Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap gerçekten çok akıcı ve ilgi çekici. Puşkin bu yolculuğa sivil olarak katıldığı ordusu adına çıkmıştır. Puşkin, Tiflis olsun Erzurum olsun çok güzel tasvir etmiş o şehirleri. İnsanları, savaşı, doğayı betimlerken gerçekten çok hümanist davranmış. O şehit olan 18li yaşlardaki Osmanlı askerimizi tasviri takdire şayan. O dönemki şehirlerimizin eksik yanlarını da hiç çekinmeden söylemiş. Mesela hamamların berbatlığından bahsetmiş. Tiflis'in hamamının daha iyi olduğunu dile getirmiş. O dönem bir sır gibi olan Osmanlı Paşa'sının haremini de görmek onun için çok heyecan verici olduğunu kalemine yansıtmış. Hem kısa hem akıcı çok güzel bir kitaptı savaşı kaybetmemiz haricinde. İyi okumalar dilerim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kelîle ve Dimne, adı Arapça metinde Beydebâ şeklinde verilen bir filozofla Debşelim adındaki hükümdar arasında geçen konuşmalar şeklinde kaleme alınmıştır. Kitabı oluşturan masalların kahramanları hayvanlardır. İbnü’l-Mukaffa‘ (ö.759) bazı katkılarda bulunarak Pehlevî dilinden ve Süryaniceden de faydalanarak Arapça’ya çevirmiştir. Kelîle ve Dimne çevirilerinin hemen tamamı İbnü’l-Mukaffa‘ın metnine dayanmaktadır. Kitabın tercüme hareketleri döneminde çevrilmiş nüshasının tam metninin arapça ve çevirisini içermesi gerçekten harika. Arapçasını geliştirmek isteyenler için faydalı olduğu gibi kitabın dönemin ruhunu yansıtan zekide tasarımlanan felsefî hikmetlerle dolu olması keyifle okunmasını sağlıyor. Ayrıca eser o kadar akıcı bir dille yazılmış ki insan okuduğunu unutup hikayelerin içine giriyor. Modern dönemde edebiyatla ilgilenenlerin hatırlayacağı çerçeve öykü tarzında yazılmış bir metin. Yazar adayları için bile halen bence öncü rolünü sürdüren bir metin, size çok şey katacaktır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mâlikî mezhebinin imamı İmam Mâlik’in kendi hadis yöntemine göre sahih rivayetleri özenle seçerek derlediği eseri Muvatta isimli kitabı; Mansûr’un teklifiyle telifine başlanıp (M.776) tamamlanmıştır. Erken dönemde (ki yazıldığında Buhari daha doğmamıştı) yazılan Muvaṭṭaʾın önceleri 10.000 hadis ihtiva ettiği Mâlik’in eserini her yıl yeniden ele alıp ihtisar ederek bugünkü hale getirdiği ve bu çalışmaların kırk yıl sürdüğü Kādî İyâz tarafından zikredilmiştir. Ṣaḥîḥayn’ın tasnif edilmediği bir dönemde Şâfiî’nin, yeryüzünde Allah’ın kitabından sonra en sahih kitabın el-Muvaṭṭaʾ olduğunu söylemesi dikkate değerdir. Kitap Mâlikî mezhebinin başucu eseridir. İslami eserleri en eskisinden bu güne kronolojik olarak okumayı sevdiğimden benim için heyecen verici bir deneyim oldu. Muvatta ile birlikte Ebu Hanife'nin kelâmi risalelerini ve müsnedini de okursanız ufkunuzun açılması noktasında büyük bir merhale kat edebilirsiniz. İslam klasiklerine aşık olan her müslümana tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Ekim 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Helenistik devletler dünyasının İskender'in seferiyle başladığı, batı Akdenizden Hindistan'a kadar uzayan kolonileşmenin M.Ö.279 da Keltlerin Orta Avrupadan Makedonya ve Yunanistan'a ilerlemesi, Galyalıların Küçük Asyaya geçişiyle Roma İmparatorluğu ile devam eden sürecin harika bir özeti diyebilirim. Bu kitabı okurken Perslerin tarihteki önemini kavrayarak Pers İmparatorluğunu da okuma listeme ekledim. Tarihin puzzel parçaları Runik kitabın tarih serisi ile tamamlanıyor, teşekkürler Runik Kitap..
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı'nın son döneminden Nekbe'ye kadar olan dönemi üç kuşağın hikayesi üzerinden bir köy hayatı etrafında anlatan destansı bir roman. Olaylar Hadiye köyü merkeze alınarak anlatılmış olsa da kitabın bütününde Filistin topraklarında verilen mücadeleye ayna oluyor. Bu toprakların gerçek sahiplerinin sadece topraklarının değil yaşamlarının da gün gün nasıl işgal edildiğini sadece okumuyor iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kitapta atlara verilen değeri ise aslında özgürlüğe verilen değer olarak okuyabiliriz. Atların yaralanması, ölümü özgürlüğün de kaybı. Bugün o atlar ölmüş olsa da yüz yıldır içimizde koşmaya devam ediyor.
ta ki Filistin özgür olana dek. Ayrıca İbrahim Nasrallah bu kitabı 22 yıl gibi uzunca bir dönemde kaleme alıyor. Verilen çeyrek asırlık emeği okurken fazlasıyla hissediyorsunuz. Ve kitabın orijinal dili Arapça 'dan yapılan muhteşem bir çeviri.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  4
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Türk Yurdu: Maveraünnehir
Dünya tarihinin meşhur medeniyet havzaları vardır. Misal Mısır’ı besleyen Nil’in havzası ve Mezopotamya’ya can veren Fırat-Dicle havzası birçok medeniyetin ortaya çıktığı, geliştiği ve dünya tarihine şekil verdiği coğrafi bölgeler olarak tarih kitaplarındaki yerlerini alırlar. Bu önemli nehir yataklarına üçüncü olarak eklenebilecek birisi vardır ki Türk tarihi için önemi tartışılmazdır. Asya’nın iki önemli arteri misali kıtanın kalpgahından çıkarak en ücra yerlerine uzanan Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin meydana getirdiği bu büyük havza tarihin ilk dönemlerinden itibaren Türklükle çağlayarak Türk tarihinin teşekkül safhasının merkezine yerleşir. Dolayısıyla tarih boyu öneminden bir şey kaybetmeyen bu bölgenin Türk bilim camiasınca iyi bilinmesi zaruret halini alır.

Sinan Şahin de araştırmalarını Seyhun ve Ceyhun denilince akla ilk gelen, nehrin ötesi manasına gelen, Maveraünnehir bölgesine yoğunlaştırır. Her araştırma bir eksikliği gidermek kastıyla yapılır. Görülen hata, yanlış algı veya olumsuzluk araştırmacının uykularını kaçıracak raddeye varır. Bilim dünyasına ilan edilen her tezin geçerli bilgi şeklini alabilmesi için yanlışların önüne set çekilmesi şarttır. Şahin, bilim dünyasına tezini sunmadan evvel, Maveraünnehir hakkında yapılan çalışmalara baktığında bölgenin İran ya da Hint-Avrupa menşeili kültürel etkinlik sahası içinde anıldığına şahit olur. Türk tarih ve kültür yapılanmasının antitezi olan bu yanlış anlayışın yıkılması için müellif, Maveraünnehir’in sosyal ve idari yapısı üzerine araştırmalarını yoğunlaştırarak bölgede izi silinmesi mümkün olmayan Türk damgasını belirgin kılar.

İnsan hiç şüphesiz ki yaşadığı coğrafyayı değiştirir ve dönüştürür. Bu etkileşimin etnik bir ize şayan olması ise bilinen bir sonuçtur. Bu yüzden ilk aşamada bir coğrafyayı anlatan kaynakların ışığında bölgedeki izlerin nasıl yorumlanması gerekliliği üzerinde durulur. Tarih havuzundan istenilenin alınıp ifşa edilmesinden ziyade doğrunun ve ilmi gerçeğin objektif bir biçimde ortaya koyulması esastır. Maveraünnehir’in kimin arka bahçesi olduğu bu nedenle önemlidir.

Maveraünnehir Türkler için sıradan bir coğrafya değildir. Türk tarihinin en önemli dönüm noktası diyebileceğimiz İslam’ın kabulünün yaşandığı, İslam’a kitlesel katılımın had safhaya ulaştığı bir coğrafya olan Seyhun ve Ceyhun havzası bu nedenle Türk tarihinin merkezindedir. Mademki merkezdeki en büyük değişim İslam’ın kabulüyle gelmiştir. Bu dönemden sonrası daha iyi irdelenmelidir. Şahin de buradan yola çıkarak eserinin zaman aralığını 8 ve 12. yüzyıllar arasına yerleştirmiştir.

İslam öncesi ve sonrası arasındaki değişimin anlaşılması için Maveraünnehir’in önceki ahvalinin de iyi ortaya koyulması şarttır. Bu minvalde eserin giriş kısmında tarih boyunca Maveraünnehir’in coğrafi, siyasi, sosyal özellikleri üzerinde durulur. Burada coğrafya ve insanın birbirlerini nasıl dönüştürdükleri üzerine manidar bir şekilde yapılan giriş, eserin fikri temelini aşikar etmesi yönünden dikkat çekicidir. Mitoloji, arkeoloji, filoloji, antropoloji gibi tarihi referans noktalarından neşet eden bilgilerle coğrafyaya konulan Türk imi, Türklerin İslam’ı kabulü sonrası idari, sosyal, dini dönemi anlatan yazılı kültür materyallerinin sunumuyla Türk izine dönüştürülür. Misal İrani bir kavim olarak servis edilen Sakaların (İskitlerin) aslında hiç de sunulduğu gibi olmadığı kanıtlanır.

Eser, sacayağını andırır biçimde, 3 bölüm halinde tasarlanması da yukarıdaki taslağı akla getirir. Birinci bölümde, Maveraünnehir’in sosyal yapısı; ikinci bölümde, idari yapısı ve üçüncü bölümde ise; İslam sonrası dönemdeki sosyal ve idari yapılanmadan bahsedilir. Tabii sosyal yapının derinlerine nüfuz etmek için demografik temelin iyi ortaya koyulması esastır. İlk aşamada demografik verilerle bölgedeki Türk menşeili devletlerin yapılanması ve onların sosyal hayatlarına dair birinci el kaynaklardan sunulan veriler sayesinde Maveraünnehir’in kültürel sınırları çizilir. İdari ve ekonomik koşulların etkisiyle oluşan Türk izleri belirgin kılınır. Deyim yerindeyse birinci bölümde bölgede hüküm sürmüş siyasi yapılanmaların sosyal halitaları Türk kalıplarına dökülerek uyumları ve bölgeye olan etkileri ispat edilir.

Eserde bölgedeki kültür izleri çok iyi sürülür. Maveraünnehir’in kültürü siyasi ve sosyal tarihini şekillendirirken, devamlılık açısından Türk tarihinin kendisini gösterdiği sahalardan biri olan Anadolu’ya kadar takip edilebilen izlerden bahsedilir. Aslında bir kültürel terkibin ne olduğu veya nasıl vücuda geldiğinden ziyade ortaya koyulan kültür motifinin devamlılığı çok şey ifade eder. Maveraünnehir’de bin yıl önce gözlemlenen bir olgunun Anadolu’da halen olması, tarih disiplini sayesinde kaynaklardan özümsenenden daha sağlam kanıtları sunar. Yani Maveraünnehir’in kimliğine günümüzden delil sunumu yapılır. Gözlemlenen mimari üslubun Maveraünnehir, Mısır ve Anadolu’daki varlığı çok şey anlatır.

Birinci bölümde sosyal meseleler halledildikten sonra idari meselelere geçilir. Bölgenin idari gelişiminde İslam öncesi ve sonrası dönem arasında kıyaslamayı mümkün kılacak bir anlatım söz konusudur. Bölgede hüküm sürmüş devletlerin idari yapılanmaları adeta kronolojik olarak tabaka tabaka (Abbasi, Samani, Karahanlı vb.) izah edilir. Bu anlatım tarzı idari birikimi gösterdiği gibi hangi milletin bölgeye ne verdiğini de ispat eder. İslam öncesi ve sonrasından ziyade idari yapıyı şekillendiren etkileşimler ön plana çıkarılır. Bu sayede idari kompozisyonun bütününe dair bilgi sahibi olmanın önü açılır. Yine idari mekanizma deşifre edilirken bütün teşkilat şemasının farklı devletlerdeki akislerine varıncaya kadar çizilmesi, bölgeyi idari olarak bütüncül görme şansını okura sunar. İdari, mali, askeri, adli kurumsallaşmanın tüm basamaklarına hakim bu anlatım sayesinde Orta Çağ dünyasının bürokratik boyutunu tanımanın da önü açılır.

Burada dikkat çeken husus idari terminolojiden bile yola çıkarak bilgi edinmenin mümkün olduğudur. İdari makamlara verilen ya da sadece idari boyutta kalmayıp sosyal, askeri, iktisadi terminolojideki Türkçe isimlendirmelerin ya da Türkçeden kök alan kavramların kullanılması bölgedeki Türk izlerine ikinci bir delil olarak sunulur. Müellif yer yer bu bilgileri vererek bölgenin kılcal damarlarında bile Türk kanının dolaştığını kanıtlamaya çalışır.

Eserin son kısmında ise; İslam sonrası dönem ele alınır. Burada dikkat çeken husus eserin doğrudan merkezine girmemekle beraber Türklerin İslamlaşma sürecinin doğru ve yerinde tespitlerle izah edilmesidir. Birçok eserde görülmeyen bir yalınlıkla bahsedilen bu mühim olay kısa ve öz biçimde bölgedeki başkalaşımı okura yansıtır. Hızlı şehirleşme ve göçebe şehirli ayrımını anlatan, Türk Müslümanlığı denilen oluşumu izah eden, Arapların İslam’la ilişkilerini karakterize eden, yönetim mekanizmasının İslam’a yüzünü nasıl döndüğünü aktaran satırlar dikkat çekicidir.

Sonuçta, Türklerin damga vurduğu coğrafyalar olduğu gibi Türklere siyasi, sosyal, kültürel vb. manalarda damgasını vuran coğrafyaların varlığı da vakidir. Tarihin kalemi eline almadığı devirlerden beri Turan ve İran gibi iki büyük coğrafyayı birbirlerinden ayıran Ceyhun Nehri’nin kaynaklarda bin bir isimle geçtiği, efsanenin diliyle mücadelenin ve var olmanın güçlüğünün yaşandığı, savaşın ve barışın gölgesinde yüzlerce yıl milyonlarca insanın misafir olduğu bir coğrafya elbette ki her türlü ilgiyi hak eder. Tarihi araştırmalar bir millete layık olduğu değerle birlikte kimlik de kazandırır. Ama coğrafyaya kimlik vermek biraz zordur. Siz ne kadar değiştirmek isterseniz isteyin; dağ, göl, nehir kendi ismini haykırır. Maveraünnehir, geçmişte bozkırlarında ve nehir boylarında yaşamış insanlarını hiç unutmadı, o insanlar da ismiyle müsemma bu güzel coğrafyayı hiç unutamaz. Ama günümüzde bazen insanın coğrafyayla ilgisi kanıtlanmaya muhtaçtır. Ele alınan eser okurunu geçmişe ve adı geçen coğrafyaya bağlayan kanıtları içerir.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  4
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın kapağına bakıp aldanmayın. Korku ve gerilim unsurları olmayan fakat son derece gizem ve merak uyandıran bir kitap. Dili sade, olay ise çok güzel iç içe geçmiş karakterlerle harmanlanmış bir şekilde anlatılıyor. Şimdiki ve geçmiş zaman arasında yazılan kitapları çok severek okuyan biri olarak beni çok tatmin etti. Ayrıca annelik, yetişkinlik travmaları, çocukken ebeveyni tarafından gördüğü istismarın gözardı edilmesi beni konu itibariyle ayrıca etkileyen bir kitap oldu. Sonu belki tahmin edilebilir ama okuma keyfi paha biçilemez
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
At Şu Adımı kitabı, kişisel gelişim alanında okuyucuyu hem düşündüren hem de harekete geçmeye teşvik eden bir eser. Yazar, sade dili ve akıcı üslubuyla “hayal kurmanın ötesine geçip eyleme geçmenin” önemini anlatıyor. Kitap, hayata dair çok basit ama etkili bir gerçeği merkeze alıyor: Başarı, plan yapıp beklemekle değil, cesaretle ilk adımı atmakla başlar.

Kitapta, farklı hayat kesitlerinden, gözlemlerden ve gerçek olaylardan örnekler verilerek, küçük bir adımın bile hayatın yönünü değiştirebileceğini gösteriyor.

At Şu Adımı, erteleme huyuyla yüzleşmemi sağlayan bir kitap oldu. İzgören, öğüt veren bir öğretmen gibi değil, yol gösteren bir dost gibi konuşuyor. Okurken “aslında ben de yapabilirim” duygusu doğuyor insanda. En çok da şunu fark ettim: Hayatta mucizevi değişimler büyük sıçramalarla değil, kararlı küçük adımlarla başlıyor.

Eğer zaman zaman motivasyon kaybı yaşıyor, sürekli ertelediğiniz hedefleriniz varsa, bu kitap size güçlü bir başlangıç enerjisi verebilir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Dünyanın En Korkak Hayvanı”, okulöncesi çocuklara yönelik yazılmış sıcak ve etkileyici bir hikâye. Korkunun önünde durabilmek, merak etmek ve öğrenmek üzerine kurulu temasıyla çocuklara cesaret verecek güzel bir eser. Görselliği, dili ve karakteriyle hedef kitlesine uygun. Hikâye biraz daha uzun olsa ya da korku-cesaret temaları arasındaki geçiş biraz daha dramatik yapılsaydı, etkisi daha da artabilirdi; fakat çocukların dikkat süresi göz önünde bulundurulduğunda kısa ve öz olması da bir avantaj.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2025
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yıllardır yeniden basılmasını beklediğim bir kitaptı, Ufuk Kitapları yayınlarınca yapılan baskısı piyasada genelde bulunmuyor, bulunanlar da sahaflarca fahiş fiyatlara satılıyordu, bu nedenle öncelikle Ketebe Yayınlarına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Kitap Osmanlı, Safevi ve Babür İmparatorluklarının sosyal, siyasi, kültürel ve askeri tarihlerini mukayeseli olarak analiz ediyor. Kitapta altı çizilecek bol miktarda harika değerlendirmeler ve tespitler mevcut. Bu muazzam kitabı edinmeniz, okumanız ve kütüphanenizin baş köşesine koymanız dileğiyle.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir