Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
Muhammet bülbül Tarafından Yapılan Yorumlar
İbn Cübeyr Endülüs Granada'dan hac için 1 şubat 1083 yılında yola çıkar. Deniz yoluyla İskenderiye'ye oradan türlü maceralarla Mekke'ye ulaşarak hac farizasını yerine getirir. Haccını eda eden gezginimiz Mekke'den ayrılarak Medine yolu üzerinden Küfe, Bağdat, Musul, Re'su'l-Ayn, Menbic, Halep, Hama, Humus üzerinden Şam'a ulaşır. Şam'dan ayrılan yazarımız Banyas, Sur ve daha sonra Akka'ya ulaşarak gemiyle memleketine dönmek üzere yola çıkar . Çıktığı yolda denizde yakalandığı fırtınalarla Girit Adası'ndan Sicilya Messina Boğazına kadar heyecanlı deniz yolculukları sonunda gemisi karaya oturarak parçalanır.Burada hristiyan kralın büyük iyiliklerini görürler ve daha sonra tekrar yola çıkarlar. Gezginimiz çıktığı hac yolculuğunu yaklaşık 2 yıl 3 ayda tamamlar. Yazarımız gittiği müslüman ülkelerin sosyal ve ekonomik durumlarına değinirken İslam Dünyası'nın o dönem içinde bulunduğu siyasi atmosferi de okuyucuya aktarır.
Tümen Yapgu'nun Bumin Kağan'a dönüşme sürecini anlatan eserde Orta Asya bozkırlarında at sürüp, karla kaplı dağlarda et suyu içerek ısınıyorsunuz. Ötüken'i kuran yiğitlerle soğuktan donmuş ellerinizle ok atıp, kılıç sallıyorsunuz.
Yazar, Orta Asya'yı detaylı bir şekilde inceleyerek, İslâmiyet öncesi Türk yaşamını merak edenlerin özellikle okuması gereken bir eser meydana getirmiş. Özellikle Divan'ı Lügat-it Türk' te geçen bir çok kelimeyi kullanarak, unutulan bir çok Türkçe kelimeyi de hatırlamamıza vesile oluyor.
Aslen Trabzonlu olup Almanya'da doğup büyüyen ve Almanya'da iç mimar olarak çalışan yazarımızın kültürümüze, sokağımıza bu kadar aşina olup, insanlarımızı bu kadar iyi tahlil etmesi gerçekten takdire şayan bir durum.
20 kısa öyküden oluşan kitapta yazar; sokağı, dilenciyi, çöpçüyü, ressamı, papazı, savaş mağduru Suriyeli'yi, katili, tüccarı, aşkı, aşıkı, el kızını, arkasındaki güçle devlete sızan liyakatsizleri, cehaleti ve bilgiyi yani kısaca bize bizi anlatmış. Kısa betimlemeler ve kısa olay örgüleriyle kolay okunan ama vurucu mesajlarıyla insanı derin düşüncelere salan öykülerden oluşan kitabı arada bir açıp açıp hikâyeleri tekrardan okuyorum.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şairene üslubunu her zaman sevmişimdir. Çok dağınık bir konuya sahip bu kitabın da okunabilmesi Tanpınar'ın o harikülade dilinden kaynaklanıyor sanırım.
Konusu çok dağınık dedim çünkü bir kronoloji yok, bazen babanın hayatına veya dedenin hayatına bazende torunun hayatına göz atıyoruz. Değişmeyen şey ise bir çöküş ve değişimin eşiğinde ki kadim bir toplumun yaşadığı sıkıntıların sahnenin arkasında akıp gitmesi. Kitap adeta kahvehanede oturan bir ihtiyarın kendi hayatını ve aile geçmişini parça parça hatırlaması gibi dağınık ve belirsiz. Eserin yarım kaldığı hissi de buradan kaynaklanıyor. Çünkü o ihtiyar ölene kadar hep parça parça bir şeyler hatırlayacaktır.
Eni sonu kitabın devamı olduğu söylenen diğer iki eseri de okuduktan sonra sanırım gerçek bir kanaata varacağız.
Baba evi ve Avare Yıllar olarak birbirinin devamı olan iki kitaptan oluşan eserde Orhan Kemal'in yine akıcı ve sade üslubu ön plana çıkıyor. Adana yöresinin şivesine pek yer verilmemesi kitabın tek handikabı diyebilirim.