Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
ilkay coşkun Tarafından Yapılan Yorumlar
Kıyamete neden seksen gün değil de doksan dokuz gün kaldı? Ya da neden yüz on gün değil? Yazarımızın doksan dokuz gün üzerinden bu romanın iskeletini oluşturmasının nedenlerini, ikinci günün sonunda belirgin şekilde okuyucunun önüne koymuştur. Her gün Allahın doksan dokuz isminden biriyle oluşturulan bir şiirle sonlandırılması, romanı farklı bir yaklaşımla okuyucuya sunmasını olumlu anlamda farklılık olarak yorumluyorum. Yazar bu şiirleri romanla beraber taşımasını, kendi duası olarak açıklamasını mantık dairesi içerisinde güzel buldum. Hal böyle iken yazarımız hayalle, gizemle ve ezoterik bir dünya bakış açısıyla, en güzeli de şiirsel dualarıyla okuyucuyu -inanç adasına- taşımıştır.
Aşk şiirlerinin ağırlıklı yer aldığı kitapta izleksel öğeler olarak daha çok; kadın, erkek, bayan, güzel kız, genç adam ve sevgili başlıklarını içermektedir. İkincil olarak; çevre, insanlık, doğruluk temaları işlenmektedir. Aşk nedir ne değildir? Erkek ve sevgili nasıl olmalıdır? Gibi sorulara cevaplar aranmış şiirlerde adeta. Birçok şairde olduğu gibi hüzün, ayrılık ve kırgınlıkları da barındırıyor şiirler. Hikâyeli şiirlerle beraber yaşanmışlıklara not düşülmüş başka bir taraftan. İmgenin çok az kullanıldığı şiirlerde daha çok ses ve duygu yoğunluğuyla beraber yalın bir anlatımın önde olduğu görülmekte. Kitabın son bölüm şiirlerinde farklılaşma gözlenmekte. Hitap cümlelerinden uzak daha dingin ve derinliği öne alan şiirlere bir geçiş gözüküyor.
emleket Yazıları’nda yaşanmış anılar içerisinde özlem, hayat mücadelesi, kadirşinaslık, yetinme, şükür ve umut anlatılıyor. Yaşamın içerisinde gözden kaçırılan mutluluk kırıntılarına dikkat çekiliyor. Belki büyük şeyler insanı büyük yapıyor ama daha çok küçük şeyler insanı mutlu ediyor. Yazıların bir bölümünde Bilal Hoca’nın yemeğe karşı özel bir ilgisinin olduğunu gözlemledim. Bilmiyorum yanılıyor muyum? Kitapta yer yer tebessüm ettiren bölümler var. Şekvadan uzak, samimi bir anlatım hâkim. Gurbetle beraber özlemin daha çok yaşanmaya başladığı seksenli doksanlı yıllar, insanların görestisinin daha çok hissedildiği ve geldiği yıllardı. O dönemde yaşanan sıkıntılarını duyumsatıyor. Satırlarda kimi yerde mutluluklar göneniyor kimi yerde mihnet uyanıyor.
İnsan kaderini yaşıyor. Hayatın kazandırdığı tecrübe, deneyim, acı ve aşk yanında hayatın acemiliğini de serçe telaşını da taşıyor. Gurbeti her zaman uzaklarda, başka ülkelerde yaşamıyor. İnsan bazen gurbeti kendi vatanında, sızısında ve yüreğinde de yaşıyor. Sonuçta insan acıların, aşkların, mutlu ve mutsuzluklarıyla bir bütündür. Nasıl ki her zincir ancak en güçsüz halkası kadar güçlü ise, insanoğlu daha çok mücadelelerinin, zorlukların ve acıların pişirdiği köz hükmündedir. Nasıl ki susuzlar suyu, su susuzları arıyorsa şair de şiirini, şiir de şairini her dem arayıp buluyor. Şair Sibel Kılıç’ın şiirlerini bulması gibi. Kendi yalnızlığıyla biriken şair Sibel Kılıç’ın şiirlerinde özlem var, hüzün var, acı var, samimiyet ve yalnızlık var. En önemlisi içten yaşanan bir aşk var.
Kitabı okurken bir kompozisyon yazısının giriş, gelişme ve sonuç çatısına benzer adımları bu kitapta hissettim. Hastasına teşhis koyup tedavi eden bir doktor gibi adım adım evreler bulunmakta. Bunlardan tek farkı belki de ‘usȗl ve üslup’un girizgâhta kendisine yer bulması ve usȗlsüz vusȗl olmaz anlayışını yansıtması. Esasen usȗl’den ziyade, esas’ı asıl görüyor. Usȗl, esasa gidişte bir yoldur. Yazar, bunu bir yazısında şöyle ele alıyor; ‘Esas değil, usȗl olan demokrasiyi, şehidi ve gazisi olacak bir değer zannedene acımak lazım’ cümlesiyle esas ve usȗle bakışını örneklemiş bir manada. Sonra tespitlerde bulunuyor, itirazlarını sıralıyor. Müslüman üst kimliğinden, hayat düsturu, Müslüman’ın kutsal değerleri, Ayet ve Hadis ışığında yapılması ve olması gerekenler serimleniyor. Biz Müslümanlar olarak dünyada özne olamadığımız zaman dünyanın yüklemi (eylemi) olamayacağımızın altı çiziliyor.