"Eğer kendini Tanrı’nın seninle konuşmasına layık olmayı düşleyemeyecek kadar değersiz görüyorsan sesimi işitmeyi nasıl bekleyebilirsin? Yalnızca seninle değil, bu kitabı alıp okuyan herkesle konuşuyorum. Kimin bu sözlere ulaşacağını biliyorum. Tüm diğer iletişim yollarım gibi bazıları işitecek, bazıları yalnızca dinleyecek ve işitmeyecektir."
Neale Donald Walsch’ın yazdığı ve Ötesi Yayınları’ndan çıkan bu kitap, gerçekten de alışılmadık bir diyaloğu içeriyor. Kitabı okumaya başlamadan, kitabın tanrı ile karşılıklı bir sonbet olduğunu algılayamıyor insan. Kitabın "tanrı ile sohbet" şeklinde olması, inanılırlığını sarsıyor gibi görünse de, biraz kulak kabartırsak konuşulanların, içimizdeki sorular -cevaplarını bulduğumuz veya bulamadığımız- ve cevaplarından ibaret olduğunu anlayabiliriz. Tabi şunu da unutmamak lazım; tek bir doğru cevap yoktur. Hatta "tanrı"nın dediğine göre; doğru diye bir şey yoktur, "doğru" nereden baktığımıza bağlıdır. Yani, her şey doğrudur ve değildir.
Kitapta kimi zaman tekrar edilen cümlelere rastlayıp "tanrı unuttu mu, bunlardan bahsetmişti" diye düşüncelere kapılmak olası ise de, zamanla, bunun bir sohbet olduğunun ve tekrar edilen cümlelerin sorulan sorular üzerine tekrar edildiğinin bilincine varılabiliyor.
Tanrı ile sohbet, içimizdeki ses ile sohbet veya sağduyu ile sohbet... İsimler çok da önemli değil. Bu kitap, ne kadar değerli olduğumuzun farkına varmak için büyük bir fırsat. Geçmişten size aktarılan, köklü tabularınızın sarsılması pahasına da olsa, cesaret edip bu kitabı okuduktan sonra kişisel özgürlüğünüzle ilgili fikirlerinizin değiştiğini ve farklı düşüncelere zihninizi daha kolay açıp daha gerçekçi eleştiriler yapabildiğinizi fark edeceksiniz. "Farkındalıkla yol alma"nın ilk adımı bu kitap olabilir.
"Kendinize çağırdığınız her olay ve serüveni kim olduğunuzu deneyimlemek için yaratıyorsunuz." Bu kitapla tanışmayı da siz istediniz ve okuma fırsatını elde etmek için tek yapmanız gereken yine "istemek".