“Kumru ile Kumru”, bir köyden kente göç hikayesi. Kendisinden iki yıl önce doğup yaşatılamayan Kumru ablasının adını alan Kumru, hemşehrisi Pehlivan Haydar’la evlendirilip İstanbul’a, bu iri kıyım ama yumuşak kalpli adamın yaşadığı kapıcı dairesine yerleşiyor. İkili İstanbul’un göbeğinde, İstanbul’dan ve kapitalizmin vardığı noktadan habersizce sanki bir kapıcılar kolonisi içinde birbirlerine alışmaya başlıyorlar. Bir süre sonra erkek olanı çok zeki, kız olanı özürlü çocukları da katılıyor tek odalı evlerine.
“Kumru ile Kumru”, tüketim toplumunu ve bu toplumun getirdiği insani ilişkileri hedef alan keskin bir eleştiri barındırıyor. Tahsin Yücel, kapitalizmin bu son aşaması üzerine çözümlemeler girişmiyor elbette. Bir edebi metine uygun biçimde, sorunu Kumru, Pehlivan ve diğer roman kişileri aracılığıyla, hayatın akışı içerisinde görünür kılmış. Aslında pek çoğumuzun farkına vardığı, akıntısına karşı direnmeye çalıştığı sorunun bir romanda dillendirildiğinde daha çarpıcı bir hal aldığını söyleyebilirim. Alışkanlıklarımızla hayatın içinde ilk bakışta göremediklerimizi görünür hale getirirken edebiyatın gücüne bir kez daha güven tazelememizi sağlıyor Yücel.
Kentli orta sınıfların bir süredir aşina olup hayret edici bir uyum gösterdikleri tüketme hazzına ve eşyanın imparatorluğuna çarpıcı bir çerçeve sağlamak için hikayesinin merkezine kentin yeni misafirlerini, kırsaldan göç eden eğitimsiz insanları seçmiş yazar. Böylelikle artık bize ve romanlara çok uzak olan bir başka insan tipi ile karşılaşıyor, bu insan tiplerinin sisteme bağlanma dinamiklerine, onların da bizler gibi yavaş yavaş eşyanın boyunduruğu altına girmelerine, insanın şeyleşme süreçlerine tanık oluyoruz.
İlk romanı “Mutfak Çıkmazı”nda, “Peygamberin Son Günü”nde ve “Yalan”da olduğu gibi, “Kurmru ile Kumru”da da basit hayatlardan trajik hikayeler çıkaran Tahsin Yücel’in belki de tek eleştirilecek yanı ironiyi biraz olsun elden bırakmaması, böylelikle de tutkuyu abartılı, inandırıcılığı zaman zaman düşürecek boyutlara, masalsı bir havaya taşıması. İnsanlar arasındaki ilişkilerde de var bu abartı ve masalsılık. Yine de, hem çizdiği insan tiplerinin canlılığı hem de onları yan yana getirdiği diyaloglar bu fazlalıkları gideriyor. Bu uzun metnini anlatım bozukluklarına hiç düşmeden tamamlamanın üstesinden gelmiş ve Kumru kişiliğinde yerli bir “Madam Bovary” kazandırmış edebiyatımıza.