Çeşitli röportaj ve makalelerden oluşan kitap özellikle tek bir nokta üzerinde duruyor. “Eğitim dili mutlaka türkçe olmalı....dilini kaybeden ,varlığını kaybeder....”
Bazı okullarda eğitimin ingilizce verilmesinden dolayı oldukça rahatsızlık duyuyor ve bu işe müsamaha gösterenleri,izin verenleri,teşvik edenleri vatana ihanetle suçluyor,çünkü bu soykırıma alet olmak vatanı satmaktır... ona göre.
Türkçe’nin matematiksel yapısından dolayı bilim dili olmaya çok müsait olduğunu ileri süren yazar,insanlara “dünya dili” diye yutturulan ingilizce’nin iki yüz elli kelimelik ve beş ayrı dilin karması bir dil olduğunu,dolayısıyla bu dilde kelime türetmenin çok zor olduğunu söylüyor.
Değişik röportajlarda aynı sorunun sorulması sonucunda verilen aynı cevaplar kıtabın çok tekrara düşmesine neden oluyor.Bu durum okuyucuyu ilk başta sıkıyor.Sonra bir şeyin defalarca söylenmesiyle işin ciddiyetini kavrıyor ve cümlelerin bir tekrar değil,bütün oyunların tek amacının ne olduğu hakkında köklü bir açıklamalar zinciri olduğunu düşünüyorsunuz.Tıpkı Kuran’da tekrar zannedilen birçok ayetin, aslında bir olayı birçok yönden ele alması gibi....(teşbihte hata olmaz)
Kitap dikkate değer olmakla birlikte yazarının haiz olduğu vasıflara nisbeten,birebir kaleminden çıkmamış olmasının verdiği bir yetersizliği var.Yani ‘Oktay Sinanoğlu’adını okuyunca kitaptan, çok daha fazla beklentim vardı diyebilirim...Beklentimin altında çıktı ama bu,kitap kötüdür anlamına asla gelmez.Okunması zaman israfı değildir.