Daha ilk romanı “Git Kendini Çok Sevdirmeden”de dikkatleri çekmiş, ikinci romanı “Bu İşte Bir Yalnızlık Var”la gerçek anlamda best-seller olmuştu Tuna Kiremitçi. Yeni romanı “Yolda Üç Kişi”de, ilk iki romanından farklı bir anlatım tarzını seçen, kurgusunu değiştiren, toplumsal tarihi daha yoğun hissettiren ve karakter tiplerini çeşitlendiren Kiremitçi, karakterlerin bireysel tarihlerinden seçtiği hüzünlü ve duygusal kesitleri dile getirişiyle, ilk iki romanını seven okuyucuların beklentisine bu kez de cevap veriyor.
Tarih sahnesine çıktığı andan bu yana roman sanatının en büyük sorunu anlatım tekniğidir; olayların kime anlattırılacağı, kimin gözünden gösterileceği, her romancının daha yazmaya başlamadan önce çözmesi gereken bir sorudur. Her şeyi bilecek midir, olayların bizzat yaşayanı mı yoksa gözlemcisi midir ya da işe hiç karışmayan bir nakledici mi? Yarattığı kurmaca dünyaya bir gerçeklik ya da doğruluk kazandırmayı amaçlayan yazar, anlattığı dünya kadar anlatım tarzıyla da aşmalıdır bu soruları. Doğrusunu isterseniz sorulara net bir cevap verilemez; çünkü romanın kurgulanmış bir anlatı olduğu yazarla okuyucu arasında daha baştan yapılmış bir anlaşmadır. Ve Sartre’a göre, gerçeklik yanılsaması yaratmayı amaçlayan hiçbir teknik, hiçbir nesnellik yöntemi, roman yazarını sorumluluktan kurtaramaz. Ne kadar gizlenmeye çalışsa da, romancı gene de işin içindedir.
20. yüzyılda bu hakikatten yola çıkılarak yazılan kimi romanda, yani romancının sorumluluktan kurtulamayacağını ve hep orada işin içinde olacağını bilen, ama gene de yapıta bir bağımsızlık, bir gerçeklik kazandırmaya uğraşan yazarlarca yazılanlarda, çelişki aşılmış olmasa da çelişkiyi romanın yapısal öğelerinden biri haline getirmek, yani romanın gerçekliğine konulan şerh, kahramanın sözüyle yazarın sözü arasına konulan mesafe, okuyucuyu edilgenlikte çıkararak gerçeğin parçalanmış yüzeyine yaklaştırabilmiştir. Mesela “Gülüşün ve Unutuşun Kitabı”nda Milan Kundera, bu anlatım tarzını araya deneme güzelliğindeki yorumlarını da katarak iyi kullanmıştı. Prag’lı Marketa ve Eva karakterleriyle o romana gönderme yaptığı anlaşılan Tuna Kiremitçi’nin “Yolda Üç Kişi”de Kundera tarzında bir anlatımı seçtiğini söyleyebilirim. Ancak Kiremitçi’nin bakış açısı da biçime dair basit bir seçim değil; yöntem, uzaktan tanıdığı insanlar, zaman, mekan ve olaylar üzerinde tasavvur ve tahayyüllerde bulunurken yazarı özgürleştiriyor. Anlatı ve Kundera’nınki gibi deneme tadındaki yorumların Kiremitçi’nin yakın geçmiş üzerindeki düşüncelerinin ifadesi olduğu, insanlar ve kuşaklar üzerinde tahakküm kurmaktan kaçınıldığı çok açık.
Önceki romanlarındaki kadar başarılı olay örgüsüyle, kişilerinin ruh hallerindeki çözülme ve yoğunlaşma anlarını ortaya çıkarması, kişilerin en doğal, en kendiliğinden görünen duygulanımlarının bile tarihsel/toplumsal toplumsal dolayımdan geçtiğini gösterebilmesi ve dili kullanışıyla, Tuna Kiremitçi, bir kez daha iyi bir roman sunuyor okuyucusuna.