Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Esra Demir Tarafından Yapılan Yorumlar

23.02.2004

çarklar arasında, öğütülmeye karşı duruşlarla..’aynı’lıklarda yer almayanlara..alamayanlara belki de biraz. söz hakkı tanımak gerekmez mi hayattan sürgün etmek yerine..siyah takım elbiseleri içinde birbirleri ile konuşma telaşındaki kalabalıkların curcunasında ben küçük bir çocuk yaşımın sayısal olarak ifade ettiklerine aldırmadan elime tutuşturulmuş şemsiyeyi açmadan yağmura yüzümü açıp bakamaz mıyım göklere?yağmuru hissedişlerime bile müsaade tanımamak niye, onlarca bakışların rencide ediciliği ile..çarkların arasında, öğütülmeye karşı duruşlarla burdayım..yağmurun ölmüş gözlerimden akmayan yaşları yerine dökülmesini istiyorsam? kokusunu duymalıyım diyorsam? grilikleri siyahlıkla kapatmak istemiyorum diyorsam? elbiselerimden nefret ediyorsam ve yağmura teslim etmek istiyorsam? bundan sizlere ne çarklar arasında öğütülmeye razı, belki razı olmuş ruhlar? şemsiyemi sen al, ben “yok” um bu kandırmacalarda..

Hesse, sözlerini açığa vurmadan söylese de söyleyeceklerini her zamanki gibi, ‘çarklar arasında’ romanı, düşünmeyenleri düşünmeye zorlayacak şekilde kaleme alınmış diyebilirim ancak. Narziss ve Goldmund’daki hikayeler yani gerçek hayatından kesitlerle oldukça paralel. aynı şeyleri okusam belki daha az hayal kırıklığına uğrardım ama aldığı Nobel Edebiyat Ödülüne rağmen başarısız bulduğumu üzüntüyle söylemek zorunda hissediyorum kendimi..
29.01.2004

müzik tutkusu ile varolan,devrilen yıllar ve bir keman.sevgiliye duyulan aşk ve gizli reddedilmeleri kabullenemeyen, çıkışlar arayan bir yürek..aniden alevlenen bir aşk ve karşılıksızlığa sahip olanın çektiği elemlere elem ekleyen dostluk bağı..kuhn, anlaşılırlığı yaşadığı, kendini bulduğu sevgisi gertrud’u kendi başınalık içinde sevmelere mi üzülsün yoksa dostum dediği heinrich mouth’la aniden kurulan aşk ile sevdiğini elden tam anlamıyla kaçırmalara ve onun tabiriyle ona ulaşılacak yolların kapanmasına mı..yoksa kendisine karşı duyulan ve sözlerle yansıtılmayan sevgiyi sarsılarak dışavurumlarla dillendiren ama at gözlüğü taktığı için görmediği brigitte’nin acısına ne yapacağını mı şaşırsın ve sonrasında umursamaksızın yürüsün yokuşlarda.
Devam için zor olan bu yaşanılanlar hayatın ta kendisiyken yaşamayanlarca ne rahattır hayat sanılan..ve denildiği gibi düşünme zorluğunu çekmeyenler için ne kolaydır yataktan kalkarken mutlu olmak.hayata takıntısı olan varlık bir kapı koluna takılan yelek gibi kurtaramayabilir kendisini ve olur ki sarsılmalar sonucu kendisini kurtarma şansına ererse sonrası için içinden çıkılmayan, sonuçsuz kalan tek hesap hasar hesabına yönelir..
sevgi kalp kentine uğramıyorsa ısrarla, zorunlu bir hayali yalnızlıklarda dolaşma hastalığı ele geçirmiş denebilir mi her zaman ruhu?Ya sevgi uğramış fakat tek yönlü yollardan ona tarafa geçiş bırakılmamışsa ve dolayısıyla bütün sevgilerin ve iyi niyetlerin,onsuz olmazların boşa harcandığını düşünürse..boşa harcayana söz geçirme imkanı yoksa duvarlar dizilmişse önüne ve duvarlar çok yüksekse ve vazgeçilemez görünüyorsa ve sevgisi ona aradaki uçurumu kapatarak devamı daha olası görüyorsa gözleri kapatıp devam etme mi gerekir ruhu onsuz olan, bedenen mevcut varlığı ile aynı mekanlarda hayata..alev alev yanan kuru kalma mücadelesi veren gözlerle..unutmaların derinliklerinde olduğu kandırmacasıyla..iletişim kaygısı yanılsamalarıyla..
yalnızlıklarda sevileni umutsuzca beklemeler bir anlamda ruhun tükenmesine seyirci kalma eskiden kalma devamlı surette yaşanılagelen hayatın sillesi belli ki..kim kaçabilmiş bu silleyi yemeden sahnelerden..sevilen karşı kıyıdayken ruhu morarmadan bir an önce kendinden kaçışlara yolculuk yapmak mı gerekirmiş..sevgiden uzak bilinmeyene..

24.10.2003

Neden susmadan sessizce yaşanmaz yalnızlıklar? Neden iç dünyalar sesli haykırışlarla gündeme gelir ki? Durmak bilmez düşüncelerde susmak gerek belki? Mİ?Yeraltına süpürülmeye çalışılan hislerle mi mevcuttur yalnızlık? İtilmişlik midir itilebilirliğe müsade tanımak mıdır bunları yaşatan? Yeraltı dünyasından belki hiç bir zaman yer üstü dünyasına çıkmaması gereken sıkıntılar ve buhranlar felsefi anlatımla boğulmanın eşiğinde gezdiriyor.evet belki bunalım adamı olduğunu bilip okunmalı ya da ihtiyatlı olunmalı denebilir ama bunalımlarla yaşayan siz olsanız da dile gelmelere yine de kızarsınız..önceleri kendisinin dahi anlamadığı felsefi abuk subuk konuşmalar ileride kısa bir romana dönüşerek zehir akıtmak işlemi görecektir. Kendi yalanlarını itiraf edecektir..hem de karşımızda kendi kendine yalan söylemeler sonrası..”danışıklı inanmalar” ne derece idare edecektir bir hayatı bilinmez ama şu da bir gerçektir ki insanın kendisine her zaman “doğru” olması ruh çöküntüsüne kayışlar sağlar.biraz yalan biraz gerçek..ama sadece kendine..öyle derin düşlere dalar ki gerçek olsa o kadar haz alamaz dersiniz..sevmeyi manevi üstünlük ve ve zulmetmek olarak niteleyen adam..sevdiğimiz kendimizi hırpalama hakkını bize bahşediyor diyen adam bir de..olumsuz ne fikir varsa bu adamın tabiatından doğma adeta..yeraltından insana dair notlar bekleyenler üzgünüm beklentiler genelde olduğu gibi burda da gerçekleşmiyor..söylemeden geçemeyeceğim bunalım adamım diyor ki “normal adamların ahmak olmadığı ne malum” sadece bu cümle için bile okunabilir:) iyi okumalar..
15.09.2003

dünya seyahati yapmak lüksüne 12 yaşında sahip olan,yaşından büyük sözler eden ve bunalımlarda gezen ressam bir çocuk.bu kızın babası intihar mı etmiştir yoksa sevgiye özlemden dolayı ilgi çekmek için belki sirozdan ölen babanın annenin terki ile intihar etmiş olduğu şeklinde gösterilmesi mi sözkonusu bilemiyoruz.işsiz güçsüz, sarı sayfalarda karnını doyuracak bir iş için ilanlara teslim olmuş ruh dengesi pek yerinde olmayan bir kadın refakatçi.çocuğun bakımıyla iki yıl süresince ilgilenen, refakatçi hatun tarafından 'ametist' diye nitelendirilen mary jane primrose.ve romanda gezen refakatçiye dalgalanmalar yaşatan bir kaç insan..hacim olarak küçük ama ruhunuzu sıkmak için birebir bir kitap.insan düşünmeden duramıyor bir kadın neden bu denli çalkantı,huzursuz edici düşünceleri şeytandan satın alır?suizan neden ruhuna daha yakındır?bu derece olabilmesi için muhakkak ağır bir veya bir kaç travma geçirilmiş olmalı ve ağır bir psikiyatr tedavisi gerekir diye düşündürtmüştür beni..romanı ille de okumak isteyen bünyeler varsa yine söylüyorum ben anlayamadım nedendir niyedir böyle sözler,böyle vahşi bunalımlar..rahatlıkla söyleyebilirim ki tamamıyla gereksiz ve perihan mağden'e neden yazdığının ya da yayınlattığının sorulması gereken bir kitap..
14.09.2003

doğduğu yıla ait olmadığı serzenişlerinde bulunan,tamamıyla yalnızlığı seçmiş, insanın yalnızlığı elzem saymaması gerektiğini anlayamayan sonralarda ise iş işten geçtiğinden midir bilinmez yalnızlığa veda edemeyen feylesof nietzsche..karısı ve beş çocuktan ibaret bir aileye sahip başarılı doktor josef breuer..zaman zaman akılcı diyalogların tarafı olarak karşımıza çıkan sigmund freud ve olağanüstü olarak defalarca vurgulanan, baştan çıkaran, erkeklerin tesirinden nedense kopamadığı kadın lou salome.nietzsche ile breuer arasındaki seanslar hayatı sorgulamaya yönelik..ikisi zamanla oluşacakları dostluklarına doğru yol alırken birbirlerinden habersiz çıkışlara ilerleyeceklerdir..yalom'un psikolog olmasının yansıması olarak kitapta aşk acılarına dair klasik ve kendine bile yetmeyen çaresiz öneriler bulunmakta..ümitsizliğe çözüm aranmaktadır, nietzsche tutkunu olduğu salome'de ne bulduğunu aslında pek bilmez..breuer de bertha da..kalbimizdeki tahtlara oturttuğumuz ancak oturtulananın sağır ve kör olduğu sevgilerimiz tahttan inme zamanı geldiğini anlamalı...bakın bu nasıl dile getiriliyor:"o gün öğrendiğim şeyler arasında en güçlü olanı belki de benim bertha'ya bağlı eğil, ona yüklediğim özel anlamlara-onunla hiçbir ilgisi olmayan anlamlara bağlı olmamdı"
anlamlı bir kaç paragraf daha aktaralım:
"hepimiz bazen birileriyle okadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu yada kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür;bizi ayıran küçücük bir köprü vardır hepsi o kadar.ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: 'bu köprüyü geçip bana gelir misin?'işte artık o anda bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın..ilginç bir öykü.bir daha gözden geçirelim.bir kişi köprüyü geçmek üzre öteki kişiye yakınlaşıyor, o anda karşıdaki kişi o kişinin zaten yapmayı düşündüğü şeyi yapmaya davet ediyor, o zaman birinci adam adım atamıyor, çünkü artık yapacağı şey diğerine boyun eğmek gibi geliyor, belli ki yakınlaşma yolunu engelleyen şey, güç.."
"hassas olmayı ben istiyorum.içimdeki yaşadığım hiçbir parçanın benden ayrılmasını istemiyorum!ve eğer bu içgörülerin bedeli gerilim ise ne yapalım,öyle olsun!bu bedeli ödeyebilecek kadar zenginim!"
"görmüyor musun josef,problem senin huzursuzluk duyman değil!göğsündeki baskının ya da gerilimin ne önemi var?sana kim rahatlamayı vaad etti?bu yüzden mi uykuların kaçıyor?nedir yani?sana kim deliksiz uykuyu vaad etti?hayır, problem huzursuzluk değil.asıl problem yanlış bir konuda huzursuzluk duyman"(bertha sevdasını hazmedememesi üzerine nietzsche tarafından breuer'e söylenen söz)
bir de son olarak yalnızlığı kutsal görenlere ve "yalnızlık güzel şey" cümlesini fütursuzca sarfedenlere..
"bir başkasının yanında olmak kendini terk etmekle aynı şey midir!"