Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

xxdesignerxx Tarafından Yapılan Yorumlar

26.12.2008

Okuyanlar bilirler ki, Risale-i Nur Külliyatı ism-i Hakim ve ism-i Rahim'in tecellisidir. Hiç mümkün müdür ki eserin müellifi olan zât, telif ettiği eser ile alûde olmasın? İşte hayatının muhtelif kesitleriyle, talebelerinin ve son şahitlerin beyanatıyla Bediüzzaman Said Nursi'nin şefkat ve merhameti. Üstadın belki en ağır basan yönünü çok daha müessir hatıralarla öğreneceksiniz.
25.12.2008

Şimdi Allah’ın varlığını inkar etmek neye yarar? Kimin ekmeğine yağ sürer? İnançsız, manevi damarları kapanmış, ruhi menfezleri tıkanmış ferdlerden müteşekkil olan toplumların ne gibi felaketlere gebe olduğunu merak edenler yakın dünya tarihine müracaat etsin. Allah’a inanmayan, kalbinde har daim bir yasakçıyı barındırmayan, bütün hareketlerinin kaydedildiğine ve bunlardan hesaba çekileceğine inanmayan bir kişi nasıl yaşayabilir? Yada ne olarak yaşayabilir? Olsa olsa zalim olur. Kendi menfaati için dünyayı yakar da arkasına bile bakmaz. İnsan her şeyi inkar edebilir ama acizliğini inkar edemez. Ruhunu bile inkar edebilir ama istinad ve istimdat ihtiyacını inkar edemez. İnsan hem bu kainat içindeki en akıllısı olacak, bütün dünya nimetlerinden en üst düzeyde istifade hakkını elinde bulunduracak ama bir yaratıcısı olmayacak, sığınacağı bir melce olmayacak yada başıboş kalacak. Bu mümkün değildir. Gelmiş geçmiş bütün felsefeciler insanın nereden geldiğini nereye gittiğini ve bu dünyadaki rolünün ne olduğunu araştırmışlar ve açıklamaya çalışmışlar. Bazıları muvaffak olmuşsa da çoğu çuvallamış. Çünkü kendi akıllarının ışığıyla hareket etmişler. İlahi nizama gözlerini kapatmışlar. Ama insanlık tarihine bir göz atın ki, bu soruya gayet makul ve mantıklı olarak cevap vermiş olan 124.000 tane peygamber gelmiş. Hemde nasıl gelmişler? Her biri geldikleri zamanın güneşi ve üstadı olmuşlar. Yaşadıkları toplumu o zamanki medeniyetin en üst düzeyine taşımışlar. Düşmanları tarafından bile doğrulukları dürüstlükleri tasdiklenmiş. Felsefi akımların bir kolu olan sofestailer ( çoğu felsefeci onlara itibar etmese de) Allah’ı inkar edebilmek için kendilerini ve kainatı inkar etmeyi uygun bulmuşlar. Çünkü kişi kendini ve kainat kitabını okumaya başladığında ister istemez Allah’a ulaşmaktadır. Eğer aklı sönmemiş, vicdanı bozulmamışsa. İnançsız olmak gerçekten dünyanın en zor mesleği. Öyleki bir tek yaratıcıyı kabul etmeyi bırakıyorlar, etraflarında gördükleri bütün düzen, tasarım, merhamet, ikram ve ilim gibi hakikatleri kör, camid, şuursuz, ruhsuz, cahil tabiata, tesadüflere ve sebeplere veriyorlar ve kainatın zerreleri kadar çok sayıda yaratıcıyı kabul etmek zorunda kalıyorlar. Bu kitapta iddia edilenlere güzel bir cevabı beklide yazar ile bir zamanlar aynı saflarda yer alan Antony Flew kendi kitabında veriyor.
Bu tarz kitapların yayınlanmasına “insan hepsini bilmeli sonra tercihini yapmalı” diye yorum getirenler de olabilir. O zaman denir ki; batıl olanı anlatmak, tasvir etmek saf ve temiz dimağları kirletir ve dalalete sürükler. Bu şuna benzer ki: evladınız yanınıza gelecek ve uyuşturucu kullanmamak için ne olduğunu öğrenmek istediğini ve bu yüzden uyuşturucu kullanacağını söyleyecek. Siz ne cevap verirsiniz? Neticelerini göze alabilir misiniz? O yüzden bu tarz kitaplar okunmadan önce kişinin gayet sağlam bir altyapıya sahip olması gerekmekte aksi takdirde neticeleri çok elim olabilir.
İnsanın bu dünyadaki en önemli meselesi nedir? Üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenci girdiği maratonda karşısındaki sınavı düşünerek çalışırken hangi mesele onun birkaç ay sonraki gireceği ve bütün hayatını etkileyen bu meseleden önemli olabilir? o dönemde hayatına dahil edeceği herşey onun sınavdaki başarısına yapacağı katkı ile ölçülecektir. Katkısı varsa önemlidir yoksa lüzumsuzdur ve zararlıdır. İşte aynı bunun gibi insanın önündeki en önemli mesele mutlak gerçek, onu bütün sevdiklerinden ve sahip olduklarından ayıracak olan ölümdür. Bu ölümü kendi hakkında hayırlı bir istikamete çevirebilmek insanın en önemli meselesidir. İster zengin olsun ister fakir, ister vezir olsun ister rezil, ister zalim olsun ister mazlum mutlak surette toprak altına girecekse, hayatının yegane gayesi bu yokoluştan (?) kendini kurtarmaktır. Bunuda ancak Allah'a ve Ahirete iman etmek sağlayabilir. Şimdi önce kendime sonra bu kitabı yazan şahsa ve akabinde bu yorumu okuyacak herkese soruyorum: Allah'a ve Ahirete iman olmazsa insanın aleminde meydana gelecek bu boşluk ve tahribatı ne ile dolduracak ve tamir edecekler? İmandan başka çare bilen varsa söylesin. Yoksa lütfen ses etmesin. Şu büyük kainat içerisinde Kur'an kainatı okuyor. Hep birlikte onu dinlemek lazım. Bakalım ne diyor ve bizden ne talep ediyor? En büyük korku olan Hiçliğe nasıl çare buluyor ve en büyük ihtiyaç olan ebediyete nasıl cevap veriyor. İlgilenenlere duyrulur.........
02.12.2008

Kitabı okudum ve akabinde beraber çalıştığım arkadaşıma verdim. 1 haftada yaladı yuttu kitabı. Bana tek söylediği cümle : "Bu kitabı okuyupta Allah'a inanmayan insanın aklına şaşarım" oldu.

*******************************

TABİAT RİSALESİ

(On Yedinci Lem’anın On Altıncı Notası iken, ehemmiyetine binâen Yirmi Üçüncü Lem’a olmuştur. Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi dirilmeyecek bir sûrette öldürüyor; küfrün temel taşını zîr ü zeber ediyor.)
.........................
Mukaddime
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden dehşetli kelimeler var. Ehl-i îman, bilmeyerek isti’mal ediyorlar. Mühimlerinden üç tanesini beyân edeceğiz:

Birincisi: “Evcedethu’l-esbâb” Yâni, “esbâb bu şey’i îcad ediyor.”

İkincisi: “Teşekkele binefsihi” Yâni, “kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.”

Üçüncüsü: “İktezathü’t-Tabiat” Yâni, “tabiîdir, tabiat iktiza edip îcad ediyor.” Evet, mâdem mevcûdât var ve inkâr edilmez. Hem her mevcûd san’atlı ve hikmetli vücûda geliyor. Hem mâdem kadîm değil, yeniden oluyor. Herhalde ey mülhid! Bu mevcûdu, meselâ bu hayvanı ya diyeceksin ki, esbâb-ı âlem onu îcad ediyor; yâni esbâbın içtimaında o mevcûd vücûd buluyor.. veyahud o kendi kendine teşekkül ediyor.. veyahud tabiat muktezası olarak, tabiatın te’siriyle vücûda geliyor.. veyahud bir Kadîr-i Zülcelâl’in kudretiyle îcad edilir. Mâdem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur, evvelki üç yol; muhal, battal, mümteni’, gayr-ı kabil oldukları kat’i isbat edilse; bizzarure ve bilbedahe dördüncü yol olan tarîk-i Vahdaniyet, şeksiz şübhesiz sâbit olur.

***************************

Tafsilatlı bilgi ve misaller için Bkz. Kimdir şu tabiat ana
02.12.2008

Ömer Hocam yine yapacağını yapmış ve güzel bir eser kaleme almış. Ancak şu kadarı var ki, Ömer Hoca'nın diğer kitaplarını da tetkik edenler bilirler Hoca pek fazla elini taşın altına koymaz. Tesbitler yapar ancak muhakeme ve tercihi okuyucuya bırakır. Bu kitapta aynı bu tarzda olmuş. İnsanların alemlerinde tanımlayamadıkları pekçok şey teşhis edilmiş ama çözüm önerisi yok. Hedef belli güzergah belli değil. Birazda cümle yapıları ağır kaçmış gibi. Avam'dan ziyade Havass tabakaya hitab eder bir görüntüsü vardı kitabın. Ancak herşeye rağmen istifade edilebiliyorsa ne mutlu.
02.12.2008

Şimdi bu Grange abimizi, Dan Brown ile mukayese edersek, pek çok noktada kafa kafaya gelirler. Ancak Dan Brown'un öne çıkacağı noktalardaki avantajı kitaplarında fazlaca mistik öğe kullanması olabilir. Ancak Grange abimiz gerekli show'unu yapmıştır ve gerçeklik payı çok daha fazla olan, dolayısıyla aklam mantığa daha uygun kurgularla karşımıza çıkmaktadır. Eğer bir hata görülüyorsa çevirmenden kaynaklanabildiği unutulmamalıdır. Ayrıca yorum yazan arkadaşlardan ricam, Lütfen kitabı okumuş olanlar sonu hakkında bilgi vermesin. İşin heyecanı kaçıyor. Bende zamanında aynı hataya düştüm. Sonradan pişman oldum yazdığıma ama iş işten geçmişti.