İrfan Orga ismini, kadim bir dostumun onun “Bir Türk Ailesinin Öyküsü” kitabından bahis açtığı güne kadar hiç duymamıştım.
Bu aralar okumalarımı “yakın tarih ve anı-hatırat” türü ile alakalı eserlere yoğunlaştırdığımdan, eseri hemen sipariş ettim.
Ve akıcı-hoş anlatımının da etkisi ile bir solukta bitirdim.
Eser, ilk bakışta – elbette dil olarak onun kadar edebi olmasa da – Gündüz Vassaf’ın “Annem Belkıs” ını anımsattı.
Nihayetinde 1908 doğumlu İrfan Orga eserinde uzun uzadıya ailesini ve bilhassa anne ve babaannesini anlatıyordu. (Babası daha kendisi 7 yaşında iken Çanakkale’de şehit düşer.)
Bir başka yönden ise Ayşe Kulin’in “Adı Aylin” ini hatırlattı bana.
Sonuçta, bir Türk subayının yurt dışında devam eden ve biten – hadi “katil uşak” diyerek tadınızı kaçırmayayım ama ufak da bir ipucu vereyim – İrfan Orga’nın da akıbeti, Aylin Radomisli gibi neticeleniyordu. Bir de yabancılarla evlilik bahsi…
Ve yine öykü, Ayşe Şasa’nın “Bir Ruh Macerası”nda kaleme aldığı otobiyografisini akla getiriyordu.
Üzücü olanı, Ayşe Hanım kadar şanslı-dualı olmaması ve… Hım, kelimeleri doğru seçeyim ki, sizin okuma serüveninizin tadı kaçmasın; Ayşe Hanım gibi değil diyerek geçeyim. Sadece Ayşe Şasa-anne ve İrfan Orga-babaanne ilişkisi çok benzer…
Ve belki de, Cahide Sonku “Peçete Kâğıdındaki Hatıralar” ve Belgin Doruk desem daha doğru.
Hoş, bu son iki isim daha çok annesinin hayat öyküsüne uyuyor.
Dönelim esere.
Zengin bir ailede başlayan öykü.
Dünya Savaşı ile başlayan zor yıllar.
Kuleli-Harbiye.
Her şey tamam derken evlilik. Yurtdışı. Ve 62 yıllık bir hayat.
Bu eser İngiltere’de 1950’de yayımlanıyor. Ülkemizde ise 1994’de…
Eserde bariz tutarsızlıklar var.
Bir defa, eserde yayıncının yaptığı değişiklikler göze çarpıyor.
Zaten, yaşamak için yazmak zorunda olan ve yazdığının da satması gereken İrfan Orga’nın bu tür telkinlere “sanatım, gururum” diyerek karşı çıkma lüksü bulunmuyor.
Ve yayıncı da, esere – aşk, batıl tasvirler, 3 yaşında bir çocuğun hatırlama imkânı olmayan detaylar, İslam’ı kötüleme vd – gibi pek çok bölümü ustalıkla “yediriyor.”
Belki de devamını yazmayı planlıyordu, çünkü bitişi onu gösteriyor ama ömrü mü vefa etmedi; umudu mu kırıldı bilmiyorum.
Üzücü olanı, yıllardır ve hala yurtdışında bizi, Osmanlı’yı, geleneklerimizi anlatan eserler bunlar oluyor.
Halide Edip’in “Sinekli Bakkal” ı oluyor, Orhan Pamuk “Benim Adım Krımızı” sı oluyor.
Sonra da “Midnight Express” çekildi diye kızıyoruz.
Uzun mesele… Can sıkıcı bahis…
İyisi mi; akıcı olan ama vasat çevrilmiş, sübjektifliği asla kulak arkası edilmeden okunabilir bir eser.
Bilhassa bir yolculuk için ideal bir eser.