Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Suat Sungur Tarafından Yapılan Yorumlar

16.01.2005

Son zamanlarda ucuz fiyata satılan kitapları okuyucuların mutlaka aldığı yönünde bir inanç oluşmasının ardından pek çok yazarın kitabı 2.90 YTL’den satılmaya başlandı. Ancak bu konuda Ahmet Altan’ı referans alıp, “ucuz kitabı halk alıyor” zannına kapılmak yanlış. Ahmet Altan ne yazsa ve kitabı kaça olursa olsun satan bir yazar.

Ziya Elitez’in “Mevlana’dan Altın Öğütler” kitabını da bu bağlamda eleştirmek istiyorum. Derleyen kusura bakmasın ama kitap biraz aceleye hazırlanmış gibi geldi bana... Bir “içindekiler” bölümü bile yok! Kitap, Mevlana Celalettin Rumi’nin hayatı ile başlıyor, daha sonra “önsöz” adı altında Mevlana Okyanusundan bahsediliyor. Rubailer başlığı altında Mevlana’nın rubaileri verilmiş, öyle seçmece... Rubailerin ardından Mesnevi’nin ilk 18 beyitinin yer aldığı kısım geliyor. (Neden ilk 18 beyit, bir açıklama yok!) Daha sonra kitaba da adını veren “Mevlana’dan Altın Öğütler” bölümü geliyor. Ancak bu bölümünde çok özensiz hazırlandığını itiraf etmeliyim. Pek çok cümle başka sayfalarda tekrar tekrar verilmiş. Yani özet olarak kitabın alelacele hazırlanmış, verilmek istenen bilgiler adeta Karamürsel sepetine doldurulur gibi verilmiş. Bu kitabın ucuz olduğuna filan kanıp almayın.

Mevlana hakkında illa güzel birşeyler okumak istiyorsanız size tavsiyem, Ötüken Yayınlarından çıkan Şefik Can’ın yıllar boyu adeta dantel gibi işlediği o güzel Türkçesiyle dilimize kazandırdığı “Mesnevi”.
16.01.2005

Kitabın arka kapağında, “Kesik Kanatlı Kraliçeler’de Fransız Devrimi günlerinde halkla iktidar arasında yaşananlar, neredeyse aynı paralelde seyreden arılara ait gizemli, zaman zaman da ürkütücü ve şaşırtıcı dünyadan yansıtılıyor.

Biri Fransa’nın diğeri oğulun, mutlak gücü elinde tutan iki ana kraliçesi anlatılıyor bu romanda... Kraliçe arı oğula öncülük ediyor, Marie Antoinette Fransız Devrimini ateşliyor; biri deney uğruna kanatlarından, diğeri sözleri yüzünden canından oluyor” diye yazılmış. Eğer bu sözlere kanıpta kitabı alırsanız büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağınızı peşinen söyleyeyim. Çünkü kitapta yukarıda bahsedilenler olmuyor. 285 sayfalık kitapta Marie Antoinette’nin adı sadece 2-3 kez geçiyor. Kitap, Fransız Devrimi günlerine nerdeyse hiç değinmiyor.

Kitap aslında bir uşağın günlüğü... Gözleri kör olan ve arılarla ilgili araştırma, gözlem ve deney yapan efendisinin yanında yaşadıklarını, kör efendisinin gözlerinin yerine neler gördüğünü anlatan bir kitap. Okunması kolay, insanı zorlamayan, sıkmayan bir üslubu var. Bunu da teslim etmeliyim. Ama kitapta anlatılanlarla Fransız Devrimi arasında bağlantı kurarak bu kitabın reklamını yapmak, “tarih içinde roman, roman içinde tarih” sözleriyle kandırmacalar yapmak yanlış.
16.01.2005

Bu kitap, Literatür Yayınları’ndan çıkmış tarihsel romanlar dizisinden okuduğum ikinci ve sonuncu kitaptır. Bir daha bu dizinin kitaplarını almayacağım.

Kitap, bir dünya haritası çizmeye çalışan bir keşişin aslında kendi varlığını yansıtmaya çalışan hikayesi... Keşiş, “Haritaya bakarken kendi portremi görmeye başladım” diyor. (sf. 136). Eserini yazarken, dünyanın çeşitliliğini bir yandan kendi içine, diğer yandan da parşömene yazdığını söylüyor.

Kitap 22 bölümden oluşuyor ve hemen hemen ilk 20 bölümde dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş olan insanlar keşişe gördüklerini anlatıyorlar. Ona, bazen bütün dünyayı bedenlerinde taşıyan Lochac Yerlileri, bazen kalp şeklinde bir dünya haritası çizen Hacı Ahmet, bazense düşlerden yapılmış sarayıyla bir rahip yol gösteriyor.

Okumakla çok şey kazanmayacağınız, okumamakla da kaybetmeyeceğiniz bir eser. Yorumu size bırakıyorum.


07.01.2005

Kitap, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN)’in yakın zaman önce ilk karşı madde zerreciklerini üretmeyi başarmasıyla patlamaya son derece hazır olan bu maddenin dünyayı kurtaracak bir enerji kaynağı olarak mı, yoksa şimdiye dek yapılan en ölümcül silahı üretmekte mi kullanılacağı sorusuyla başlıyor.

Dan Brown, yine müthiş kelime oyunlarıyla ustalığını konuşturuyor ve bu sefer Robert Langdon’u Roma ve Vatikan’da İlluminati tarikatının üyelerinin peşinden sürüklüyor.

“En tehlikeli düşman kimsenin korkmadığı düşmandır” (sf. 28), “Bazen gerçeği bulmak için dağları yerinden oynatmak gerekir” (sf. 72), “Korku, tüm savaş silahlarından daha hızlı yaralar” (sf.90) gibi cümlelerin daha pek çoğunun altını çizmişim.

“Melekler ve Şeytanlar”ı, “Da Vinci Şifresi” ve “Dijital Kale”ye göre daha başarılı buldum. Bu kesin. Giriş ve gelişme süper, sonuç bölümünde biraz gerçek üstü hayal gücü var. Hatta bu hayal gücünün sınırlarını yazar alabildiğine zorlamış ama genel olarak sürükleyici, soluk kesici, bulmacalarla örülü, akıllara durgunluk veren bir roman. Okumanızı tavsiye ederim.
07.01.2005

Bütün yaz boyu kimsenin elinden düşürmediği ve anlata anlata bitiremediği bu kitap, gerçekten de “her sayfası soluk kesici” dedirten bir kitap. Özellikle tarih meraklısıysanız, komplo teorileri çılgınıysanız, gerilim öyküsü severiyseniz bu kitap tam size göre ve son sayfasına kadar elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Bu romanda adı geçen tüm sanat eserlerinin, mimari yapıların ve gizli ayinlerin gerçek olduğu itirafıyla başlıyor bu kitap...

Dan Brown’ın diğer iki eseri “Melekler ve Şeytanlar” ve “Dijital Kale” isimli romanlarını da okursanız, yazarın bu gerilim yüklü kurgu işini harika yaptığına dair hakkını teslim etmek gerektiğini söylersiniz. Buna kuşkum yok. Yazarın bir kusuru varsa, giriş, gelişme bölümlerini oldukça uzun tutmasına rağmen (hemen hemen yukarıda adı geçen diğer eserlerinde de öyle) sonucu hem hayal kırıklığı uğratacak şekilde, hem de bir sabun köpüğü şeklinde veriyor olması... Roman hiçte hayal ettiğiniz gibi gelişmiyor. Daha doğrusu sonunu tahmin edemiyorsunuz ama sonucu okuduğunuzda hayal kırıklığı yaşamanız kuvvetle muhtemel.

“Da Vinci Şifresi”; Paris ve Londra’da, “Melekler ve Şeytanlar” Roma ve Vatikan’da, “dijital Kale” de Washington’da geçiyordu. Birinin bu yazara İstanbul’da geçen Bizans, Osmanlı eserleri arasında iz süren bir başka kitabı sipariş vermesi İstanbul’un tanıtımı ve meraklıların artması için müthiş olurdu...