Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Esra Demir Tarafından Yapılan Yorumlar

21.05.2005

İç içeyiz, farkında mı değiliz.Homojen bir zeminde hetorojen halde. Susuyoruz farklı hayatlarımıza, sonu ne diye sormuyoruz. Sağa sola çekiştirip hoşgörü kalıpları içine sığdırma çabaları ile kayıtsız mı kalıyoruz yoksa birbirimizi doğruya vardırma yoluna. Her birimiz bir parçamızı mı kaybediyoruz belki adı aslına bakılırsa uçurum olan paylaşımlarımızda. Hadi biraz senden biraz benden. Biraz diye diye elde kalmadı hiçbir şe(y)..

Dilleri farklı, inançları farklı 3 arkadaş, aynı evde. Ortak paydaları yabancı damgasını yemek durumunda kaldıkları bir ülkede, Amerika’da okuma çabası içinde olmaları. Sigara, içki ve hatun düşkünlüğü olan, nüfus cüzdanında dini İslamiyet olarak yazılmanın dışında din adına bir kaygı taşımayan Türk vatandaşı Ömer, İslamiyet’in kuralları çerçevesinde hayatını devam ettirme çabasındaki Fas’lı Abed, Katolik bir İspanyol olan Piyu. Ömer’in bitmek tükenmek bilmeyen, iki üç günde bir değişen kız arkadaşları evi her gün süslemekte olan biblolar. Abed, onları kendi hayatları içinde anlama çabasında çenesi düşük bir arkadaş olarak eve farklı bir hava katmakla meşgul. Bir de kesinlikle belirtmek gerek: değişen diş fırçalarına ayak uyduramamakta . Piyu kendi halinde en azından Ömer gibi aslını inkara kalkmayan, blumia hastalığı olan Alegra adında istikrarlı devam eden ilişkisinin kahramanı bir kız arkadaşı olan karakter. Farklı bir ilişki yumağından bahsetmek gerekirse bu ilişkinin kahramanlarının isimlerini de zikretmek gerekir zira romanın sonuna, ve aslında tamamına, Araf tadı katan da bunlardan biridir. Gail ve Debra. Her türlü psikolojik sorunu bünyesinde taşıma kararlılığında olan Gail ile Debra lezbiyen ilişki yaşamış bir çifttir. Ta ki Gail Ömer’e kendi ifadesine göre aşık olma haline bir miktar yaklaşıncaya kadar. Ve Ömer dünyalık tek aşkını bulduğuna inanarak, Gail ise aşık olma haline bir miktar yaklaşarak evleniyor. Ne mi oluyor? Bitti artık mı oluyor? Aşk çözdü mü sanıyorsunuz?
İnsanın ruhunu sarmış kemirici bunalımlar aşık olma haline bir miktar yaklaşınca geçecek mi sanıyorsunuz? Aslını bulamayan, O’na yaklaşamayan, gerçekten daimi bir kaçış halinde olan helak olmaktan kurtulacak mı sanıyorsunuz?
İçimden geçenleri diyemiyorum. Mutlu ifadeler yansırken suretimden, gülücükler saçarken ben, ölme girişimlerinde bulunuyorum. Çanhıraş sesler yükseliyor ruhumdan. Beni bırak diyor bedeninden..Aslımı bulmak istiyorum. Bırak beni anlamsızlıklardan, doğruya gitmek istiyorum. Ve uçuyorum. 2.7 saniyede, sadece..

Elif Şafak bu romanı yazarken ne amaçladı bilmiyorum. Belki karakterlerin hayatlarını oldukça başarılı bir şekilde dolu dolu yansıtıp bir tad bırakmak istedi, belki hissettiği bir şeyler vardı ve bize de duyurmak, paylaşmak istedi. Belki de her ikisi.. Okumak gerek ve düşünmek gerek üzerine.Belki yıllar sonra hepsinin hayatı geçmişte tanıklık ettiğim birer hikaye olarak kalacak elime. Unutacağım karakterleri, yaşananları. Ama içimde bir şeyleri uyandıracağı “kesin” olacak. Bilmediğim bir yerlerde..
17.12.2004

Adı olmayan bir oyun oynanan, ve belki adı aslında Lego olan.. 5 oyuncu anlamlı ve sıradışı bir bütün oluşturmak üzere bir denemeye girişmişler “roman” türü altında.Oyunu başlatan oyuncu arda kalan-ele bırakılan- bir kaç lego parçası aktarmış bir sonrakine ve bir sonraki de bir sonrakine. ve böyle gitmiş bitmiş diyecekken bitememiş.5.oyuncu mızıkçılık yapıp kendinden önceki oyuncunun ona emaneten verdiği ve lego bütününde anlam bulacak olan legoları savurmuş.o legoları atmak bütünü yıkmak demekmiş ama o bilmemiş, bilememiş belki de(ğil).1. oyuncunun kullandığı lego parçalarının gerek renklerini seçişi gerekse onları dizişteki başarısı, 2. oyuncunun kendisine emaneten verilen lego parçalarını doğru yerlere yerleştirmeyi bilmesi, 3. oyuncunun yeni lego parçaları üretimindeki herzamanki su götürmez başarısı, dizişindeki naifliği ve hoşluğu kendilerini tebrik etmemiz için yetmekte ve artmaktadır. 4. ve -en başta belirtmek gerekirdi belki-5.oyuncuya kırık not vermekten geri de durmamak gerek. Oyun devamında gözlenen mızıkçılıkları ve neticeten 4.oyuncunun hataları ile sarsılsa bile yıkılmaya direnen bütünü paramparça etmeye yönelik cesaretini ise takdire şayan bulmaktayız, o ayrı.

10.10.2004

Atiye Hanımefendi sessizlikler içinde fırtınalar gönlünde kader dediği sahiplenmelerle ölümün kıyılarında gezmelerde. Behçet Bey kendisine adeta bağışlanmış eşinin anlayamadığı duyguları anlayamamanın acısını sakin sakin kabullenişlerde. Zoraki yaşanan ölgün bir hayat.
Herkesin hayatında bir İsmail Molla olur mu, doyurur mu doymak bilmeyen yalnızlıkları bir nebze de olsa?
Yarın belki, yarın belki diye diye “sihir” e bırakmak hayatı, çıkış yolu olmuş Atiye Hanımefendi için. “Hayat iştahı” vermiş olmadık yerde. Ve kader dediği her ne ise’ye evet demeye.

Ve işte
Ve belki de
İşte istenen buydu belki de

Sadece “hastalıklı aşk”lar yaşanmıyor belli ki.. Yaşanan “hiçbir şeyler” de var. Hangisi acıtır daha çok, ben bilmessem sen bilmessen kim bilir?Kim bilir peki? Cevapsız sorular kutusuna bir yollama daha..

Bir arada yaşayan farklı farklı kişilikler ve neticesi elbette farklı hayatlar. Birbirinin hayatında bu kadar yer alıp bu kadar da yer almayan ruhlar. Hep böyle yaşamak. Hep böyle.
14.08.2004

16 yaşında bir çocuğun hikayesi. Kimi zaman elde etmek istediklerine karşı yaşını küçük bulan kimi zaman olmak istediği o yaşlara imrense de o hayata evet demeyen..Pencey daha geniş yorumlarsak reşitlerin yaşadığı dünya belki de.Yetişkinlerin sahte dünyasının küçükler dünyasında belirişi bir nevi. Sorun sadece bir okul değil. Pencey’in nihayeti de farklı değil belki Pencey dünyasından.
Kendi içinde sancılar çeken bir çocuğun sahte dünyaya haykırışları. Öfke kelimeleri yoğunlukta. Suiniyet had safhada neden-sonuç çözümleme girişimlerinde. Zihinde canlı varlıklar bırakıyor okuma neticesinde, sıkıntılarını her ne kadar öfke kelimeleri ile dile getirse de olay örgüsü içinde kayboluyor çoğu zaman söylemek istedikleri, haykırışları..

Ne saatlerce saçlarımı tarıyorum aynalarda güzellik peşinde boş vakit geçirmelerde, ne kızlarla hoş vakit geçirme amaçlarım arasında, ne yalandan övmelerde bulunuyorum ne de gereksiz sövmelerde, ne birinden nefret ediyorum ne de birine yaranmaya çalışıyorum, ne susuyorum ne de konuşuyorum.
Herkesin övgüler yağdırdığı Pencey dünyası değil benim dileğim. Herkes yanlış biliyor, bana “yalan” gelene “doğru” diyor.
Yalanların cirit attığı karmaşalardan, anlamsız çabalardan, boş konuşmalardan uzak bir yer arıyorum. Çok şey mi istiyorum.Çavdar tarlası olsun belki. Saf ve masum çocuklar oynasın. Ben onlarla olayım. Uçurumlardan koruyayım onları. Allie olsun bir de. Onu ne çok severim.Phoebe de olsun, onsuz da yapamıyorum.
30.07.2004

Josef K, kaldığı pansiyonda bir sabah tutuklanır. Olağan tutuklanma prosedürlerinden farklıdır yaşananlar. Sorulan sorulara cevap vermeyen aşırıcı adamlarca sözde tutuklama emri bildirilmiştir. Hakkında dava açıldığını öğrenir. Tutuklanmasına rağmen adamların gidişinden sonra mahkemenin vereceği hükme kadar işine gücüne devam edebilmiştir. Yaşadığı korkularla beraber.. Yargı sistemi o kadar belirsizlik, anlaşılmazlık ve saçmalıklarla dolu gözükmektedir ki K., buna karşı sert çıkışlarda bulunur ve karşı koymak ister. Mücadele vermesinin nedeni, söylediğine göre bu bozuk düzeni ortadan kaldırmak içindir. Beklenmedik anlarda ve bir çiftin gece oturup gündüz mahkeme şeklini alan bir mekanında yani beklenmedik yerlerde duruşmalar yapılır. Tavan arasında mahkeme kalemi bulunur. Rastgele sayılabilecek şekilde girdiği katedralde rastladığı rahip her şeyi bilmektedir. v.s v.s...
hayali kesitlerle dolu nedenini bir çok kişinin anlayamadığı bir roman..bu hayallerin kendi hayatından yansımalar olduğunu düşünenler de olmuştur ve olacaktır elbette. Heinz Politzer’in bu kitap üzerine yazılmış bir eserinde yaptığı yorumlara bakılırsa hayatı ile paralellikler elbette vardır ama roman tümüyle hayatına paralel yazılmıştır da denemez. Cem yayınevinden çıkan kitabında günlüklerinden verilen kısımlarda dikkatimi çekmiştir ki o da yalnızdır. Yalnızlığını avutmaya çalışmaktadır. Hatta der ki “ yine de kendimi yüzüstü bırakamam, o kadar yalnızım ki!” Bu sözleri günlüğüne yazan adam Dava’yı yazarken bi dönem nişanlanmış ve zor günlerin ardından gerekçeden uzak bir mektup yazarak nişanlısından ayrılmıştır. Politzer eserinin bir bölümünde öyle bir iddiada bulunur ve der ki, K., nın pansiyonda kendisini etkisi altında bırakmış olan Frolayn Bürstner, ayrıldığı nişanlısı Felice Bauer’in yansımasıdır. Kimbilir, olabilir de.. Romanda diğer dikkatimi çeken şey, herşeyin bir anda oluşu ve bitişi. K.’nın ve romanda adı geçen diğer kişilerin bir kahin gibi bir çok şeyi söylenmeden anlaması. Giriş yapma ihtiyacı duyulmayan çok olay var. K.nın ölüyor olması belirsizlikleri engeller gibi düşünülse bile, bitmemiş bir roman nasıl paramparça ve anlaşılmaz olursa ve buna hayaller katılıp belirsizliklerde okuyucunun sonuçlara varması istenmesse aynı o şekilde oluşturulmuş bir roman. Bitmemiş roman..Kısacası, Hayali Roman.