Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar
Prof. Dr. Vecdi Akyüz bu değerli eseri ile Rasulullah ve 4 sahabesinin hilafetinden sonra yönetimin saltanata dönüştürülmesini ele almaktadır. Bir ilim adamının tarafgir olmayan kaleminden bugünkü İslam dünyasının yapılanmasını derinden etkileyen saltanat tarzı yönetimin, hanedanların ortaya çıkışını ve bugüne kadar uzanan etkilerini anlamak isteyen okur için öneririm. Kitab, bir saltanat örneği olarak Osmanlı İmparatorluğu'nu da zora sokan ve giderek yozlaştıran uygulamaların ilk örneklerini de göstermesi yönünden ayrı bir öneme haizdir.
Nureddin Topçu'nun İslam ve tasavvuf ile insan konuları etrafında kaleme aldığı yazılarından oluşan bir eser. Topçu'nun kitabında verdiği örnekler ve önerdiği çözümler öylesine çarpıcı ki bunları bugün bile dile getirmek kolay değil. Allah'tan kitap ile filan fazla ilgileri yok da Nureddin Topçu, aforozcu din bezirganlarının elinden kurtulabiliyor. Kitaptaki çarpıcı tesbitlere bir örnek olarak 40 yıl önce yazılmış şu satırları okuyun: "İslam dünyası, en bedbaht devirlerinden birini yaşıyor ve her İslam memleketinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırıyorlar. Her sene yüzbinlerle ziyaretçi ile dolan Kabe'nin etrafında ruh birliği ve beraberliği meydana gelemiyor."
Nureddin Topçu'nun zekat konusunda verdiği örnekler başlı başına bir incelemeyi gerektirecek önemde. İslam toplumlarının kurtuluşunun tasavvufi bir hayatı yaşamayı başaran insanların toplum içinde çoğalmasında olduğuna işaret eden Topçu, bunu Türk milletinin başarabileceğine işaret eder. Bugün tasavvufa düşman selefi anlayışlaarın ülkelerini ve halklarını uğrattığı felaketleri görünce Nureddin Topçu'ya hak vermemek mümkün değil. Ancak ülkemizde de herşeyin ve bu arda tasavvufun da Nureddin Topçu'nun yaşadığı yıllara nisbeten zerafet, nezafet ve keyfiyet olarak irtifa yitirdiği bir başka gerçek; kemiyet planındaki çokluk ile ters oranlı olarak. Akıbet hayr ola.
"Sır" Mustafa Kutlu hikayeciliğinin tipik örneklerinden birisi. Kolayca birkaç saatte okunabilecek bu hikayelerde modern hayatın herşeyi olduğu gibi melami edalı, elleri nasırlı, toprak kokulu tasavvuf ehlini de iğdiş ettiği tasvir ediliyor. Şehirde bozulacağını "keşf"eden "efendi"nin ortadan kaybolmasında ben Kutlu'nun ağır bir ironiyi dillendirdiğini görüyorum. Maalesef yaşadığımzı hayattaki örneklerde "efendi"ler melameti değil, "hayat"ı tercih ediyorlar. Mercedesler, klimalı-yerminderli jeepler, apartmanlar, çekler, senetlerle kuşatıldıkları bir hayatı... Ne diyebiliriz ki; hayat genellikle acımasızdır; elinden kurtulmak da kolay değildir; Kutlu'nun hikayesinde olduğu gibi. Eline sağlık Kutlu Usta.
Mustafa Kutlu, bu küçük hacimli uzun hikayesinde 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında parçalanan, savrulan ülkücü hayatlara solgun ve titrek bir ışık tutuyor. Kitabı ilk okuduğumda anlatılan kahramanların gündelik hayattaki izdüşümlerini hemen anlamıştım. Bugünün gençleri 12 Eylül ortamının hikayesini bilmiyorlar, dinleyince anlamıyorlar. (Mustafa Kutlu'nun bu kitabını okumaları anlayışlarını arttıracaktır.) Artık dudaklarımızda acı bir tebessüm bile oluşturmayan "dava delisi Kerim"leri kimseciklerin hatırladığı da yok. Yine de biliyorum ki "Türk'ün delisi bitmez". Varsın "dava delisi Kerim"leri hatırlayan olmasın. Delisi olmayan davaya "dava" mı denir?
Fethi Gemuhluoğlu'nun bir söyleşisini içeren bu küçük kitab okura büyük bir gönül zenginliği katacaktır. "Gözü olana gün ışımıştır" diye muştular veren Gemuhluoğlu'nun bu sohbeti, gönlünüzün daraldığı her vakit imdadınıza yetişecek bir hayat iksiri olacaktır.