Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Turhan Yıldırım
1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır.
Eserleri
Kara Gergedan (Öykü), 2021
Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023
Turhan Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar
1985 yılında yayımlanan Orhan Pamuk edebiyatının postmodernist tarzda ilk romanı olan Beyaz Kale, tarihsel üstkurmaca biçimiyle yazılmıştır. Metinde çift üstkurmaca yer almakta olup buluntu elyazmasını günümüz diline çeviren yazarın Sessiz Ev romanındaki kurmaca karakter Faruk Darvınoğlu'nun anlatıcılığında roman ilerlemektedir. Dönem olarak Padişah 4. Mehmet zamanında geçen kitapta Venedikli esirle onun efendisi konumundaki Hoca karakterinin hikayesi anlatılmaktadır. Yazarın üçüncü romanı olan bu eserde Don Quijote'yle olan metinlerarasılık da göze çarpmaktadır. Buluntu elyazmasıyla sağlanan üstkurmacanın tarihsel kaynağı Cervantes'in yazdığı Don Quijote olup romanın ilk bölümünde esir düşmüş bir tip vasıtasıyla metinlerarası ilişki kurulmuştur.
İlk olarak 1984 yılında Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan Tortu, öykü kitabı olarak hala anılsa da ana karakterin anlatımıyla ilerleyen ve beş bölümden oluşan bir roman olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. "Ablam", "Ahmet Hikmet Bey", "Konak", "Zekiye" ve "Tortu" adlı kısımlardan oluş bu kitap 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yaratmış olduğu karanlık iklimde yazılmıştır. Bu eserde, Arif Hikmet Bey adlı muktedirin parası ve hırsının gücü sayesinde başta kendi doğup büyüdüğü kasaba olmak üzere binlerce insanın kaderini acımasızca belirleyişini görmekteyiz. Dönemin karanlığını Arif Hikmet Bey üzerinden oldukça başarılı, neredeyse bir distopik kurgu ,şeklinde anlatan Selçuk Baran, kullandığı yetkin dille de yapıtında ayrıca bir fark yaratmıştır. Yazarın külliyatı arasında en önemli eserlerinden biri olduğunu düşünüyorum.
Ali Yağan'ın ikinci öykü kitabı Cumhur'un Ölüm İlanı, taşra anlatımında klişe tuzağına düşmeyen, anlatım dili, atmosfer ve karakter yaratımı başarılı, genellikle ortak mekân seçiminin olduğu (Savaştepe ve Akçakale) yedi samimi öyküden oluşan bir kitap. Kendini bazı öykülerin öznesi haline getirip postmodern edebiyatın oyunbazlığını da kullanan, üstüne kurmacayı ve postmodernizmi tartışmaya açan bir yazar var karşımızda. Öykülerin genel atmosferi için "tekinsiz" ibaresi sanırım uygun düşecektir. Kitaba ismini veren öykü nefis. Bununla birlikte "Yalnızız Dostlarım ve Bu Bir Oksimoron" öyküsünü de ayrıca sevdim. Ali Yağan metinlerinde hem bireysel, hem toplumsal hem de yazınsal meselelere başarıyla değinebilmiş. Kendisi bu kitapla bundan sonraki eserlerini de takip edeceğim bir yazar oldu benim için.
Edebiyat tarihinin üç güçlü ve estetize edilmiş karakteri Mephistopheles, Lord Henry ve Suat. Kitabımız bu üçlüyü, birbirleriyle karşılaştırarak ve örtüşen yanlarını da ortaya koyarak gözlerimizin önüne sunuyor. Pek tabii ki bunları incelerken kötülüğün çekiciliği, estetik ve anti-kahraman düzleminde bakıyor.
Faust oyununun şeytanın estetize edilip insanlaştırılmış karakteri Mephistopheles, Dorian Gray'in Portresi romanının hedonist karakteri Lord Henry ve Huzur romanının huzursuzu Suat, farklı yüzyıllarda aynı düzlemin karakterleri olduğunu bu kitapta detaylıca görebiliyoruz. Kötülük nasıl estetize edilebilir sorusunu bu kitabın ismine bakan neredeyse her okurun zihninde uyanacağını tahmin ediyorum. Kötülüğün çekiciliğinin olduğunu, insanın salt iyi ya da kötü olamayacağını, bundan dolayı edebiyat tarihinden yaratılmış bazı kurmaca kötü karakterlerin de yer aldıkları eserleri yukarı çıkardıklarını bu metin bizlere yalın bir dille aktarıyor.
Yaşam Suyu, birinci şahıs ağzından devam eden monolog anlatımıyla oldukça farklı bir eser. Clarice Lispector'ın anlatıcı dilini yer yer Virginia Woolf'a ve bizim edebiyatımızdaysa Tezer Özlü'ye benzetebiliriz. Anlatıcı dili için iç monologdan çok ağır aksak ilerleyip daldan dala atlayan kendine has bir bilinç akışı diyebiliriz.
Dilimize ilk olarak 2017 yılında Başak Bingöl Yüce çevirisiyle Monokl Kitap tarafından yayımlanan bu eser, yüz sayfalık bir metin olmasına rağmen okura zorlayıcı bir okumayı da sunuyor. Doğum, ölüm, yaşam, anda kalışın ve anın anlatımı, nesneler, hayvanlar üzerine anlatımın daldan dala ilerlediği metin, yazmakla resmetmek üzerine düşünceleriyle ayrıca özel bir anlatı. Her ne kadar roman denilse de herhangi bir türün içinde sınıflandırılması zor bir yapıt Yaşam Suyu. Yalnızca bilinç akışı tekniğine alışık okurlara önerebileceğim bir eser.