Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

18.08.2003

3 asır önce yaşamış Melamet yolu sufilerinden Lalizade Abdülbaki'nin bir risalesinin sadeleştirilmesi ile oluşturulmuş bir eser. Hacı Bayram Veli'nin haleflerinden Göynük'te medfun Ömer Sikkini (Bıçakçı) Dede'nin usulunce yetiştirilmiş melâmî büyükleri anlatılıyor. Bunların yaşadıkları devrin zahir uleması tarafından gammazlanarak bir kısmının "resmi otorite" tarafından katledilmiş olması ibret vericidir. Melâmî tavrının
büyükleri ve melâmîlerin ruh ve nefs vb., ahiret, cennet-cehennem konularında neler düşündüklerini anlamak için güzel bir kılavuz. Tasavvufun teorisine ve tarihine ilgi duyanlar için mutlaka değerlendirilmesi gereken bu eser 2-3 sayfalık bölümler halinde hazırlandığı için kolayca okunabiliyor. Lalizade Abdülbaki'nin sık sık atıfda bulunduğu büyük dedesi Mesnevi şarihi Abdullah Bosnevi'nin Semerat'ül-fuad adlı eserinin de yayınevince yayınlanması bu serinin önemli bir kaynağına daha ulaşmamızı sağlayacak ve Osmanlı dönemi tasavvuf dünyasını anlamamızı kolaylaştıracaktır.
18.08.2003

Kurtlar İmparatorluğu, 1961 doğumlu genç sayılabilecek bir yazar olan Jean Christophe Grange'in şahıs kadrosu bildik isimlerden oluştuğu için ülkemiz okuru yönünden ilginç bir romanı. Yazarın eserini kaleme alırken Türkiye'deki siyasi ortamı, ülkücü hareketi, yeraltı dünyasını bilen bazı "Türkiyeli" danışmanlara danıştığı belli oluyor.
Paris'te sokak sokak, cadde cadde yaşanan bir kedi-fare oyunu olarak nitelenen romanı okurken keşke Paris'i bilen birisi olsaydım diye aklımdan geçmedi değil...Benim için sürpriz olan bir konu "Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar" ve bunun vardığı vahşi boyut oldu. avrupa'nın en medeni ülkesi gibi bir imajı olan Fransa, hakkındaki kanaatim oldukça sarsıldı. Seri cinayetlere, uyuşturucu kaçakçılığı, Strasbourg-Saint-Denis'deki küçük Türkiye,bu küçük Türkiye'nin mahzenlerde ekmek parası peşindeki ırgatları çok iyi dramatize edilmiş. Kitabın en başarılı kısımları tıbbın karanlık amaçlara alet edildiği "beyin kontrolü" operasyonlarını ve estetik cerrahi uygulamalarını anlatırken ulaştığı inandırıcılığıdır, diyebilirim. Bir estetik cerrah, nörolog ve psikiatr ancak yazar kadar başarılı anlatabilirdi.
Paris'ten İstanbul'a kadar süren ve Nemrut Dağı'nda sona eren bir kaçma-kovalamaca "yakalarsam..." söylemlerinin kurgulanmasını hiç mi hiç tutarlı bulmadım. Hele Parisli bir bayan nörologun bir Türk hastası uğruna gelip Nemrut dağında adam vurması egzotik olmsına egzotik ancak "fantezi" olarak bile inandırıcı değil.
Kitabta benim için en ilginç olgulardan birisi yazarın "ülkücü hareket ve mensubları" etrafında yazdıkları oldu. Bir Parisli solcu yazarın, ülkücü hareketi nasıl algıladığını (veya algılattırıldığını) izlemek açısından kitab epeyce veri sunuyor. Özellikle Türkeş'in cenaze törenine ilişkin izlenimler sanırım ilk kez bu kitabda bir edebiyat unsuru olarak yer almakta. Ancak ülkücü hareketi işlerken de yazarın ayakları yerden kesilmiş, gerçeklerden uzaklaşmış. Bu memlekette "turan ülküsü" için Boğaziçi yalısında oturup Anadolu'dan seçtiği nadide beyinleri "Galatasaray Lisesi"nden sonra Boğaziçi üniversitesinde okutup Türklüğe armağan eden bir "para babası" görülmemiştir. Yazara bu aklı kim verdi ise "halt" etmiş ve yazara da ettirmiş. Bu romandan iyi bir senaryo çıkar ; Deliyürek ve Kurtlar Vadisi yönetmeni okudu mu acaba?!!
05.08.2003

RUH gibi müteşabihatın en önemlisi olan bir konuda klasik İslam ulemasının neler söylediğini anlamak için okunabilecek hemen hemen tek eser diyebilirim. Son yıllarda ruhun ölümden sonraki durumu, ruhun beden ile ilişkisi, ölürken ruhun bedenden ayrılması, ruhun rüya aleminde yaptığı seyirler , ölümden sonra haşre kadar ruhların nerede ve nasıl bulunacağı, ruhların tekrar tekrar bedenlenmesinin mümkünatı gibi çetrefil konular ayet ve hadisler ışığında ele alınıyor. Bu konularda "alternatif yaklaşım" denen ve Budizm gibi uzak-doğu inançlarından yapılan çeviriler yüzlerce kitaplık hacme ulaşmışken İslam'ın yüzyıllar öncesinde ruh'dan neleri anladığını göstermek ve İslam'ın ruh anlayışını görmek için okunmalı. Akademik bir ciddiyetle konuları işlemesi nedeniyle kütüphanelerin temel eserler kısmında yer alacak nitelikde bir çalışma olarak yayınevini kutlamak gerek.
Her zaman okurunu bulacak İbn Arabi, Nablusi gibi seçkin müelliflerin benzeri İslam klasiklerinin yayınlanması da ülkemiz fikir dünyası için faydalı olacaktır.
Ruhunun mahiyetini anlamak isteyenlerin mutlaka okuması önerilir.
29.07.2003

Treya - Ken Wilber çiftinin Treya'nın ölümüyle sonlanan 5 yıllık -1985/1989 arası-ortak hayatlarının lirik ve iç acıtan, gerçek öyküsü... Psikokinetik katsayısı hayli yüksek iki ruhun birarada yaşadıkları günleri, hüzünleri, acıları, herşeyi öylesine yalın ve o kadar da dokunaklı anlatıyor ki inanılmaz.
Evliliğinin ilk haftası içerisinde meme kanseri olduğunu anlayan ve operasyon geçiren bir kadın, birlikte yaşadığı kadının çoğunluğu hastanede veya tedavi peşinde geçen 5 yıllık bir zaman kesitinde gösterdiği sabır ve tahammülü her satırında hissedeceğiniz bir eş... Kurgu olsa asla inanılmayacak bir öykü. Asla böylesine yoğun bir duygulanım ile kurgulanamayacak bir destan. Eser Treya ve eşi Ken'in Treaya'nın hastalığı esnasında tuttukları birbirinden bağımsız günlüklerin etrafında şekillenmiş.Öyle ki bazen aynı günü anlatan iki farklı günlüğü okurken ruh zengini iki insanın olaylara iki ayrı açıdan nasıl derinlikli olarak yaklaştığını merakla izliyorsunuz. Treya'nın ölüme yaklaştığı günlerdeki metaneti ve ölümü kabullenişi ; sadece ölüm günlerinde "perişan" bir hale düşmekten korkması nasıl da olgun bir ruh haletidir. Kitabın son kısmında ölümüne sayılı günler kalmış olan Treya'nın başka "kanser hastalarına moral destek" için yaptığı bir konuşma var ki, insana "nasıl olur?" dedirtiyor.
Nihayetinde Treya'nın ölüm sahnesi...Söz ve kelimelerle anlatılması imkansız bir ruh fırtınası.
Dünyada sahip olduğumuz şeylerin değerini anlamak için, özellikle bir aile ortamını paylaşan ve paylaşacak olan her insan, keşke okuyabilseydi.

[Parantez içi not: Google'un grafik arama motoruyla Ken ve Treya'nın evlilik günü fotoğrafına ulaşabilirsiniz. Ken Wilber'ın 2002'de yayınlandığını internette gördüğüm roman tarzındaki son kitabını da İnsan yayınlarından okuyabilecek miyiz? ]
09.06.2003

İletişim profesörü olan M. Naci Bostancı'nın Ötüken Yayınları arasında neşredilen Işığın Gölgesi adlı romanı ile birlikte değerlendirilmesi gereken; belgesel sayılabilecek bir romanı olarak dikkati çekmektedir. Romanda 12 Eylül fırtınası sonrasında çeşitli yönlere savrulan ülkücü "gazi"lerin ilginç öyküleri içiçe işleniyor.
Özellikle "ülkücü mafya" olarak şekillenen yapılanmanın ne idüğü konusunda çok başarılı tanım ve tesbitler, eserin kalıcılığını arttırmakta. Bir de tenkid: Macera , kitabdaki gibi bütün kahramanlar için "hep hüsran ile" bitmemeli idi. Hiç değilse bir tane ülkücünün yüzünün gülmesini beklerdim onca acı ve kahrın ardından... Çok mu şey istedim yoksa ; genç damarları oluk oluk terketmiş kanlara, sevgililerin gözbebeklerinde erimemiş gözlerden dökülen gözyaşlarına, hiç bir hazzı yaşayamadan hayatı riske edişlere karşılık ? Hiç sanmam.