Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
Turhan Yıldırım
1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır.
Eserleri
Kara Gergedan (Öykü), 2021
Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023
Turhan Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar
Kitaba ismini veren ve ilk sırada bulunan öykü olan "Sırça Köşk" masalsı diliyle muazzam bir öykü. Aziz Nesin'in Yeşil Renkli Namus Gazı öyküsüyle zihin akrabalığı bulunan, ezenin ve ezilenin harika şekilde anlatıldığı bir öykü. Kitaptaki masalsı anlatıma sahip diğer öykülerse sonda yer alıyor. "Bir Aşk Masalı", "Devlerin Ölümü" ve "Koyun Masalı" anlatımı ve eleştirel yapısıyla ilk öyküye benzer metinler. Kitapta bunlar haricinde daha çok kıyıda köşede kalmış insanların hikâyeleri yer alıyor. Adı katile çıkmış Osman'ın, böbrek hastalığıyla derman arayan nüfus memurunun, bir zamanlar anlatıcının okulda öğrencisi olan konsomatris Çilli gibi karakterlerin gerçekçi yaşam hikâyelerine tanık oluyoruz. Toplumsal ve bürokratik eleştiri öykülerin ana özelliği. 1945-46 yıllarında yazılmış bu öyküler, dönemin özelliklerini kuvvetli bir gözlemle buluşturmuş yazarın elinden çıkan kuvvetli metinler. Özellikle kıyıda köşede kalmış insanların hikâyelerini yazdığı için olumsuz manada eleştirilen yazarın "Bahtiyar Köpek" öyküsü harikulade bir ironik metin. Yorumumu bu metinden bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum:
"Bahtiyar bir köpek bile benim içimi sevinçle dolduruyor. Ben karanlık şeylerden bahsetmek için dünyaya gelmemişim. İçim tatlı, sıcak, neşeli şeyler anlatmak isteğiyle yanıyor.
Hele cümle âlem bu köpeğin onda biri kadar rahata kavuşsun, bakın ben bir daha acı şeylerden söz açar mıyım!"
Cabir Özyıldız'ın Eski Zaman Türküsü, içindeki 11 öyküyle bizlere Adana'nın kuytu köşelerinin, izbe sokaklarının panoramasını sunuyor. Transseksüelinden eroin bağımlısına, tinercisinden ganyancısına kıyıda köşede kalanların gerçekliğini adeta bir kameranın gözünden anlatmış bizlere. Yazarın sinemaya olan düşkünlüğünü kitabın girişinde olan Angelopoulos ve Bergman alıntılarından görebiliyoruz. Zaten bu da öykülere net bir şekilde yansımış. Özellikle güçlü atmosfer kurulumunu, detaylı mekân ve karakter anlatımını görebiliyoruz metinlerde. Hem anlattıklarının derinliği hem de diliyle iyi bir ilk kitap var karşımızda. Öykülerde "ben" anlatıcı kullanılmış. Fakat bu birinci şahıs anlatıcılar her ne kadar kendilerinden bahsetseler bile bizlere bir kamera ardından olayları ve karakterleri anlatır gibiler. Eski Zaman Türküsü için iyi bir ilk kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanı, Dante'nin aynı adlı ve Rilke'nin Duino Ağıtları eserleriyle metinlerarası ilişkide olan saplantılı aşkın, şiirle bağlantılı bir dil üzerinden anlatıldığı, macera, arayış, polisiye, cinayet, nesne ilişkisi gibi konuların yer aldığı postmodernist üstkurmaca bir anlatıdır. "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti," cümlesiyle başlayan, anlatıcının üçlü aşk hikayesinin baş kahramanı Osman'ın olduğu, tıpkı Kara Kitap'taki Galip - Rüya - Celal Salik karakter yapılanmasına benzer şekilde burada da Osman - Canan - Mehmet kurgusunu gördüğümüz bir romandır. Celal Salik'in adı yer yer Yeni Hayat'ta da geçmekte, kitap boyunca bir leitmotif olarak geçen OPA marka tıraş sabunu nesnesiyle yazar kendisini metnine dahil etmiştir. Bir başka leitmotif olan melek simgesinin ve karamelaların Heinrich Mann'ın Profesör Unrat romanıyla birlikte bu kitaptan uyarlanan Mavi Melek filmiyle olan bağlantısını da görüyoruz.
Uğur Demircan'ın altı öyküden oluşan Örtü adlı öykü kitabı, esere ismini veren "örtme" ve "örtü" kavramlarının getirdiği imgelerle örülmüş metinlerden oluşuyor. Suçların ve kusurların örtülmesi bu öykülerin ortak teması, diyebiliriz. Böylesi bir ortaklığın öykülerin okurun aklında kalabilmesi adına da güzel bir seçim olduğunu düşünüyorum. Öykülerin tamamı tek isim olarak seçilmiş. Sadece bunla bile eser oluşturulurken belirli bir kurgu temeli üzerinden inşa edildiğini görebiliyoruz. Kitapta özellikle karanlık atmosfer kurulumu olmak üzere temiz dil kullanımı ve diyaloglarla gayet başarılı metinler mevcut. Mekân olaraksa daha çok köy ve kasaba tercih edilmiş. Kitabın yalnızca altmış yedi sayfa ve sadece altı öyküden oluşmasının benim açımdan yetersiz olduğunu söylemeliyim. Özellikle son öykü olan "Taş"ın yirmi sayfalık hacminin, böylesi az sayıda metinden oluşan sayfa sayısı düşük bir kitap için fazla olduğunu düşünüyorum.
Neredeyse tüm öykülerde toplumumuzda bulunan kimi alışkanlıklar, doğalmış gibi gelen negatif özellikler kara mizah kullanılarak eleştirilmiş. Mekân yaratımı, diyaloglar, dil kullanımı ve öykü boyları genel olarak başarılı. Kitapta yer alan bazı öykülerde iki damar var ki bunlara ait metinleri özellikle sevdiğimi söylemeliyim. Bunlardan ilki yazarın uçabildiği öyküler. Kurgusu kitapta yer alan diğer metinlere göre çok farklı, distopik ve yer yer gerçekliğin dışına kayan öyküler bunlar. "Dedeler", "Küçük Yamyam" ve "Herkesin Bildiği Şu Kedili Kadın" bu dediğime örnek olan metinler. Tasmalı dedeler, sivri dişli yamyam küçük çocuk ve yazara saldıran kediler. Karanlık bir atmosferle birleşen şiddet içeriği, öyküleri oldukça farklı kılıyor. Diğer beğendiğim damarsa iki ayrı mekanın ya da zamanın birleştiği kara mizah içeren öyküler. "Tanrısal Boğanın Kurban Edilişi" ile "Mutlu Son" adlı metinler benim için bu sınıfın içinde kalıyor.