Milli Mücadele dönemini konu alan romanlar hakkında yapılmış en kapsamlı çalışma özelliği taşıyan “Kurtuluş Savaşı Romanları”, Mürşid Balabanlılar’ın editörlüğünde Adnan Binyazar, Zeki Coşkun, Uğur Kökden, Fethi Naci, Semih Gümüş, Mehmet H- Doğan, Tahir Abacı, Behçet Çelik, Konur Ertop, Turgut Göğebakan, Öner Yağcı, Emin Özdemir ve Sadık Aslankara gibi yazarların kaleminden çıkan inceleme yazılarını kapsıyor. Kitapta Milli Mücadele sırasında ve sonrasında yazılmış neredeyse tüm romanlar ele alınmış ve bu sürece nasıl baktıkları örneklerle açıklanmış.
Milli Mücadele romanlarına genel bir bakış
Doğrudan Milli Mücadele yıllarını konu alan ya da o döneme değinen romanlardaki tarih Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919 ile İzmir’in Kurtuluş günü olan 9 Eylül 1923 arasında kalan bir zaman dilimiyle sınırlanabilir belki. Ancak, Milli Mücadele sürecini daha kapsamlı ele almak için söz konusu dilimi biraz daha genişletmek, Milli Mücadeleye katılan insanların bu savaşa hangi koşullar altında atıldıklarını anlayabilmek amacıyla I.Dünya Savaşı günlerine kadar uzanmak, yüz binlerce insanın hayatına mal olan savaş meydanlarını da göz önünde bulundurmak daha doğru bir yaklaşımdır. Tarihsel döneme böyle bir genişlik katmak en iyi ifadesini edebiyatta bulan Türk milliyetçiliğinin bakış açısını kavramak açısından da önemlidir. Önemlidir, çünkü milliyetçilik ilk dönem Milli Mücadele anlatılarının tamamına damgasını vurmuş ve ulus kimliğinin yaratılmasında temel bir rol oynamıştır.
Cephelerdeki kanlı sahneleri, mütareke İstanbul’undaki yozlaşmayı, harp zenginleriyle yoksul halk arasındaki uçurumu, örgütlenmeye çalışılan direnişi, Milli Mücadelenin Anadolu’nun dört bir yanına yayılmasını, çeteleri, Kuva-yı Milli’den düzenli orduya geçişi, velhasıl bu toprakların en uzun on yılını, 1914-1923 yılları arasından yaşananları yansıtan romanları yazılış tarihlerine göre üç döneme ayırabiliriz. I.Dönem(1920-1950) romanları, savaş yıllarına tanıklık eden aydınların kalemlerinden çıkmıştır. II.Dönemde(1950-1980) yazılanlar, Cumhuriyetin yetiştirdiği ilk kuşak aydınların yakın dönem anlatılarıdır ve yazıldıkları yılların siyasi eğilimlerini barındırırlar. 80’lerden sonra yazılan III.Dönem romanlarında ise bugünün ihtiyaçlarına göre yapılandırılan bir tarih anlayışı vardır.
Dönemlere ait listelerde adı geçen romanlarda Milli Mücadelenin ele alınışı farklı ağırlıkta, farklı renklerdedir. Kimisi bütünüyle kurtuluş ve kuruluş teması etrafında kurgulanırken önemli bir bölümünde Milli Mücadele anlatılan hikayede bir fon olarak kullanılmıştır.
Konuyla ilgili ilk metin, “Bir Çocuk:Aleko” Çanakkale savaşını konu alır. I. Paylaşım savaşının en kanlı çatışmalarına sahne olan Gelibolu yarımadası –tarihi ya da edebi- Milli Mücadele anlatılarında önemli bir yer kaplar. Her iki anlatı türünde öne çıkarılan Mehmetçiğin kahramanlığı ve Mustafa Kemal’in askeri dehasıdır. Bir erken dönem Çanakkale anlatısı olan Ömer Seyfettin hikayesinde ise, o günkü ihtiyaçlar gereği, bir Türk çocuğunun milli kimliğine sahip çıkması ve –yine- kahramanlığı işlenmiştir. Ömer Seyfettin, zamansız ölümü nedeniyle Milli Mücadele’yi konu edinen hikayeler yazamamıştır, ancak Balkanlardaki ulusal hareketlerin karşısında Türklüğe yaptığı vurgu ya da “ötekileri” ele alış tarzı, kendisinden sonraki Milli Mücadele anlatılarının merkezine oturur... Ömer Seyfettin hikayelerindeki Istanbul’un etnik haritasında Müslüman Türk ahalinin yaşadığı Fatih, Aksaray hem fakir, hem olumlu semtlerdir. Ekonomiyi, zenginliği ve siyasi gücü ellerinde tutan Rum ve Yahudilerin yoğunlaştığı Beyoğlu, Şişli ve Nişantaşı ise “öteki”leşmiştir artık. Bu etnik harita, Cumhuriyet devri edebiyatına da yansıyacak, ilk dönem Milli Mücadele romanlarında sıklıkla tekrarlanacak ve hatta millici ideolojilerin önemli bir motifi haline gelecektir.
I.Dönem romanlarının önemli bir bölümünde mütareke yılları İstanbul’undaki toplumsal yaşama yönelik ağır bir eleştiri vardır. Yazarların Tanzimat edebiyatından beri aşina oldukları bu tema, Cumhuriyete kolaylıkla aktarılmıştır. Sürece tanıklık eden yazarların anlatılarında Batı tarzı eğlence adabının İstanbul’da giderek yayıldığı ve yazarların bu durumdan yakındıkları hemen belli eder kendisini. Bu kuşaktan yazarların en sık yineledikleri konu değişimin getirdiği yozlaşmadır. Romanlar I.Dünya savaşının yol açtığı ekonomik bozukluklar üzerinde yoğunlaşırken; bir yandan vurguncu burjuvazi diğer yandan -her düzeyde- rüşvetçi devlet memuru eleştirisi yaygındır. Söz konusu temanın benimsenmesinde Cumhuriyetin meşrutiyet burjuvaziyle, İstanbul hükümetleriyle, en çok da İttihat ve Terakki ile kopuşma ideolojisinin rol oynadığını söyleyebiliriz.
İlk dönem Milli Mücadele romanlarında savaşın nedenleri, Osmanlı devletinin yapısal sorunları, o yılların milliyetçi akımları gibi temel meselelerden çok düşmanın kimliği önemlidir ve düşman çoğunlukla Yunan ordusu ve Rum yerli halktır. Doğuya gidildiğinde Ermeni'ye dönüşür düşman. Güneydoğuda geçenlerde ise Araplar ötekileşir, bir istisna teşkil eden “Suzi Liberman”da ise hainlik Yahudilere layık görülmüştür. Elbette yerli işbirlikçiler olarak yobazlar ve direnişe katılmayan köylüleri de unutmamak gerekiyor. İlk dönem romanlarında -o yılların egemen ideolojisi gereği- Yunan ordusundan çok yerli işbirlikçiler ve yobazların zulmü vurgulanır. Cumhuriyet kadrolarının benimsediği romanlardan “Vurun Kahpeye”, “Yaban” ve “Yeşil Gece”, mücadelenin asıl hedefinin din adamları ve feodal yapılar olduğu, çatışmanın ilericilerle gericiler, aydınlık ve karanlık arasında sürdüğü konusunda hemfikirdirler