Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744

E-Dergi

ikoc Tarafından Yapılan Yorumlar

28.08.2018

Stendhal, Fransız Restorasyonunun siyasî tartışmaları arasında dünya edebiyatının nev'i şahsına münhasır en ilginç karakterlerinden birini yaratmış: Julien Sorel. Öyle bir karakter ki kendinizi onunla özdeşleştirmemiz mümkün olmadığı gibi her yönüyle "farklı", "tarif edilemez", "çözmesi zor" ve "korkutucu." Stendhalin deyimiyle "bütün toplumla savaşa girişen zavallı bir insan." Devrinin toplumunda "yabancı" ve "aykırı insan." Tanrı'ya inanmayan daha doğrusu onu öbür tarafta öç almaktan başka bir amaç gütmeyen biri olarak niteleyen inançsız bir papaz okulu öğrencisi.. Üstelik incili Latincesinden ezbere bilecek kadar üstün zeka.. Napolyon hayranı.. Mütebbiye olarak girdiği evlerde, ev sahibelerine musallat olan "Behlül".. Aşağılık kompleksi ile malül ve yükselme tutkusuyla gözü dönmüş bir garip adem.. Aynı zamanda pek cesur.. İdama gülerek gidecek kadar..Yer yer sıksa da güzeldi.. Tavsiye ederim..
28.08.2018

Kitapta o kadar çok entrika, aşk, karşılıksız aşk, aldatma, ihanet, siyasi komplo, firar vs gibi olay var ki bi noktadan sonra gınâ geliyor.. Tam herşey düzeldi düzelecek derken kahramanların aptallığı, sorumsuzluğu hadiseleri başka bir yöne sürüklüyor. "Ekşın"ı bol bi olay örgüsü var anlayacağınız.. Yeşilçam filmi tadında biten ve hayli aceleye getirilmiş melodramik final sahnesi ise tam bir hayal kırıklığı..
Stendhal, detaycı bi anlatıcı.. Büyük bir iştahla kendi yarattığı kahramanlarının dedikodusunu bıktırana kadar yapıyor. Besbelli ki bundan büyük bir haz duyuyor. Sonunda ana kahramanları öldürmeseymiş inanın kendini durduramaz ve romanı bitiremezmiş.
Kırmızı ve Siyah'ta olduğu gibi Parma Manastırında da ana karakterin tutkulu yüreğinin senfonize ettiği inceden inceye bir Napolyon güzellemesi var.. Prensciklerin hüküm sürdüğü Saraycıklar etrafında dönen entrikalar ve siyasi hava ise kitabı çağdaş bir siyasi roman nitelemesine büründürüyor.
Okuyun, tavsiye ederim
28.08.2018

Jude ve Sue karakterlerinin kiliseye, toplumsal gelenek ve göreneklere başlattıkları savaş, bir varoluş zaferi olacakken -ironik bir şekilde ters teperek- varolamayış trajedisi olarak karşımıza çıkıyor. Hikaye, yayımlandığı çağın koşullarına göre, evlilik kurumu ve cinsel ilişkileri ele alış yönünden tabuları yıkan, cesur, sert ve hatta "tutarlı" bir düşünsel temelde ilerlerken son bölüm olan 6.bölümde herşey Sofoklesvâri bir Yunan Tragedyasına dönüşüyor.. Dönem romanlarının bir çoğunda gözlemlediğim bu türden rastlantısallık ve melodramik unsurlar ana hikayeyi gerçeklik düzleminden kopararak canımı sıkıyor..
Hardy kendisi gibi bir taş ustası olan Jude karakterinin yaptığı işten mülhem romanın kurgusunu da Proust'un o enfes deyimiyle "taş ustası geometrisi" ile inşa ediyor.. Ben çok sevdim, tavsiye ederim.

19.01.2018

Cinler'in açık ve yalın bir anlatım dili var. insan psikolojisine derinlemesine nüfuz etmesi ve karakterlerin duygu durumlarını okura yansıtması açsından oldukça başarılı. Ana karakterin dışında anlatıya dahil olan kimi yan karakterlerin (örneğin, Şatov, Krilov gibi) ontolojik ve felsefi anlamda çok ciddi sorgulamaları var. Buna karşın roman, kimi gereksiz detaylarla sayfalarca uzatılmış. Yine de sabredip sonuna kadar okununca okurun ağzında muhteşem bir tat bırakıyor. Gönül rahatlığı ile herkes tavsiye ederim.