Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Turhan Yıldırım
1983 yılında İstanbul’da doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdikten sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Öyküleri Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi, Hece Öykü, Altıyedi, Kirpi, Edebiyatist, Trendeki Yabancı, Parşömen Edebiyat, Litera Edebiyat, Oggito, İshak Edebiyat, Edebiyat Burada, Yazı-Yorum, Mahal Edebiyat ve Martı dergilerinde yayımlandı. Son olarak H2O Kitap tarafından yayımlanan Öteki Sesler seçkisinde bir öyküsüyle yer almış, ayrıca çeşitli antolojilere de öyküleriyle katkı sağlamıştır.
Eserleri
Kara Gergedan (Öykü), 2021
Modern Soslu Postmodern Makarna (Öykü), 2023
Turhan Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar
Perec'in Oulipiyen tarzda yazdığı postmodern romanı, biçim yönünden en özel metinlerden biridir. Simon-Crubellier Sokağı 11 numaralı apartmanda yaşayan kişilerin hayatlarına, yazarın adeta elinde kamerayla en ince detayına anlattığı bir romandır. Yazar bu eserini Oulipo grubunun kurucusu olan Raymond Queneau'ya ithaf etmiştir.
İçinde pek çok görselin ve mikro hikayenin bulunduğu metin, 6 ana bölüm 99 bölümden oluşmaktadır. Ana hikayede tıpkı Jules Verne'in 80 Günde Devrialem romanındaki karakterler Phileas Fogg ve Jean Passepartout'ya benzer Bartlebooth ve onun yardımcısı Smautf vardır. Bartlebooth, Simon-Crubellier Sokağı 11 numaralı apartmanda yaşayan İngiliz bir zengin olup yapbozlara takıntılıdır. 10 yıl sulu boya öğrenmiş, 20 yıl dünyayı gezmiş ve buralarda yaptığı 500 sulu boya tablonun yapboz ustası Gaspard Winckler tarafından 750 parçalık yapbozlar halinde hazırlanmasını istemektedir. Metnin ana hikayesi budur ama odalar anlatılırken pek çok mikro hikayeyi de okumaktayız.
Postmodern anlatı türünde değerlendirilebilecek bu metin pek çok katmandan oluşmaktadır. Postmodernizmin tarihi arka fon olarak kullanıp kurmacaya başvurması bu metinde de görülmektedir. Anlatıcımız dedesiyle 1. Dünya Savaşı, babasıyla 2. Dünya Savaşı ve kendisiyle de sosyalist Bulgaristan rejiminin yıkılış dönemine bizi tanık etmektedir. Fakat metinde bu tarihsel dönemlerin dışında bir de Yunan mitolojisinin önemli mitlerinden biri olan Mirotor'u ve onun yaşadığı labirentin de hikayesine konuk oluyoruz. Yazar metinde bizi labirentin çıkışsız yapısı içine hapsediyor. Çizgisel zamanın olmadığı bu metin anlattığı tarihsel ve mitolojik hikayelerin dışında da pek çok mikro hikayeyi de barındırmaktadır. Dokuz bölümden oluşan bu eser katmanlı yapısıyla okura pek çok alan açmaktadır. Çağdaş edebiyatın önemli romanları arasındadır Hüznün Fiziği. Özellikle yakın tarihle mitolojinin buluşturulması çok başarılı.
Othello, şiirsel diliyle Dünya edebiyatının en özel metinlerinden biridir. Mağripli Othello karakteri üzerinden duyguların en uç noktalarda anlatıldığı bu metin beş sahneden oluşmaktadır. Defalarca sahnelenen oyunun sinema uyarlamasındaysa özellikle Orson Welles'in hem yönetmenliğini yaptığı hem de baş rolü oynadığı 1951 yapımı filmi oldukça önemlidir.
Osmanlı'nın Kıbrıs'ı fethinin hemen öncesindeki bir dönemi anlatan bu metin İtalyan yazar Cinthio'nun 1565 tarihinde yayımlanan masallarından esinlenilmiştir. İnsanların zaaflarını iyi kullanan saf kötü Iago, metnin Othello'yla birlikte en önemli karakteridir. Othello'nun eşi güzeller güzeli Venedikli Desdemona, Othello'nun yaveri Cassio, Desdemona'ya aşık saf bey Roderigo ve Iago'nun eşi Emilia gibi isimler diğer karakterlerdir. Metni sürükleyen ve yaşanılan olayların kaynağı Iago'nun Othello'ya duyduğu kindir. Edebiyat tarihinin en özel oyunlarından biridir Othello. Kin, intikam gibi hisleri unutulmayacak bir şekilde anlatmıştır.
Franz Kafka'nın erken yaşta vefatı nedeniyle bitiremediği romanı Şato, yazarın Kafkaesk havayı en iyi yansıttığı metinlerinden biridir. Kafka'nın diğer kitaplarına göre en hacimlisi olan bir eser, erişilmez otorite, yabancılık kavramı, toplumdan dışlanma, bürokratik engeller gibi pek çok konuyu barındırmaktadır.
Şato tarafından köye atanmış kadastrocu K.'nın başına gelenleri anlatıldığı metin, Barnabas ve kız kardeşlerinin yan hikayesiyle de toplumsal baskının, dışlamanın nelere yol açabildiğini göstermektedir. K.'nın bir türlü ulaşamadığı Şato, burada bir bey olan ama hiç görünmeyen, mektuplarla iletişim kuran Klamm, karakterimizi sürekli gözetleyen iki yardımcısı, köyde kadastroculuk pozisyonu olmadığı için hademelik yapmak zorunda kalan K'nın yaşadıkları, yabancının köylüler tarafından kabul edilmeyişi gibi konuların yer aldığı metin çıkışsızlık hissini sonuna kadar vermektedir. Roman her ne kadar bitmemiş olsa da kendi içinde bir konu bütünlüğü olup tamamlanmışa yakındır.
Balkan Blues, Yunan yazar Petros Markaris'in bir öykü kitabı. Kendisinin bir polisiye yazarı olmasının da etkisiyle göçmen temalı, polisiye unsurların öne çıktığı öyküler var kitapta. Yunanistan'da göçmen konusunu, tüm paydaşlarıyla ve gayet güzel şekilde işlemiş Markaris. Afrikalı kızdan Arnavut işçilere geniş bir karakter yelpazesi sunuyor önümüze. Hem ırkçılığı hem de yabancı bir ülkede tutunmaya çalışan göçmenlerin yaşamını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Yazarın anlatım dili de kıvrak, keza çevirisi de gayet başarılı. İstisnasız tüm öyküleri hiç sıkılmadan okuyorsunuz. Göçmen konusunu işleyen pek çok film bulabiliyoruz ama iş edebiyata gelince durum değişiyor. Bu anlamda özel bir iş çıkarmış Petros Markaris. Öykülerde dönemsel olarak da Atina Olimpiyatları zamanındayız. O süreçte şehirdeki değişimi ve hazırlıkları da anlatan metinler var kitapta. Kısacası Markaris'in bu kitabına öykü severler bir şans verebilir.