Bazı kitaplar vardır, sana yeni bilgiler öğretmekten çok, bildiğini sandığın şeyleri sorgulatır. İlber Ortaylı’nın Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek kitabı tam olarak böyle bir kitap. Okurken sık sık “Bunu hiç böyle düşünmemiştim” dedim. Okulda anlatılanlar, okuduklarım, izlediklerim… Hepsi kafamda az çok bir Osmanlı resmi oluşturmuştu. Ama Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek ilerledikçe fark ettim ki, ben Osmanlı’yı değil, Osmanlı hakkında oluşmuş kalıpları biliyormuşum. İlber Ortaylı da bu kitapta bana yeni bilgiler yağdırmadı aslında. Daha çok durup durup şunu düşündürdü: “Ben bu bilgiyi nereden biliyorum ve ne kadar doğru?”
Osmanlı’yı baştan sona anlatan bir tarih kitabı değil. İlber Ortaylı, büyük olaylardan çok yapıları ve zihniyetleri anlatmayı tercih ediyor. Osmanlı’nın bir “saray devleti”nden ibaret olmadığını anlatıyor. Eğitim sistemi, Enderun, şehir kültürü, İstanbul’un çok katmanlı yapısı ve devlet geleneğini, kısa ama yoğun bölümlerle ele alıyor. Bu da kitabı, klasik “padişahlar ve savaşlar” anlatısından ayırıyor. Ne padişahların uzun uzun sıralandığı bir kronoloji var ne de savaş tarihleriyle dolu sayfalar. İlber Ortaylı, Osmanlı’nın ne yalnızca idealize edilecek bir “altın çağ” ne de toptan reddedilecek bir “geri kalmışlık” hikayesi olduğunu vurguluyor. Derin akademik tartışmalar sunmak yerine araştırmaya ve düşünmeye sevk eden ‘’biraz daha anlatsaydı’’ hissi uyandırıyor. Ortaylı’ya göre asıl sorun, Osmanlı’yı bugünün kavramlarıyla anlamaya çalışmak. Bu nedenle eser, tarih anlatmaktan çok tarih okuma bilinci kazandırmayı amaçlıyor.
İlber Ortaylı’nın üslubu her zamanki gibi net ve biraz da sert. Yanlış bilgilere karşı tahammülü yok ve bunu açıkça hissettiriyor. Kitabın en sevdiğim yanı, Osmanlı’yı tek bir kalıba sokmaması. Ne aşırı öven bir dil var ne de küçümseyen bir yaklaşımı. Osmanlı’yı kendi şartları içinde anlatmaya çalışıyor. Okurken bir ders kitabı okuyormuş gibi hissetmiyorsun; daha çok, bilgili birinin sana “Bak, bunu da bil” dediğini düşünüyorsun. Kitabı bitirdiğimde Osmanlı’yı “daha çok sevmiş” ya da “daha az sevmiş” olmadım. Ama kesinlikle daha doğru bir yerden bakmaya başladım. “Her şeyi öğrendim” demedim. Hatta tam tersine, daha çok şey okumam gerektiğini hissettim. Ama bu bir eksiklik de değil. Çünkü kitap bana kalıplaşmış cevaplar verip, öyle kabul etmek yerine tarih üzerine doğru soruları sormayı öğretti. Bence kitabın asıl başarısı da burada. Tabii kitap herkese aynı şeyi vaat etmiyor. Eğer Osmanlı’yı çok detaylı, akademik ve derin analizlerle okumak istiyorsan bu kitap seni tam doyurmayabilir. Ama Osmanlı hakkında doğru bir çerçeve çizmek, kafandaki yanlışları ayıklamak istiyorsan oldukça iyi bir durak.
Kısacası Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, Osmanlı’yı anlatan bir kitap değil; Osmanlı’ya bakmayı öğreten bir kitap. Tarihle arası mesafeli ama meraklı olanlar için güzel bir başlangıç, tarih sevenler içinse sağlam bir hatırlatma.