Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Turhan Yıldırım
1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır.
Eserleri
Kara Gergedan (Öykü), 2021
Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023
Turhan Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar
Ahmet Çıkar'ın Dün Bugün Dün adlı ilk romanı, hem anlatım hem de teknik yönden özellikli bir metin. Adem isimli toplumda yer edinememiş karakterin anlatısıyla romana başlıyoruz. İtalik kısımlarda dünü, yani babasını, kimliğini, dinle olan temasını görüyoruz. Bugünün anlatısındaysa anlatıcı sesine parantezlerle iç sesin eşlik ettiğine şahit oluyoruz. Anlatımda kuvvetli bir kara mizah var. İkinci bölümde bir başka anlatıcı daha devreye giriyor ama finali yine Adem'le yapıyoruz. Kurgu, ayrıca şair olan da Adem'in şiir kitabını yayımlatma macerası üstünden yapılmış. Metni bir üstkurmaca olarak değerlendirebiliriz, ayrıca hem italik kısım, hem parantez içi anlatım hem de anlatıcının postmoderne bakışı nedeniyle romanı bir postmodern anlatı olarak da değerlendirmemiz gerekiyor. Artı bir katman olarak ikinci anlatıcının devreye girmesini 112 sayfalık metin için fazla bulsam da dili ve anlatımı itibarıyla nefis bir ilk roman/postmodern anlatı olmuş Dün Bugün Yarın.
Anlatı türü içinde yer alan bu eser bazen bir felsefi metni, bazen gezi notlarını da bazen de bir anı kitabını andırmaktadır. Bütün bunların karışımının kurmacayla buluşması ve yazarın harikulade anlatım diliyle edebiyat tarihimize adını yazdıran bir eserdir Yaşamın Ucuna Yolculuk. Dilimizde ilk yayımlandığından 35 sene sonra YKY bu kitabın özel basımını da yayımlamıştır. Tezer Özlü'nün yaşama, ölüme, intihara, hiçliğe, yabancılaşmaya, varoluşa ve toplumsal değerlere dair pek çok konudan kendine has diliyle bahsettiği bu yapıt, şüphesiz ki edebiyatımızın özel metinlerinden biridir.
Tezer Özlü'nün sevdiği yazarlar Franz Kafka, Italo Svevo ve Torino'da 1950 yılında bir otel odasından intihar ederek vefat eden Cesare Pavese'nin izini sürdüğü yolculuğunu anlattığı bu metinde, kimi zaman kendine yönelerek "sen" anlatıcıya geçen bir anlatım kullanmaktadır. Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde Özlü'nün peşinden yaptığımız bu yolculuk bizi hem yaşamın içine hem de ucuna doğru götürmektedir.
Düşüş, felsefi bir roman olarak döneminin önde gelen yapıtları arasındadır. Jean Baptiste Clamence adlı eski bir avukatın Amsterdam'da Mexico City isimli barda karşısında kim olduğunu bilmediğimiz biriyle olan konuşmasını, daha doğrusu monologlarını okuruz. Anlaşılabileceği gibi roman tek anlatıcı ve düzlemde ilerler. Anlatıcımız güvenilmezdir, bundan dolayı anlattıkları doğru mu, karşısında gerçekten onu dinleyen biri var mıdır, yoksa kendisinin alter egosu mu, bunu bilemeyiz. Geçmişte Paris'te avukatlık yapan karakterin, ölüm, yalnızlık, özgürlük gibi konuları irdelediği, başta kendisinden başlayarak eleştirilerini topluma ve sisteme yönelttiği bir metindir Düşüş. Sadece monolog üstünden ilerlemesine ve yüz sayfalık hacmine rağmen edebi açıdan da doyurucu bir eserdir. Zamanında sefahat içinde yaşamış birinin yaşamındaki değişimi, düşüşü gayet güzel şekilde ifade eder. Düşüş'ü bir modernizm eleştirisi olarak da görebiliriz.
Pedro Paramo, kısa ama büyülü gerçekçilik türünün en özel ve güçlü eserlerinden biridir. Ayrıca bu türün başyapıtı olarak kabul Yüzyıllık Yalnızlık romanına da ilham vermiştir.
Romanda temel hikaye Juan Preciado adlı karakterin ölüm döşeğindeki annesinin isteğiyle hiç tanımadığı babasını görmesi için Comala kasabasına gitmesiyle başlar. Preciado'nun babası kitaba ismini veren Pedro Paramo'dur. Başlangıç her ne kadar klasik bir anlatımmış gibi görünse de Comala'nın garip bir kasaba olduğunu metnin başında anlarız. Bir nevi ölüler diyarıdır Comala. Ölüler, metnin içinde sanki yaşıyorlarmış gibi girerler. Romanın başlangıcında anlatım Preciado üzerinden ilerlese de daha sonra üçüncü şahıs anlatım ve Pedro Paramo devreye girecektir. Hatta ölü karakterlerin de anlatıcı olarak rol aldıkları görülecektir. Zamanın belirsizleştiği, gerçekle birbirine karıştığı, Pedro Paramo'nun hayatının geriye dönüş tekniğiyle pek çok farklı kişi tarafından parça parça anlatıldığı bir romandır.
Yazarın 1938 yılında yayımlanmış olan eseri Bulantı, romandan çok felsefi anlatı diyebileceğimiz bir kitap. Metin boyunca Antoine Roquentin adlı tarihçi yazarın günlüklerini okuyoruz. Hümanizm felsefesinin tartışmasını yaptığı Otodidakt karakteri ve eski sevgilisi Anny haricinde herhangi bir karakter bulunmuyor. Anlatıcımız nesneleri, insanları ve mekanları ince ayrıntısına kadar bize aktarıyor. Bir çakıl taşının varlığıyla yarattığı bulantı hissi eser boyunca karaktere rahatsızlık veriyor. Bulantı ifadesini bir laytmotif olarak metinde görüyoruz. Yalnız, ailesi ve arkadaşlarıyla herhangi bir iletişim olmayan, bir süredir yaşadığı bulantı hissiyle mücadele eden biridir Antoine. Romanda yazarın, karakter Antoine aracılığıyla özellikle varoluşçu felsefenin temel düşüncelerini okura aktardığına şahit oluyoruz. Kısacası Bulantı, kurmacasından çok felsefesiyle öne çıkan bir kitaptır.