Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Turhan Yıldırım

1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır. Eserleri Kara Gergedan (Öykü), 2021 Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023

Turhan Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar

10.12.2023

Başar Yılmaz'ın ilk öykü kitabı Kara Kışın Gün Işığı'nda yer alan sekiz öykünün tamamı duyguyu yoğun hissettiğiniz bir dille yazılmış. Anlatım tertemiz, anlatılanlara uygun bir dilin varlığını da rahatlıkla görüyorsunuz. Beş sayfalık öyküsü de güçlü, on altı sayfa olan da. Kitapta yer alan tüm metinleri hem edebi açıdan hem de okur zevki olarak çok beğendiğimi söylemeliyim. Özellikle "Quasimodo" öyküsü harikuladeydi.

"Bugün hayatının ilk günü Nasip'in.
Oysa dün kendini asacaktı. Silah olsa vururdu kendini, ilk onu düşündü, bulamadı. Ölmenin bile gereklilikleri var." s. 45
80'li ve 90'lı yılların sinemasına baktığımızda özellikle sol cenahın darbe sonrası hayal kırıklığını, ideallerinin nasıl yıkıldığını, davasını terk edip sistemin göbeğine konanları görürüz. Bu kitap bahsettiğim hikâyenin muhafazakar cenahtaki izdüşümü. Din temelli ideallerle düşlenenlerin askeri darbe sonrasında nasıl terk edildiğini, siyasete nasıl bulaşıldığını ve refah uğruna fikirlerin tam tersi yönde hareket edilebildiğini anlatıyor. 80'li yıllarla birlikte değişen mütedeyyinlerin durumunu görüyoruz.

Öyküler teknik olarak birbiriyle zincirli. Sanki bir yapbozun parçalarını okuyor ve son öykülerde de bunları birleştiriyoruz. Yazarın doğal anlatıcılığını öykülerde rahatlıkla görebiliyoruz fakat söylem tarafı o kadar baskın ki kurmaca yapı neredeyse tüm öykülerde bozulmuş durumda. Özellikle italik kısımlarda sloganvari ideolojik bir söyleme geçiş yapılıyor. Muhafazakar camiada değişen insanların eleştirisini gayet iyi şekilde görüyoruz belki ama söylemin baskınlığı edebi açıdan öykülere zarar veriyor. Sanki bir öykü kitabını değil de yazarın fikirlerinin yer aldığı metin parçalarından oluşan bir eseri okuyoruz. Bu nedenle de ne yazık ki karakterlerin inandırıcılığı okurda kalmıyor.

Öykülerdeki anlatım sıçramalı olarak ilerliyor. Bu da yer yer karakterlerin ve olayların anlaşılmasını zorlaştıran bir durum. Ama tüm öyküler birbiriyle ilişkili olduğu için kitaptaki genel akışa hakim olabiliyorsunuz.
Sadık Hidayet'in yaşamına göz attığınızda ya da en kolayından Diri Gömülen kitabındaki, esere de adını veren ilk hikayeyi okuduğunuzda, onun edebiyatının temelde ölüm ve intihar olgusu üzerine kurulduğunu görebilirsiniz. Bu kitapta da, daha ilk öykü olan Moğol Gölgesi'nden başlayarak ölüm teması üzerine kurulu metinleri görebiliyoruz. İkincil olarak da hiciv kullanarak toplum eleştirisi Hidayet'in edebiyatında etkindir. Bunu da, özellikle, kitapta yer alan son öyküde gayet net görebiliyoruz. Benim açımdan, eserin en etkileyici öyküsü Moğol Gölgesi'ydi. Tarihsellik içeren bu metin, özellikle finali itibarıyla oldukça kuvvetli. Bunun yanı sıra, kitapta iki tane kısa metin bulunuyor. Bunlar, felsefi anlatı diye nitelendirebileceğimiz öyküleşmemiş metinler. Kalan metinleriyse tipik Sadık Hidayet öyküleri olarak değerlendirebiliriz. Sadık Hidayet'e "Doğu'nun Kafka'sı" tabirinin boşuna verilmediğini, bu kitaptaki öykülerden de görebilirsiniz. Ölüm teması üzerinden yarattığı Kafkaesk atmosferi okuruna bolca yaşatıyor yazar.
Bu roman için tipik bir üstkurmaca postmodern anlatı diyebiliriz. Yazarın "Gün yüzüne çıkmamış bir romanın dipnotları" olarak nitelendirdiği ve Solstad'ın üstkurmaca kısmında bir anlatıcı olarak araya girip, "Yazarlıkta fazla mesaiye kaldım. Yazarlığım 1999 yılında T. Singer yazılıp yayımlandığında bitti. Ondan sonra gelenlerin hepsi bir daha asla yinelenmeyecek kuraldışılar. Bu da öyle," ifadesini kullandığı bir deneysel metin Armand V. Bu postmodern anlatının ana kurgusunda Armand adlı Norveçli diplomatın başta oğluna olmak üzere kendine ve topluma olan yabancılaşmasını okuyoruz. Fakat karakterin yabancılaşma hikayesi ne yazık ki derinleşmiyor. İşin deneyselliği ve üstkurmacası kısmına girersek de zaten burada kullanılan biçimlerin geçmişte başka eserlerde de çok daha başarılı bir şekilde kullanıldığını görebiliriz. Örneğin Nabokov'un Solgun Ateş adlı romanının deneysellik bazında bu esere göre çok daha üstte olduğunu söyleyebilirim. Keza iş anlatımın dipnot üzerinden ilerlemesiyse hem Mark Z. Danielewski'nin Yapraklar Evi, hem de Fuat Sevimay'ın Benden'iz James Joyce romanlarında bu biçim çok daha üst seviye kullanılmış. Kısacası ne içeriği ne de biçimselliğiyle vasatı aşamayan bir roman Armand V. Bu kitabı sadece farklı bir biçimle kurgulanmış roman okumak isteyen arkadaşlarımıza önerebilirim.
22.06.2023

Bu kitaptaki metinler için "kağıt kesiğinin getirdiği incecik sızının" öyküleri diye ifade ediyorum. Bir ilk kitap olmasına rağmen oldukça başarılı. Duygu aktarımı açısından kuvvetli öykülerden oluşuyor. Çizgide Bir Kukla alışılageldiği gibi kitapta yer alan bir öykünün değil "Uzun Düz Çizgiler" adlı metnin içinde geçen bir ifade. Bu öykü de anlatım olarak çok güçlüydü.