Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

Suat Sungur Tarafından Yapılan Yorumlar

13.09.2007

Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır.Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsenin O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine
inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.
Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik edici düşünceyi sağlamaktır.Hoca gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu’da işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür.Memlekette işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.İşte bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve zıtlaşma meydana gelir.Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir çünkü her yönüyle iyi ve doğru bir insandır. Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır.
Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca hakkında ölüm emri çıkartır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir.Hoca ise şimdi hangi tarafta yer almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır.Kuvayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir.Salih Hoca’yı bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar. Fakat şimdi düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz konusu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri zıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı açmıştır.Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar.Hoca’nın amacı Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır.Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek için Akşehir’e yollar.Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir.Oysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar.
Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında O’na bir oyun oynayarak başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.
13.09.2007

Kitapta yazar, görmenin konuşmadan önce geldiğini öne sürer. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. Ne var ki başka bir anlamda da görme, sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez.
Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler. Örneğin insanların Cehennem'in gerçekten var olduğuna inandıkları Ortaçağ'da ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı var.
Kitap insanların bakış açılarına göre, dünyayı kavrayış şekillerine göre "görme biçimleri"nin nasıl olduğunu ortaya koyuyor. Tavsiye ederim.

13.09.2007

İlk Işık, Peter Ackroyd'un oldukça kapsamlı romanlarından biri ve çok anlamlı bir yapıya sahip. İngiltere kırsalında çok eski zamanlardan kalma bir höyüğün bulunuşuyla başlayan roman, höyükle bir şekilde ilgisi olan birçok karakter etrafında şekilleniyor.

İlk Işık, gökyüzü ile yeraltının öyküsünü birleştirerek okuyucuya sunarken, gizemli havasıyla insanı saran bir roman. Ackroyd, günümüz insanını anlatırken bir yandan da zaman kavramının ve kutsallığın gerçek anlamını sorguluyor.
13.09.2007

Bir dostluk nasıl tarazlana tarazlana incelir, kopma noktasına gelir, ya da üstündeki lekeler genişler, yayılır? Güvensizlikler, kazık atmalar onu nasıl epritip yok eder, bir evlilik nasıl eskir, derinliğini yitirip yüzeyselleşerek tek boyutluluğa indirgenir de insan yanılmışlığın acısını duyar; ayrılık göründüğünde bir sevi nasıl da parıltısını yitirir, koflaşır, yaşananlar unutulmuş, değerler değersizmiş gibi yoksanır; yaşam biterken bilinenler bilinmiyormuş gibi yapılır, dayanılamayan şeylere dayanılır?
Yeni Yalan Zamanlar’da bunları, yaşamımızı dolduran yalanların öyküsünü anlatıyor ve bunun için hem insanları hem de onların kurdukları, yaşadıkları bütün kurumları, duyguları ve dürtüleri inceliyor İnci Aral...

Özellikle aile içi şiddetin ve ensestin anlatıldığı bölümler acının yürekteki el izleri gibi paralayıcı. Çarpıcı, şaşırtıcı, güçlü ve yeniliklerle dolu bir kitap, Yeni Yalan Zamanlar. Yazarın siyasal kimliği en yoğun olan romanı bu. Tavsiye ederim.

13.09.2007

Adli tıp biriminde kendini ispatlamaya çalışan başarılı kadın detektif Patalog Dr. Anya Crichton, bir yandan ev kirasını zamanında ödemeye çalışırken diğer yandan da üç yaşındaki oğlunun velayeti için eski kocasıyla mücadele etmektedir.
Lübnanlı bir genç kızın aşırı uyuşturucudan öldüğü bir soruşturmayı yürütürken bulduğu kanıtlar birtakım rahatsız edici sonuçlar doğurur. Bu üzücü ve trajik ölüm ile birbirinden bağımsız gibi görünen bazı intihar vakaları arasında ürkütücü benzerlikler vardır.

Anya Crichton, her bistüri darbesinde yeni kanıtlara ulaşırken, uğursuz bir entrikanın içine çekildiğini fark eder. Ortaya çıkan rahatsız edici gerçekler onu, belki de bir daha gün ışığını göremeyeceği derin bir karanlığın içine çekmektedir. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; "Ustalıkla yazılmış, çarpıcı bir ilk roman..." olduğunu söyleyebilirim.