Nobel ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk’un son romanı “Masumiyet Müzesi” vitrinlerdeki yerini aldı. Benim gibi birçok insanın aklında da az önce okumuş olduğunuz başlık şeklindeki soru takılı kaldı.
“Orhan Pamuk’u okusak mı, okumasak mı?”
Bu sorunun akıllara gelivermesinin elbette birinci nedeni Orhan Pamuk’un bahsi geçen ödülü alabilmek için iki yıl önce yabancı bir gazeteye ülkesi ve vatandaşları aleyhinde beyanat vermesidir. Sebep, amaç ne olursa olsun kişioğlu atasını karalamamalıdır. Zira geçmişini inkâr etmek hiçbir toplumda tasvip olunan bir davranış değildir. Ne yazık ki günümüz sanat ve siyaset insanlarında bu erdemi görmek neredeyse imkânsız hale geldi. Red, inkâr, karalama ve sonucunda evrim!
Orhan Pamuk’un eski romanları 100 binlerce satıldı ve 50 – 60 belki daha fazla dile tercüme edildi. Ama bu denli reklamın yanında bu kadar eleştirisi yapılan başka bir yazar daha var mıdır bilmiyorum. Bana öyle geliyor ki ülkemizde 500 bin okuru varsa 1 milyon da eleştireni vardır Pamuk’un. Peki, bu eleştiriler hangi noktalarda birleşiyor, bir bakalım:
1. Orhan Pamuk’un karışık, uzun tasvirli bir üslubu olması.
2. Bazı yapıtlarında çalıntı bölümler kullandığının iddia edilmesi.
3. Romanlarında bazı manevi değerlere ters düşen görüşler sunması.
4. Kitaplarının çok pahalı olması.
Bunlar hemen ilk başta akla geliverenler. Bu naçiz tespitlerden sonra Pamuk’u Anadolu insanının okuması, benimsemesi pek mümkün gibi gözükmüyor. Türk halkının hem ahlak anlayışına hem bütçesine hem de tarihine ters bir açıda kalıyor Orhan Pamuk.
Fakat başta da söylediğim gibi Orhan Pamuk’un üstüne çizik atamayanlar da var. Bu kişiler her ne olursa olsun okumanın, herkesi okumanın, her kitabı okumanın lazım geldiğini, şart olduğunu savunan kitap kurtlarıdır. Ben de bir kitap kurdu muyum bilmiyorum ama şunu tüm samimiyetimle söylediğime inanabilirsiniz ki o soruyu hâlâ yanıtlayabilmiş değilim. Belki muhafazakâr kimliğimiz belki parayı yoldan topluyor olmayışımız(!) belki de medyanın fazlaca dayatmasının bir sonucu bu soru hala cevabını bulamamış olabilir. Ama eğer “Nobel’i alarak ülkemizin adını duyurmuş bir yazarın da tamamen silkelenip atılamayacak bir edebiyatçılığı vardır, olmalıdır” diye düşünürsek edebiyatın ve okumanın hatrına bazı şeyleri olmamış kabul edersek ve Orhan Pamuk’un ihtirası yüzünden dilinin sürçtüğünü farz edersek sanırım başlıktaki soruya verilecek cevabımız olumlu olacaktır.