeki "KIYAMET" adı ile Almanca'ya çevrilmişti. Almanca çevirisi ile ilgili bir kritikte eserin günah,suç,ilahi adalet gibi insanın manevi hayatını ilgilendiren temalar etrafında kurgulandığını okumuş ve heyecanla Türkçe'ye de çevrilmesini beklemiştim. Nihayet Ötüken Yayınları "Dişi Kurdun Rüyaları" adı ile Fransızca tercümesinden yapılan bir çeviri ile kitabı okumamızı sağladı. Ancak Gün Uzar Yüzyıl Olur'dan sonra Aytmatov'dab beklediğim derinliğin çok yüzeyinde bir eserle karşılaştım. İlk andaki hayalkırıklığından sonra biraz daha sakin olarak düşününce Aytmatov'u anladığımı sanıyorum. Kırgız kültüründen alabileceği materyali işlemekte tüm kapasitesini kullanmış olan yazarın insana dair yeni, şeyler söyleyebilmesi için artık mutlaka İslam tasavvufu ile tanışması gerekiyordu. Bu ise O'nun yetiştiği ve zihni donanımının oluştuğu yıllar ve ortam düşünüldüğünde reel hayatta mümkün olamayacak bir şeydi. Keşke hala hayatta olan yazar İslam tasavvufunun evren tasavvurunu anlatan ve yaşayan örneklere erişebilse... Mevlana Celaleddin Rumi'nin Mesnevi'nin Ötüken Yayınları'nda Şefik Can kaleminden yapılan çevirisini bir himmet sahibi Cengiz Aytmatov'a ulaştırabilse ve O'nun Mevlana okyanusuna açılabilmesine vesile olsa...
Kimbilir ne güzel sonuçları olurdu ve iki denizin birbirine kavuşmasının...
Maalesef bu kavuşma gerçekleşememiş görünüyor. Aytmatov bu eserinden sonra yayınladığı "Kassandra Damgası" adlı eserinde artık kendisini zorlayan metafizik açılımı "dünya insanlığının ortak kaderi" eksenine yöneltmeğe çalışıyor; ancak başaramıyor... Ulusaldan evrensele ulaşma yolunda mutlaka amma mutlaka "ruh ve din" durağından geçmesi zorunlu olan ancak bu konuda donanımı bildiğimiz nedenlerle yetersiz kalan Aytmatov hala Gün Uzar Yüzyıl Olur şaheserindeki çıtayı aşamamış durumda. Bunu Aytmatov'y Türkiye okuruna tanıtmakta payı olan birisi olarak üzülerek de olsa kaydetmem gerekiyor.