Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
diduk Tarafından Yapılan Yorumlar
Roman Saunders’ın ilk romanı. Öykülerine alışık olduğum yazar, alışık olmadığım biçimde roman yazmış. Daha çok eski Yunan tragedyalarına benziyor. Sırası gelen karakterlerin konuşması, belirli bir mekanda geçmesi, mistik öğeler okuyucuya bu duyguyu veriyor. Romanın içine girdikçe adının Lincoln Arafta olması gerektiğini düşünüyorsunuz. Zaten kitabın künyesinde de orijinal adının bu olduğunu görüyoruz. Çeviri esnasında neden kitap adının vu şekilde tercih edildiğini merak ettim. Bence okuyucunun ilgisini çekecek, ayrıntıdan daha fazlası olan kitap ismi eksiklik duygusu veriyor. Farklı anlatıcı ruhlar tarafından anlatılan ve aralarda tarihi anektodlara yer verilen kitapta çocuğunu kaybeden, bir yandan iç savaş yıllarında politika yapmaya çalışan Abraham Lincoln’un hayatından bir kesit sunuluyor. Gerçek olaylarla birlikte yürüyen doğaüstü anlatı, iki dünyada da arafta kalmış bir adamı farklı gözlerden anlatıyor. İç dünyası belki başka bir Saunders romanı olur. Tavsiye ederim.
Kitap “tavsiye ettiklerim” listesinde.Sıradan bir yaşamın derinliklerini ve insan ruhunun karmaşıklığını incelikle ele almayı başarıyor.Stoner, bir çiftçinin oğlu olarak başladığı hayatına,üniversitede edebiyat profesörü olarak kariyer yaparak devam eder.Williams,sade diliyle derin bir insanlık portresi çiziyor.Stoner'ın karşılaştığı zorluklar ve içsel çatışmalar,okuyucunun karakterle empati kurmasını sağlıyor. Roman, sadece Stoner'ın kişisel mücadeleleriyle değil,aynı zamanda insan ilişkileriyle de derinlemesine ilgileniyor.Eşiyle karmaşık ilişkisi ve öğrencisi ile yaşadığı tutku duygusal derinliğini arttırıyor.
Kitap,sadece Stoner'ın hayatına odaklanmakla kalmıyor,aynı zamanda edebiyatın ve akademik dünyanın iç yüzünü de gözler önüne seriyor.Kitabın kurgusu da son derece başarılı.Geçmişle bugün arasında ustaca geçişler yaparak,Stoner'ın hayatının farklı dönemlerini akıcı bir şekilde bir araya getiriyor.İnsanın varoluşsal sorularıyla başa çıkma mücadelesini ele alan güçlü bir roman.
Kitap kıyamet sonrasında insani yaşam koşulları arayan baba ve oğulu anlatıyor.bize sunuluş şekli henüz ilahi bir kitap vasıtasıyla insanlığa sunulmamış,bir peygamberin yalın hikayesi gibi.Koruyucu baba figürü,umut olarak gördüğü oğlu ve ateşi taşıdıklarına olan inanç üçlemesi ilahi dinlerin anlatılarının kalıplarında.Ne yazık ki mekan olarak tasvir edilen dünya çok daha acımasız.Kitap boyunca sadece bir karakterin ismi geçiyor,o da tam olarak hatırlanılamayan silik bir isim.Dünyanın nasıl o hale geldiği ya da baba-oğulun bu yolculuğa çıkmadan önce nerede olduklarına dair bilgi yok.Okuyucu bir nükleer kıyamet tasvirini seziyor ama kitapta bahsi geçmiyor.Hikaye boyunca sık sık iyi kötü ve doğru yanlış ayrımında kalıyorlar. Filme de aktarılan kitap insanlığın en umutsuz şartlarda bile yeşerebilmek için toprak arayacağını anlatan bir anlatı.Kitabın başka bir çevirisi var mı diye incelemedim.Orjinal dilinde okumadığım için eleştiri yapamıyorum fakat bu konuda daha titiz olunabilirdi
cihan Burak, Yunus Nadi yayımlanmamış öykü ödülü almış bir öykücü, mimar ve ressam. Daha çok mimar. bu kitabı bir öykü kitabı değil, hatırat kitabı. Belki Türkiye’de mimarlık tarihine ilgi duyanlar ilgi çekici anılar okuyabilir. Yazarın kendine ve dönemine has ince zevkleri, mizah anlayışı anlatıma güzellik katmış.
İlginç bir nokta da Türkçenin kullanım şekli. kitap, kelimelerin yazarın kullandığı şekli korunarak basılmış. Bu örneklere küçüklüğümde okuduğum eski basım kitaplarda da rastlamışlığım var. Mesela, söyleyen değil söyliyen; hoparlör değil Fransızca okunuşu gibi oparlör; yudumlayan değil yudumlıyan… Özellikle fiillerde bu noktalara denk geldikçe Türkçenin çok da yazıldığı gibi okunan bir olmadığına kanaat getirdim.
Yazarın oldukça ilginç bir mizah anlayışı var. Romanın karakterleri ve olay örgüsü, sıra dışı ve absürt olmasına rağmen insan doğasının ve toplumun derinliklerine dair önemli göndermeler içerdiği için okuyucuya gerçeğe yatkınmış hissi veriyor. Absürt olaylar, gerçek kişilerle öyle harmanlanarak sunuluyor ki, Hitler’le Orta Amerikalı birinin dostluğunu yadırgamıyorsunuz. Romanda bir kaç gerçek kişi, kurgusal olaylarda kullanılmış.
Anlatıcı, Rudy Waltz, kişiliğinin nasıl şekillendiğini, ailesiyle ilişkisini anlatırken, aralarda yemek tarifi veriyor. İnsan tariflerini not etmekten kendini alamıyor. Tarifler, anlatıcının daha çok kendileriyle ilgili olan ebeveynlerinden çok, mutfaktaki hizmetlilerle büyümesinden dolayı onun kişiliğinin bir parçası. Yazarın şekillendirdiği kahramanı, yine anlatılan olaylar kadar absürt, fakat okuyucuya sunuluşu açısından ete kemiğe bürünüyor. Kitabın etkisiyle zor bir konuşmayı “linzer torte” eşliğinde yapabilirim.