Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Murat Çorlu Tarafından Yapılan Yorumlar

14.01.2003

Tarihi roman severlerin dikkatine...
Christian Jacq'nun bu kitabını dilimize Rıza Yalt çevirmiş. Kitabımız aslında üç kitapdan oluşan "Ramses" serisinin bir parçası. "Işığın Oğlu" ve "Kadeş Savaşı" üçlü serinin diğer iki kitabı. Bu üç kitapda Remzi Yayınevi orjinli eserler arasında.
Tabir-i uygun ise kitabımızın mutfağından kısaca söz ettikten sonra, tadımlıkda olsa öykümüze değinelim dilerseniz.
Romanımızın öyküsü tarihin en gizemli uygarlığı kabul edilen Mısır uygarlığının bulunduğu Mısır coğrafyasında geçiyor. Kitabımızın kahramanı Ramses, genç yaşına rağmen babası Seti'nin ölümüyle tahta geçen genç bir Firavundur. Ramses çevresinde gözü pek, açık sözlü, kararlı ve sağı solu pekde belli olmayan deli dolu biri olarak tanınmaktadır. Ramses, Seti'nin adaletli, bolluk ve bereket içinde geçen parlak hükümranlık yıllarından sonra Mısır'ı yönetmenin hiç de kolay olmadığının farkındadır.
Zorluklarına rağmen Ramses, Firavunluğun kendisinin yapmak zorunda olduğu bir görev olduğuna karar verir. (Bu andan itibaren kitapda sahneyi;hırs, öfke, ihanet ve makam tutkusu alacaktır.)
Firavun olabilmek için gerekli olan cesaret Ramses'de vardır ama cesaret tek başına yeterli olmayacaktır. Seti'den oğlu Ramses'e kalan tek şey hükümdarlık değildir. Seti'nin ünü ülke sınırlarını aşmış kraliçesi Tuya, tecrübesiyle oğlunun yani Ramses'in yolunu aydınlatmaktadır. Ramses'in güzelliği dillere destan eşi Nefertari. çocukluk arkadaşları Musa, Aşa, Setau ve Ameni genç Firavun'un sadık dostları ve yardımcılarıdır.
Herşeye rağmen Seti; otoritesi ve lider vasıflarıyla yeri doldurulması imkansız bir Firavundur halkın gözünde. Mısır tahtına babasının vasiyeti üzerine abisi Şenar'ı safdışı ederek oturan Ramses'i düşündüğünden çok büyük tehlikeler beklemektedir.
Çok Tanrı'lı Mısır'da tek Tanrı'ya inanan büyücü Ofir, Ramses'in hükümdarlığını bir türlü kabullenemeyen sinsi Şenar ve Hititler lehine çalışan casuslar dahildeki düşmanlardan bazılarıdır. Bu düşmanlarla kapışmak zorunda olan Ramses'i hariçtede, yıllardır zengin Mısır'ı ele geçirme hayalleri kuran savaşçı Hititler beklemektedir.
Birbirinden bağımsız gibi görünen bir sürü olayın kitabın sonunda kesişmesi ise kitabın üslubuna ayrı bir renk katmış.
Kitap öyküsü ve sürükleyici serüveni açısından oldukça başarılı olmuş. Fakat çeviri bir kitap olmasından kaynaklandığını düşündüğüm büyük bir boşluk kendini hissettirmiş. O'da kitabın üslubunun çok sade, tabir-i diğer ile edebi yönünün yetersiz kalmış olması. Yinede üslubun sadeliği kimi okuyucunun nezdinde, kitapda olması gereken vasıflardan biri olarak kabul edildiğinden, "MİLYONLARCA YILIN TAPINAĞI" eksiklerine rağmen okunmaya değer bir eser olmuş.
14.01.2003

Tüm doğu klasikleri gibi yine doğunun tüm gizemini içinde bulunduran bu eğlenceli kitap, bilge bir tuti'nin(papağan), onu satın alan bir aile içindeki maceralarını ve ondan dinlediğimiz hikayeleri anlatıyor. Papağan, evin erkeğinin uzak yerlere gitmesi ve eşini de papağana emanet etmesi üzerine, evin hanımını uzun süre bilgi ve zekasıyla yapacağı yanlışlardan sakındırır.
Eşi uzaklardan uzun süre gelmeyen hanım bu arada başka birisine aşık olur. Bu aşkın yanlış olduğunu kendisi de bilir ancak kendisini ona adamaktan da vazgeçmez. Fakat devamlı olarak da bilgisine güveni çok fazla olan papağana da danışmadan etmez. Papağan da, hanımın aşkıyla her görüşmeye gitmek istemesinde zeki oyunları ve zevkli hikayeleri ile onu engeller. Bunu evin erkeği gelene kadar da başarıyla yapar. Bu arada hem evin hanımı hem de biz okuyucular bir çok konuda dinlediğimiz ibretlik bir çok hikayeyle hem eğlenip hem de bilgilenmekteyiz.
Batı klasiklerine gösterdiğimiz yoğun ilginin bir miktarını da doğu klasiklerine gösterirsek sanırım ne büyük cevherlere yüz çevirdiğimizi farkedeceğiz.
14.01.2003

"....Göreve başladığının daha ilk aylarında, "insan eğitmenin" ne kadar zor bir iş olduğunu farketti... Ne anlatsa dinliyorlar, fakat kiliseden çıktıktan sonra yine kendi bildiklerini okuyorlardı. Salzmann, büyüklere tesir edemediğine üzülüyor; "Allah'ım! Cehalet içinde yüzen bu insanları alışkanlıklarından vazgeçirmek ne kadar zor bir şey" diyordu.
Kırlara tefekküre çıktığı bir gün, bir baba yengeçle onun yanında iki yavru yengeç görür. Baba ne yapıyorsa, yavrular da onu tekrarlıyorlardı. Birden Salzmann'ın beyninde şimşekler çaktı: "Çocuklar, büyüklerinden gördükleri şeyleri tekrar ederek alışkanlık kazanıyorlar. Öyleyse, eğitime çocuklardan başlamalıyım" dedi..."
İşte kendisi bir eğitimci olan C.G. Salzmann'ın Çocuğu Kötü Eğitmenin Yolları adlı kitabı, bu hadisenin bir neticesidir. Kitabında ailelere ve eğitimcilere seslenmekte, eğitim için sıraladığı prensiplerden hemen sonra, bu prensipleri açıklayan bir veya birkaç hikâye yer almaktadır. Biz bunu şark klasiklerinde ilk defa görüyoruz. Fakat, bu eserinde Salzmann bir yenilik getirmiştir: Prensibi tersinden almaktadır. Mesela, "çocuğunuzun doğru sözlü olmasını istiyorsanız, şunu şunu yapın" demiyor da; "çocuğunuzun yalancı olmasını istiyorsanız, bunu bunu yapın" diyor.Hemen o ters prensibin altına, bunu destekleyici bir hikâye koyuyor.Niçin böyle yaptığını soran bir dostuna şu cevabı vermiştir: "Bana prensibi tersinden alma fikrini, bir kır gezisinde, bir gölün kenarında, çakıl taşları arasında gördüğüm yengeçler ilham etti."
Kitabın ilk baskısının kapağında, görmüş olduğu baba yengeçle iki yavru yengecin resimleri vardır. Resmin altında şu cümle yer almaktadır: "Babacığım senden ne görürsek biz de onu yaparız." Eserin orijinal adı "Çocuklarınızı Yanlış Eğitiyorsunuz" olduğu halde, kapağındaki resme atfen, "Yengeç Kitap" olarak şöhret bulmuştur. Yengeç Kitap, birçok dile çevrilmiş; büyük okuyucu kitlelerinin ilgisini toplamıştır.
Benim okuduğum baskı Adım Yayınlarından çıkmış.Oldukça güzel ve kaliteli bir baskı. Ama kitap, ülkemizde birçok yayınevi tarafından, farklı adlarla çevrilip basılmıştır. Bütün anne-babalara ya da anne-baba adaylarına özellikle de işi eğitim olanlara ısrarla tavsiye ederim.
14.01.2003

Gündelik Bilmeceler kitabı senelerce okullarda baş belamız olan fizik, kimya gibi derslerle aslında ne kadar da iç içe yaşadığımızı gözler önüne seriyor. Her sabah kahvaltıdan önce çay demlemek için ateşe koyduğumuz çaydanlıktan niçin ses geliyormuş biliyor musunuz? İşte, şu 19 yaşıma kadar yüzlerce kez karşılaştığım bu olayı bir soru olarak karşımda bulunca şaşkınlığımı ve merakımı gizleyememiştim. Gerçekten de biz farkında olmadan çevremizde ne formüller, ne kanunlar işler durumdaymış da haberimiz yokmuş.
Arılar nasıl vızıldar? Çeşmeden akan su aşağıya doğru inildikçe niçin incelir? Yağmur bir anda boşalmak yerine niye damla damla yağar? Neden ıslak kağıdı yırtmak kuru kağıdı yırtmaktan kolaydır?.... Gel de çık işin içinden! Acayip sorular işte. Siz en iyisi mi bu kitabı bir yerden bulun. Emin olun doğaya bakışınız daha bir değişecek.
13.01.2003

“Bu âlemde her ne varsa benim sıfatımdır. Ben olmasam, bir şey olmazdı. Ben “hep”im yahut “hiç”im; ben “hiç”im yahut “hep”im. Zaten hiç ile hep birdir, aynı şeydir! Ancak bunun farkında olmayanlar, bir şeyi iki farklı adla anıyorlar...” İşte daha kitabın başlarında bu tür cümlelerle sarsıntı üzerine sarsıntı geçiriyorsunuz. Tabii kitabın kahramanı Râci ile birlikte. Râci genç, zeki ve devamlı etrafını inceleyen, ‘hayatın manasını çözmeye çalışan’ birisidir. İşte bu filozof özelliği ve sorularına aradığı net cevapları bulamaması onu içkiye, avareliğe yöneltmiştir. Tâ ki bu tür sözler duyana ve Aynalı Baba ile tanışana kadar...
Râci’nin Aynalı Dede’nin verdiği ilhamla yaptığı hayalin derinliklerindeki yolculukla Buddha ile, Zerdüşt ile, Anka Kuşu ile bir çok olaya şahid oluyor ve adeta onunla biz de değişik boyutlara göçüyoruz. Kimi zaman heyecanlanıp, kimi zaman korktuğumuz, kimi zaman da üzüldüğümüz hikaye boyunca ister istemez biz de bir çok kavram üzerinde uzun düşüncelere dalıyoruz. Râci, hayal dünyasında bir şehri kurtarmak için “Saadet nedir?” sorusuna cevap ararken biz de onunla birlikte düşünüyor ve sanki cevabı bulsak hemen sesli sesli Râci’ye haykıracakmış gibi oluyoruz.
Bu kitap Doğu dünyasının da Felsefeye ne kadar ciddi ve önemli bir noktadan baktığının göstergesi.
Felsefeyle ilgileniyorsanız, özellikle ‘hayat’ konusunda derin düşüncelere dalmak istiyorsanız bu kitabı okumamanız büyük bir kayıp olur.