İç içeyiz, farkında mı değiliz.Homojen bir zeminde hetorojen halde. Susuyoruz farklı hayatlarımıza, sonu ne diye sormuyoruz. Sağa sola çekiştirip hoşgörü kalıpları içine sığdırma çabaları ile kayıtsız mı kalıyoruz yoksa birbirimizi doğruya vardırma yoluna. Her birimiz bir parçamızı mı kaybediyoruz belki adı aslına bakılırsa uçurum olan paylaşımlarımızda. Hadi biraz senden biraz benden. Biraz diye diye elde kalmadı hiçbir şe(y)..
Dilleri farklı, inançları farklı 3 arkadaş, aynı evde. Ortak paydaları yabancı damgasını yemek durumunda kaldıkları bir ülkede, Amerika’da okuma çabası içinde olmaları. Sigara, içki ve hatun düşkünlüğü olan, nüfus cüzdanında dini İslamiyet olarak yazılmanın dışında din adına bir kaygı taşımayan Türk vatandaşı Ömer, İslamiyet’in kuralları çerçevesinde hayatını devam ettirme çabasındaki Fas’lı Abed, Katolik bir İspanyol olan Piyu. Ömer’in bitmek tükenmek bilmeyen, iki üç günde bir değişen kız arkadaşları evi her gün süslemekte olan biblolar. Abed, onları kendi hayatları içinde anlama çabasında çenesi düşük bir arkadaş olarak eve farklı bir hava katmakla meşgul. Bir de kesinlikle belirtmek gerek: değişen diş fırçalarına ayak uyduramamakta . Piyu kendi halinde en azından Ömer gibi aslını inkara kalkmayan, blumia hastalığı olan Alegra adında istikrarlı devam eden ilişkisinin kahramanı bir kız arkadaşı olan karakter. Farklı bir ilişki yumağından bahsetmek gerekirse bu ilişkinin kahramanlarının isimlerini de zikretmek gerekir zira romanın sonuna, ve aslında tamamına, Araf tadı katan da bunlardan biridir. Gail ve Debra. Her türlü psikolojik sorunu bünyesinde taşıma kararlılığında olan Gail ile Debra lezbiyen ilişki yaşamış bir çifttir. Ta ki Gail Ömer’e kendi ifadesine göre aşık olma haline bir miktar yaklaşıncaya kadar. Ve Ömer dünyalık tek aşkını bulduğuna inanarak, Gail ise aşık olma haline bir miktar yaklaşarak evleniyor. Ne mi oluyor? Bitti artık mı oluyor? Aşk çözdü mü sanıyorsunuz?
İnsanın ruhunu sarmış kemirici bunalımlar aşık olma haline bir miktar yaklaşınca geçecek mi sanıyorsunuz? Aslını bulamayan, O’na yaklaşamayan, gerçekten daimi bir kaçış halinde olan helak olmaktan kurtulacak mı sanıyorsunuz?
İçimden geçenleri diyemiyorum. Mutlu ifadeler yansırken suretimden, gülücükler saçarken ben, ölme girişimlerinde bulunuyorum. Çanhıraş sesler yükseliyor ruhumdan. Beni bırak diyor bedeninden..Aslımı bulmak istiyorum. Bırak beni anlamsızlıklardan, doğruya gitmek istiyorum. Ve uçuyorum. 2.7 saniyede, sadece..
Elif Şafak bu romanı yazarken ne amaçladı bilmiyorum. Belki karakterlerin hayatlarını oldukça başarılı bir şekilde dolu dolu yansıtıp bir tad bırakmak istedi, belki hissettiği bir şeyler vardı ve bize de duyurmak, paylaşmak istedi. Belki de her ikisi.. Okumak gerek ve düşünmek gerek üzerine.Belki yıllar sonra hepsinin hayatı geçmişte tanıklık ettiğim birer hikaye olarak kalacak elime. Unutacağım karakterleri, yaşananları. Ama içimde bir şeyleri uyandıracağı “kesin” olacak. Bilmediğim bir yerlerde..