Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beni Bul
Sevgili Javier Mariascığım sana duyduğum büyük aşkı dağlara tepelere göklere haykırdım biliyorsun ama bu kitabını ne yapmalıyız bilemiyorum. Zaten senin yazdığın bir çocuk kitabının yayınlandığını duyduğumda “nasıl ya” gibi bir tepki vermiştim, kitabı okudum, sorum bâki. Mesela Saramago’nun, Calvino’nun yazdığı çocuk kitaplarını yadırgamıyorum çünkü onların şefkatli birer yanları olduğunu görebiliyorum, ama Marias gibi huysuz, karmaşık, bence çokça da karanlık bir adamdan nasıl bir çocuk kitabı çıkabileceğini bir türlü canlandıramamıştım kafamda.

Nitekim de çıkan şeyi de pek anlayabildiğimi söyleyemeyeceğim. Ormanda bir kutu bulan bir çocuğun öyküsü bu. Marina Seoane Pascual’ın çizimleri çok tatlı ama onun ötesinde bir şey söylemek zor zira hikâye fena halde havada kalıyor. Devamı mı var bilmiyorum, umarım vardır çünkü “ee” gibi bir duyguyla bitiriyor insan kitabı. Bir de tahmin ettiğim üzere Marias’ın yazdığı her şeyden farklı gerçekten. Yine aynı örnekten gideyim, Saramago’nun veya Calvino’nun çocuk kitaplarını okurken bu yazarların sevdiğim yönlerinin basitleştirilmiş hallerini, onların asıl edebiyatlarının izlerini bulabiliyorum ama burada durum öyle değil.

Neyse, okumuş olduk. Yıllardır beklediğimiz son Marias kitabı Tomas Nevinson artık bir an önce basılır umarım temennilerimi yineleyerek bitireyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşçı
Sevgili Holden Kitap'ın şahane bir iş yaparak kıyıda köşede kalmış, unutulup gitmiş "iyi" metinleri tekrar okurla buluşturmak üzere hayata geçirdiği Kuytu serisinin üçüncü kitabı olarak çıkmıştı Harry Kressing imzalı Aşçı ve hızla pek çok kişi tarafından okunmuştu. Genel olarak pek sevildiği için beklentim yüksekti - sevmedim diyemem, iyi bir metin ve tekrar gün yüzüne çıkmış olması sevindirici olmakla beraber maalesef beni umduğum kadar etkilemedi.

İzah etmeye çalışayım: Cobb adında, nerede olduğunu bilmediğimiz bir kasabadayız. Kasabada türlü miras meseleleri nedeniyle boş duran bir şato var, bu şato üzerinde yasal hakkı olan da iki aile var, Hill ve Vale aileleri. (Hill ailesi tepede, Vale ailesi - ki sanırım bu da valley'den geliyor- şatonun oradaki düzlükte yaşıyorlar.) Ana karakterimiz aşçı Conrad, Hill ailesinin yanında işe başlıyor ve olaylar gelişiyor. Bu usta aşçı aynı ölçüde usta bir manipülatör ve yaptığı yemekler sayesinde yavaş yavaş önce evde, sonra tüm kasabada iktidarı ele geçiriyor. Pişirdikleriyle kimine kilo aldırıp kimini zayıflatabilen bu adamda fazlasıyla şeytani bir şeyler var ve hiç güç kullanmadan, sadece akıllarına ve midelerine girerek insanları yönetmenin yollarını buluyor.

Conrad ilginç bir karakter ama yazarın bize bu karakterin derdini anlatmıyor olması biraz can sıkıcı. Kim bu adam, nereden gelmiş, niye gelmiş, benzer bir iktidar projesini daha önce de hayata geçirmiş mi vs, bunları bilemiyoruz. Sırrını ve amacını bir ara doktor çözmüş gibi büyük laflar ediyor ama o da fos çıkıyor, dolayısıyla burası çok havada kalıyor. Aynı şekilde hikâye de epeyce süre çok tekdüze ilerliyor, Conrad'ın yemek yaparak ve yemek yapmayı öğreterek aile üyelerini tek tek tavlamasını uzun uzun dinliyoruz. Ben burada bir çatışma unsuru olsa, aileden biri karşı çıksa, olaylar karışsa istedim mesela, olmadı.

Fikir çok iyi; insanın iktidarla ilişkisine, işe yarama ihtiyacımıza, manipülasyonun binbir biçimine dair bir sürü şey söylüyor ama bir tarafıyla da çok ham kalıyor. Meçhul Herry Kressing (müstear isimmiş) kim bilmiyorum ama romanını az daha "pişirse" çok daha iyi olurmuş, diyeyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anarşist Banker
Sevgili hocalarım, bu kitabı bize okulda neden okutmadınız ya? Bakunin’den ve Kropotkin’den sonra harika gitmez miydi, sorarım size? Pek leziz, minicik bir kitap bu. Zor kitap yalnız – Pessoa zaten zordur ama bu iyice zor, her cümleyi sindire sindire okumak, kafa yormak ve siyasi ideolojilere epeyce merak duymak gerekiyor. Gerçek anarşistliğin ancak bankerlikle mümkün olabileceğine inanan bir beyefendiyi dinliyoruz – arkasında yazdığı gibi gerçekten “diyalektik bir fabl” bu kitap. Kapitalizmin, sosyalizmin ve anarşizmin çelişkileri üzerine bir beyin jimnastiği ‑ son derece ironik, olağanüstü zekice, epeyce de absürt. Konuya ilginiz varsa ıskalamayınız. "Sosyalizmin ve komünizmin hedefi emekçiyi yükseltmek değil, burjuvayı indirmektir. Emekçi ise aynı noktada, hatta söylediğim gibi, daha kötü noktada kalır. Burjuvanın yitirdiği şeyden yararlanan aslan emekçi değildir. Anarşizm ise tersine bir sevgi rejimidir, sevilen insanlara baskı uygulamaya çalışılmaz."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Son Duygusu
Sevdim, zaten sevdiğim konularda dolaşan bir kitap bu da. Bellek, hafıza, geçmiş, insanın kendini didiklemesi filan. Kişisel tarihimizi nasıl yazıyoruz, ne kadar değiştiriyoruz, neleri atıyor neleri tutuyoruz sorularına odaklanıyor Barnes, bunu yaparken kişisel olmayan tarihle ilgili de ilginç tespitler sunuyor. "Tarih, zafer kazananların yalanları değildir; şimdi bunu biliyorum. Tarih daha çok, çoğu ne zafer kazanmış ne de yenilgiye uğramış olan hayatta kalanların anılarıdır." Barnes’ın hikâye anlatma biçimini ve yöntemini, ortada aslında sonucu çok da önemli olmayan ama insanı kuşatan bir gizem olması itibariyle de Javier Marias’ınkine benzettim çok, okurken aklımdan sıklıkla bu geçti. Kitabı bitirince googlelladım ve gördüm ki çağımız yazarlarıyla pek arası olmayan canım Marias’ın sevdiği birkaç yazardan biriymiş Barnes, sonra kendi imkanlarımla bu tespiti yapabildiğim için mutlu oldum. Barnes; Marias kadar ihtişamlı ve güçlü değil bence, ama yine de baya iyi. Başka kitaplarını da okuyacağım, arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kasım Yağmuru
Sessizlik Oteli kitabını okuyup çok sevdiğim İzlandalı yazar Auður Ava Ólafsdóttir'in Kasım Yağmuru kitabı ile 2023'ü kapattım. Sessizlik Oteli'ndeki gibi her şeyi ardında bırakıp yola çıkan birinin öyküsünü anlatıyor yazar yine, ama o kitabın gücünü burada bulamadım. Bu defa yola çıkan kahramanımız yeni boşanmış bir kadın, yanına da bir arkadaşının işitme engelli küçük oğlunu almak zorunda kalıyor, arabaya atlıyor ve İzlanda'yı bir uçtan bir uca katetmeye başlıyor.

Kahramanımız kadın 12 dil biliyor olmasına rağmen işitme engelli çocukla iletişim kurmakta güçlük çekiyor. Javier Marias beynime soktuğundan beri daha da ilgimi çeken "dil" meselesine dair ilginç şeyler söylüyor aslında roman bu anlamda. Bir anlaşma ve anlaşamama aracı olarak dilin kudreti ve yetersizliğine dair...

Metin akıp gidiyor, oldukça sürükleyici de ancak neden bilmem, yazar bir noktada karakterlerini derinleştirmemeyi bilinçli olarak seçiyor gibi. Yol boyunca olan biten olayları okuyup duruyoruz ve fakat hiçbir şey olmuyor finalde. Hiçbir şey olmazken karakterlere dair bazı derinlikli iç görüler ediniyor olsak ona da eyvallah ama o da yok maalesef. Örneğin kadın karakter neden bu kadar dil biliyor, annesi niye ona geçmişini kurcalamamasını söylüyor, ara ara çocukluğuna dair hatırladığı şeylerin metne ne tür bir katkısı var, ne olmuş, o hatıraları tam nasıl anlamlandırmalıyız, buralar meçhul. Yazarın bazı şeyleri örtülü bırakmasına razıyımdır ben ama burada biraz fazlaca örtülü her şey. Sonuçta insan kitabı bitirince bir "ee?" sorusuyla kalakalıyor.

İskandinav edebiyatının sevdiğimiz kısa, kesik cümleleri ve yalın, iddiasız üslubu yine sahnede, ben bu tarzı çok sevdiğim için keyifle okudum ama bu kitaptan bana çok bir iz kalır mı, bilmem. Arka kapakta "arkadaşlar, aşk, annelik ve kendini keşfetmekle ilgili büyüleyici bir kara mizah örneği" diyor - açıkçası kitap başta biraz kara mizaha yakınsar gibi dursa da sonradan bu tarafını yitiriyor. Sadece anneliğe, bir çocukla ilişki kurmaya dair kısımları ilginç ve kafa açıcıydı, onun dışında biraz yavan bulduğumu söylemem lazım.

Sessizlik Oteli'ni sevdiyseniz buna da bakabilirsiniz ama çok şart değil sanki bence.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Labirent & Batı ve Hasımları
SENİ ÇOK SEVİYORUM YA AMIN MAALOUF. Çok! Heyecanla beklediğim bu kitabı elime geçer geçmez okumaya başladım ve neredeyse bir macera romanı okur gibi yalayıp yuttum. Ki aslında koca yaşlı dünyamızın macerasını anlattığından, buna çok da şaşırmamalı belki.

Hep söylüyorum “Maalouf’un denemeleri en az romanları kadar iyi” diye. Dünyamızın sürüklendiği yeri en berrak biçimde görebilen isimlerin başında geliyor kendisi bence. Hem doğulu hem batılı olmasının, iki farklı kültürü bizzat deneyimlemiş olmasının bunda etkisi büyük şüphesiz.

Bu kitabı Ölümcül Kimlikler, Çivisi Çıkmış Dünya ve Uygarlıkların Batışı’nın bir devamı gibi görebiliriz. Maalouf yine bu kitaplarda olduğu gibi tarihsel bir perspektif ortaya koyarak içinde bulunduğumuz durumu çözümlüyor. Bu üç kitabı arka arkaya okuyunca kendisinin gitgide umudunu yitirdiğini görmüştüm, ama her şeye rağmen Uygarlıkların Batışı’nda şöyle diyordu: “Farklı dillere veya dinlere sahip olan halkların birbirlerinden ayrı yaşamalarının daha iyi olacağını savunan fikirle mücadele etmekten hiç vazgeçmeyeceğim. Etnisitenin, dinin veya ırkın ulus inşa etmek için meşru temeller oluşturduklarını asla kabul etmeyeceğim.”

Labirent’te artık adını koyuyor; “yolunu kaybetmiş insanlık” diyor. Japonya, Rusya, Çin ve ABD’nin tarihlerine göz attığı, bugünlerini anlamak için geçmişlerinde iz sürdüğü dört bölümün ardından da pandemiden, Ukrayna Savaşı’ndan, yapay zekadan dem vurduğu bir son bölüm geliyor. Aslında son romanı Empedokles’in Dostları’nda da yaptığı uyarıyı yapıyor insanlığa burada: durun artık. Durun, kayboldunuz.

Pandemi zamanı deli gibi Maalouf okurken “acaba nasıl yorumluyor tüm bu olup biteni” diye düşünmüştüm, Labirent ile cevabımı kısmen aldım. Güncelden çok tarihsel kısmı ağırlıkta olsa da, satır aralarında bugüne dair pek çok şey bulmak mümkün. Bir de kendisinin bilgi birikimine hayran olmamak mümkün değil - o kadar çok şey öğrendim ki bu kitaptan.

Çizdiği çerçeve, dilinin o çok sevdiğim müthiş akıcılığı (tabii Ali Berktay’ın her zamanki kusursuz çevirisinin de bunda payı büyük), manzaraya devasa bir perspektiften bakabilmesi... Kafamda öyle çok şeyi berraklaştırdı ki. Bayıldım. İyi ki varsın Amin Maalouf, iyi ki.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşlı Kadın ve Papağan
Seneye şöyle yumuşak, sakin bir başlangıç yapayım dedim ve ne vakittir Woolf okumamış olmanın da bana verdiği yetkiye dayanarak kendisinin yazdığı tek çocuk kitabı olan Yaşlı Kadın ve Papağan'ı okudum. Abisinin ölümü üzerine kendisine kalan miras payını almak üzere abisinin yaşadığı kasabaya giden iyi yürekli yaşlı Bayan Gage'in kısa macerasını anlatıyor öykü. Ağabeyinden geriye kalanlar arasındaki gri papağan, kadının hayatını baştan aşağıya değiştiriyor.

İnsanın kalbini ısıtan, mutluluğun pekala hayvanlara karşı göstereceğimiz şefkatte saklı olabileceğini anlatan çok tatlı bir öykü bu, şüphesiz Nalan Alaca'nın şahane çizimlerinin de bunda etkisi büyük. Diğer baskılardaki çizimleri eleştirenler olmuş gördüğüm kadarıyla, buradaki çizimlerse müthiş tatlı ve öyküyü şahane tamamlıyorlar.

Woolf'la haşır neşir olanların dikkatinden kaçmayacak birkaç detay da var, biri çok güzel, bir diğeri çok hüzünlü, onları da ekleyeyim. Yaşlı Bayan Gage gece vakti bu yabancı kasabada bir başına kalıyor. Kasabanın o tarafında tek bir ev olduğunu, bu evde de Leonard Woolf adında bir adamın yaşadığını yazıyor Woolf - Leonard onun çok sevgili eşi, nazik, sevgi dolu yol arkadaşı. Leonard'ı bu minik öyküye katmasını çok sevdim.

Bir diğer detay ise ırmak elbette; yaşlı kadının gece vakti geçmek zorunda kaldığı Ouse Irmağı. Bu ırmak, Woolf'un bu öyküyü yazdıktan 18 sene sonra ceplerine taşlar doldurarak kendini sularına bırakıp öleceği ırmağın ta kendisi. Öyküyü yazdığı yıllarda aklında bu fikir var mıydı, ırmağa bakarken, ona dair düşünürken, üzerine yazarken aklından neler geçiyordu bilmiyoruz ama aynı ırmağı böyle bir öyküde görmek içimi burktu, kalbimi kırdı biraz.

İşte böyle. Her şeye rağmen 1 Ocak sabahıma bu nazik öykünle iyi ki konuk oldun sevgili Woolf. Kim bilir belki bu sene artık külliyatını da bitiririm, neden olmasın?
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzaklıklar, Eski Denizler
Selahattin Özpalabıyıklar'ın Pessoa: Personæ'sının hemen üzerine okudum Uzaklıklar, Eski Denizler'i. İki kitapta yineleyen şiirler olduğu için üst üste okumam iyi oldu çünkü çevriyi karşılaştırma şansım oldu. Buradakilerin çevirisi Cevat Çapan'a ait, vallahi birine öbüründen iyi demek zor. Çeviri şiir beni çok zorlar normalde ama tabii bu kadar usta isimler çevirince epey lezzetli oluyor ortaya çıkan şey.

Bu seçkide Pessoa'nın hem kendi adıyla, hem de Alberto Caeiro, Alvaro de Campos ve Ricardo Reis heteronimleriyle yazdığı şiirler yer alıyor. Her defasında gönlüm bir başkasına kayıyor ancak sanırım bana en çok kendisinin "üstadı" olarak tanımladığı (insan ustasını da doğurabilir, doğuramaz mı?) Alberto Caeiro olarak yazdığı şiirler dokunuyor. Onun doğrudan ve yalın dilini, felsefi sorgulamalardan arınmış, doğayı olduğu gibi kabul eden halini seviyorum çok. Düşünmekten ziyade "görmeye" odaklanan, gerçekliği yorumlamadan, olduğu gibi kabul eden bir perspektifi var - azıcık kelimeyle öyle atmosferik yazıyor ki Pessoa Caeiro olduğunda. Ki zaten kitap da onun meşhur Sürülerin Çobanı şiirinden bir bölümle açılıyor.

Seçki Alvaro de Campos'un coşkulu, yoğun ve yer yer kaotik şiirleriyle devam ediyor. Kendisi bir mühendis olduğundan şiirlerinde modernizm, makineleşme ve şehirleşme epey yer tutuyor, hem artıları, hem insanda yarattığı yabancılaşma gibi eksileriyle. Kendisinin büyük şiiri Denize Övgü'nün tamamını da bu vesileyle okumuş oldum, lirik başlayıp epik bir hal alan çok acayip bir metin o.

Sonra Epikürcü Ricardo Reis'in klasik Yunan ve Latin şiirlerinin izlerini taşıyan, genelde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerine geçiyoruz. Hayatı Stoacı bir sakinlikle karşılayan Reis'in de bazı şiirlerini çok sevdim. Mesela şu dizeler: "Tanrılardan tek dileğim / Onlardan bir şey istememeyi bağışlamalarıdır bana / Mutluluk bir yüktür, talih bir boyunduruk."

Son kısımda da Pessoa'nın kendi adıyla yazdığı bazı şiirler var, bunların bir kısmı İşaret kitabından ki onu ayrıca yazacağım için burada ayrıntıya girmiyorum.

Yine çok severek okudum. Ve bir de kitaba seçilen isme bayıldığımı belirteyim. Nefis bence.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Halberstadt Hava Saldırısı & 8 Nisan 1945
Savaşın tek mantığının mantıksızlığı oluşuna dair okuduğum en unutulmaz metinlerden biri olacak Alexander Kluge’nin Halberstadt Hava Saldırısı: 8 Nisan 1945 kitabı. İnsana dair her şeyi (şiddet, dayanışma, itaat, ahlak, aşk...) barındıran ve bunların topunu sorgulatan pek acayip bir kitap bu.

Olay özetle şöyle; arka kapaktan alıntılıyorum: “8 Nisan 1945’te, Amerikan bombardıman filosuna, bulut örtüsü nedeniyle Alman hedeflerine geçici olarak ulaşılamayacağı bildirildi. Geri dönmek için çok geçti; bu yüzden iki yüzden fazla bombardıman uçağı mühimmatlarıyla beraber yakındaki Halberstadt’a yönlendirildi. Savaş ekonomisi ve stratejik açıdan önemsiz olan orta büyüklükteki Halberstadt, bu hava saldırısıyla neredeyse tamamen yok edildi ve o zamanlar on üç yaşında olan Alexander Kluge, şehrinin yanıp kül oluşunu izledi.”

Kluge bu metni olayın üzerinden çok zaman geçtikten sonra, ta 1977’de toparlamış. Metnin biçimi ziyadesiyle özgün, yayınevi “fragmantal rapor” diye tanımlamış, sanırım en isabetli tanımlama bu olacaktır sahiden. Tanıklıklar, fotoğraflar, belgeler, seneler sonra yapılmış röportajların metinleri, teknik analizler. Hepsini bir arada sunuyor yazar ve resim tamamlanınca başta da dediğim gibi meselenin mantıksızlığı iyice belirginleşiyor.

Örneğin bombardımanda yer alan askerlerden biriyle yapılmış bir röportaj var, “neden asıl hedefinize gidemeyeceğiniz anlaşılınca bombalarla geri dönmediniz veya boş bir araziye, ormana vs bırakmadınız” diye soruluyor, “bunlar çok pahalı bombalardı, ziyan mı etseydik” gibi bir cevap veriyor. Burada durup dakikalarca boşluğa baktım, savaşla ilgili yazılmış ve yazılacak milyonlarca cümleden çok daha fazlasını söylüyor çünkü bence.

Kitabın sonunda, -hala bir kitabını okuyamadığım- W. G. Sebald’ın da bir değerlendirmesi var metne dair. Kendisi de Hava Savaşı ve Edebiyat kitabında bu meseleyi didiklemiş, “yaşanılan dehşete ilişkin bir gerçeklik bilinci geliştirmeye çalışırken karşılaşılan otosansürü, bireysel ve kolektif hafıza kaybını irdelemiş”, bu sayede öğrendim.

Ezcümle: gerek içeriği gerek biçimi itibariyle okuması zor ama eşsiz bir metin bu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dul
Saramago’nun henüz 25 yaşındayken yazdığı ve vaktiyle “Günah Diyarı” gibi korkunç bir isimle yayımlanan ilk romanı Dul’u sonunda okudum. Bugüne dek tam 30 tane Saramago kitabı okumuş bir insanım, bana bu metni okutsanız ve “yazarını tahmin et” deseniz sayacağım ilk 50 isim içinde Saramago olmazdı. O kadar Saramago olmayan bir kitap yani! Ama işte, çok sevdiğim yazarların ilk romanları her zaman bende bir tür şefkat yaratıyor, “ya, sen büyüyünce neler neler yazacaksın, biliyor musun” gibi bir duyguyla okuyorum.

Bir kere Saramago henüz alameti farikası olan bol virgüllü, az noktalı dilini icat etmemiş, diyalogları metnin içine gömmeyi keşfedememiş, henüz o çok sevdiğimiz müdahaleci anlatıcıyı doğuramamış kendinden. Ama yapacak elbette, daha çok genç, çok toy. Son derece konvansiyonel bir dille yazılmış bir roman bu okuduğumuz. Zaten Saramago da metni içine sindiremediğinden bir daha yayınlatmamış, 2022’de doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle ilk kez Portekizce dışındaki dillerde yayınlandı.

Dul, Portekiz taşrasında geçen bir öykü. Hangi yılda olduğumuz meçhul ama sanki 19. yüzyılın başları olmalı. Çiftliğin beyi Manuel Ribeiro aniden ölüyor ve dul eşi Maria Leonor işin başına geçmek zorunda kalıyor. Genç kadın bir yandan iki çocuğuyla, bir yandan araziyle uğraşırken diğer yandan genç bedeninin arzularını ne yapacağını çözmeye çalışıyor. Aslına bakarsanız ziyadesiyle klişe bir öykü okuduğumuz ama işte Saramago o yaşında bile bu öyküye unutulmaz bir unsur katmayı başarmış: evin baş hizmetçisi, Maria’nın sağ kolu Benedita. Muhafazakar ve gelenekçi bir damarı temsil eden Benedita ile Maria Leonor arasındaki gerilimi o kadar, o kadar iyi yazmış ki, of yarabbim.

Saramago’nun çok sevdiğim bir cümlesi vardır, şöyle: “Kitaplarımın kurtarıcıları kadın karakterler. Erkekler iyi insanlar olmadığından değil, elbette öyledirler, değilseler de isteyince olabilirler, ama ne yapsalar kadınların yanında toy çırak gibi kalırlar.” Daha ilk romanından bir kadın hikâyesi yazmış olması bu açıdan hiç şaşırtıcı değil kanımca. Evet acemice yazılmış bir metin bu ama yine de çok ışıltılı yanları mevcut. Bir büyük yazar doğacak, işte tam da buralardan.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir