Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Antikahramanın Hatıra Defteri
Ne kadar nefis bir kitaptır bu yahu, 80 sayfalık şaheser resmen. Polonyalı yazar Kornel Filipowicz’in dilimize çevrilen ilk kitabı Bir Antikahramanın Hatıra Defteri; savaşa, kahramanlığa, ideallere, hayatta kalma güdümüze, ahlaka ve vicdana dair her şeyi ama her şeyi sorgulatan muazzam bir anlatı.

Anlatıcımız, ülkesi Naziler tarafından işgal edildikten sonra dikkat çekmeden savaş boyunca yaşamını sürdürmeyi başarmış biri. Bu “dikkat çekmeden” meselesi önemli, çok ince bir ipin üstünde yürüyor çünkü; bir taraf belirlemeden, bir iddia ortaya koymadan, sessiz, silik, sıradan bir hayat yaşamayı seçerek. İnsanların kahramanlık yapmak zorunda hissettiği bir dönemde kendinden bir antikahraman devşiriyor, çünkü tek derdi yaşamaya devam etmek. Nitekim kitabın sonlarında sorduğu şu soru önemli: “Peki, birinin benim isteyerek çok daha kısa bir süre yaşamayı kabullenmemi talep etmeye hakkı olduğunu düşünmesine ne demeli! Hangi hakla? Neyin adına?”

Neyin adına, sahi? Vatan adına mı? İlkeler, idealler, özgürlük adına mı? Devletler vatandaşlarından kendileri için ölmelerini bu kadar kolay nasıl talep edebiliyorlar? Hayatta kalmak için yapabileceklerimizin sınırı nedir? Mevzubahis yaşamaksa, ahlaki sınırı nerede çekmek gerekir?

İşgalden sağ çıkan anlatıcımız “dünyada var olan en değerli şey olan yaşamım için çok yüksek bir bedel ödememiştim” diyor, öyle mi sahiden?

Müthiş doğru sorular soran bir metin bu. II. Dünya Savaşı’ndan hep ya ahlaklı, idealist büyük kahramanları ya da gaddar, gözü dönmüş zalimlerin öykülerini okuduk; ilk defa böyle bir hikâye okuyorum, resmen vuruldum. Açıkçası anlatıcıyı sevmek pek mümkün değil, çünkü son derece oportünist ve hayatta kalmak için kaypaklık etmekten kaçınmayan, her tür zaaftan ve zayıflıktan nefret eden, kazanmaya programlanmış biri. Ama... Bir yandan da sorduğu sorular o kadar yerinde ki - tüm dünya kolektif bir deliliğin içinde birbirini öldürürken hangi ideal, hangi vatan, hangi dava uğruna hayattan vazgeçmeye değer?

İnsanın kafasını çok doğru yerlerden karıştıran bir küçük novella. Bayıldım kendisine.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tren Düşleri
Ne hoş, ne zarif bir küçük kitaptı Tren Düşleri - çocukluğumun John Steinbecklerinin lezzetini aldım. 19. yüzyıl sonunda doğmuş sıradan bir orman işçisi olan Robert Grainier'in hayat hikâyesini okuyoruz. Sıradan bir adamın, o yıllarda sıradan olan felaketlerle (yangınlar, ölümler, salgınlar...) biçimlenmiş hayatını.

Amerika kıtasının o büyük dönüşümünün içinde hayatta kalmaya çalışan biri Grainier. Kitabın ismindeki tren imgesi, kitapta sık sık karşımıza çıkıyor ama salt tren olarak değil, bu büyük teknolojik dönüşümün "lokomotifi" olarak. Devasa bir dönüşüm çarkının içinde adapte olmaya çalışan insancıklardan biri sadece Grainier. İlk bakışta yalnız kalmayı "seçmiş" gibi gözüken ancak aslında belki yalnızlık dışında pek de başka çaresi olmayan bir insan.

Grainier'in uzun hayat öyküsünü anlatan bu kısacık romana yazarın bu kadar çok şey sığdırabilmiş olması muhteşem hakikaten. Kızılderililere yapılanlar, örtülü ırkçılık, savaşın bireylerin üzerindeki etkileri, insanın doğayla gitgide daha da problemli hale gelen ilişkisi, aşk, ebeveynlik, sistemin tahakküm kurma mekânizmaları... Bir dolu şey. Grainier'in öyküsünü anlatırken bir dönemin tarihini de yazıyor Denis Johnson, gözümüze sokmadan, büyük tespitler ve iddialar saçmadan, sakince, usulca.

Muhtemelen konusu sebebiyle Robert Seethaler'in "Bütün Bir Ömür"üne benzettim bu kitabı ama ondan çok daha fazla sevdim. Yer yer hayalsi, yer yer buz gibi sert bir roman Tren Düşleri, tam da bu dengeyi kurabildiği için de çok lezzetli.

Son not: Holden'in bu “Modern” serisi hakikaten çok sağlam ilerliyor, çok sıkı eserler seçip dilimize çok titiz çevirilerle kazandırıyorlar, şanslıyız; farkında ve müteşekkir olalım isterim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
29 Numaralı Koltuğun Hikayesi & Fransa Tarihinin Dört Yüzyılı
Ne güzel kitap; ne güzel. Fransa tarihini, Fransız Akademisi’nde ‑şu an Maalouf’un oturmakta olduğu‑ 29. Koltuğun sahipleri üzerinden okuyabilmek mümkünmüş hakikaten. Amin Maalouf hem seleflerini onore ediyor, hem de çok farklı bir tarih yazımı deniyor bu kitapta. Koltuğun sahipleri değişirken arkada imparatorluklar, cumhuriyetler yıkılıyor, yenileri kuruluyor, devrimler oluyor, toplum dönüşüyor. Fransa’yı Fransa yapan şeylerden biri, sembollerine ve kurumlarına ‑zaman zaman saplantı düzeyine varan‑ bağlılığı sanki; maalesef bizde hiç olmayan bir şey. Akademi’nin, çevresindeki dünya değişirken biraz değişip biraz direnerek ayakta kalma ve misyonunu gerçekleştirmeye devam etme azmini okumak çok ilham vericiydi. Çok sevdim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tramp Steamer'ın Son Durağı
Ne güzel bir novella ya, canım benim. Aslında Mutis’in "Gaviero Maqroll’un Maceraları ve Talihsizlikleri" serisinin 4. kitabı bu eser ama maalesef diğerleri dilimize çevrilmedi. Gaviero bir yan karakter olarak kitapta yer aldığı için rahatlıkla okunabiliyor neyse ki. Dünyanın farklı yerlerinde 4 kez aynı eski gemiyle karşılaşan anlatıcı, geminin yine tesadüf eseri tanıştığı kaptanından dinlediği öyküyü aktarıyor bize. Çok masalsı, çok romantik, çok güzel. Ama bu masalın altında bir sürü başka katman da var; çöküş ve ölüm, gençlik ve yaşlılık, Avrupa ve Ortadoğu, kültür çatışmaları, bir kadının kendine dünyada bir yer bulma çabası… Bu minicik kitap ağzımda çok leziz bir tat bıraktı. Mutis bu öyküyü Gabriel Garcia Marquez’e anlatmak istemiş, arzu etmiş ki o yazsın. Bu itkiyi anlayabiliyorum – muhtemelen aklında “Bir Kayıp Denizci” öyküsü vardı bunu isterken. Ama olmamış, sonunda kendi yazmış. Kitabın başında “keşke Marquez yazsaydı, daha güzel yazardı bence” diyor ama hayır Mutisciğim bu senin öykün ve senin anlattığın haliyle müthiş güzel. Teşekkür ederiz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hitler Üzerine Notlar
Ne diyeyim, enfes. Hitler üzerine okuduğum tartışmasız en iyi kitap bu; Haffner yine döktürmüş. Son derece yalın bir dille müthiş derinlikli bir Hitler analizi yapıyor. Suçları, başarıları, ihanetleri ‑ ama en çok da Alman halkına duyduğu aslında nefrete varan öfkeyi ortaya koyuşu çok etkileyiciydi. Nasyonal sosyalizme, II. Dünya Savaşı'na ve Hitler'e özel bir ilgisi olmayanlara bile şiddetle öneririm. "Dünya tarihinde kesinlikle bir ikinci figür bulamazsınız ki Hitler gibi, muazzam bir performansla yapmak istediklerinin tam zıddına sebep olsun."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Puşkin Tepeleri
Ne acayip kitap. Okuduğum bir yorumda “kimi zaman süper absürt ve komik, kimi zaman buz gibi acımasız ve gerçekçi” gibi bir şey yazıyordu, hakikaten öyle – aslında bu anlamda tipik bir Rus romanı diyebiliriz. Şu sıra çok başka bağlamlarda tartışıyor olsak da, bu “Rusluk” meselesi acayip bir mesele hakikaten – Svetlana Aleksiyeviç’in buna bunca kafa yorması boşuna değil. Bütün bireysel alana sirayet etmiş bir dev yapı ve onun köşesinden bucağından nefes almaya çalışan insanların tuhaf umutsuzluğu. (Daha da tuhaf olansa çarlık döneminde de, Sovyet döneminde de, şimdi de devletin benzer “görkem”ini koruyor olması – dolayısıyla oldukça yapısal bir marazdan ve mirastan bahsediyoruz.) Dovlatov’un “en kişisel romanı” denen bu kitapta yazdıklarını yayınlatmayı başaramamış bir yazarın Puşkin Tepeleri Milli Parkı’nda turist rehberliği yapmaya başlamasının öyküsü fonunda bence en çok da bu çözümsüz birey-devlet ilişkisini okuyoruz, bana kalan bu oldu yani en azından. Kısacık, hızla okunan ama dopdolu bir kitap. Okuduğum ilk Dovlatov idi, devamı gelecektir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuğun Öyküsü
Ne acayip kitap. Ne kadar iyi, ne kadar güçlü. 90 sayfa ama içinde yüzlerce sayfalık içgörü var. Çocuk sahibi olmak isteyenlerin, olacakların, ebeveynlerin ve kendi çocukluğuyla derdi olanların (sanırım herkesin yani) okumasını çok isterim. Şimdi insan merak ediyor: İnsana dair böyle derinlikli fikirleri olan, bunca zengin bakabilen biri nasıl Bosna Savaşı’nda Sırplardan yana saf tutabilmiştir? İnsanoğlu acayip gerçekten.

“Kurtarmak mümkün mü çocukları?”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bulutlar
Ne acayip bir zihinsin ya Juan José Saer. Okudukça daha çok seviyorum seni ve kafanın tuhaf çalışma biçimini.

Bulutlar, Arjantinli yazar Saer’den okuduğum üçüncü kitap oldu. İncecik ama zorlu metinler yazıyor kendisi, sayfa sayısına bakıp da aldanmayınız. Uzun ve karmaşık cümlelere, okurdan dikkat talep eden bir yazma biçimine ve hikâyenin içine yerleştirilmiş epeyce felsefik sorgulamalara, sorulara, zihin egzersizlerine hazırlıklı olmak lazım Saer okumaya başlamadan önce.

Kendisiyle tanışma kitabım olan Kimsesiz’de baya dayak yemiştim, Yara İzleri görce daha kolay bir metindi, Bulutlar ise ikisinin arasında bir yerde duruyor bence. Fakat bu kitabında, Saer’in daha önce görmediğim bir yanını görmüş oldum: mizah duygusu. Allahım yer yer nasıl komik bir metin bu!

Hikâye şöyle; 1800’lerin başında iki doktor bir akıl hastanesi kuruyor ve bu doktorlardan biri, aynı bölgeden gelen talepler üzerine 5 tane deliyi toplayıp hastaneye getirmek üzere bir yolculuğa çıkıyor. Kitapta da bu absürt yolculuğun hikâyesini okuyoruz. Delilerin hepsi birbirinden acayip karakterler, ama bir tanesi var ki onu hiç unutmayacağım sanırım. Aşırı püritenken birdenbire bir nemfomana dönüşen, Tanrı’ya ancak bu şekilde ulaşabileceğine inandığı için etraftaki herkesle durmadan sevişmeye çalışan rahibe Teresita. Bu karakteri ve onun kafilenin başına açtığı işleri müthiş komik anlatmış Saer. Teresita’yı, Tourette sendromlu iki kardeşi, manik fazdaki bir zengin beyefendiyi ve elini yumruk biçiminde kapalı tutma saplantısı geliştirmiş bir diğer adamı da yanına katıp yola çıkıyor anlatıcımız Dr. Rael. Yolda başlarına türlü türlü iş geliyor, bir yandan bölgenin beyaz düşmanı yerli reisinden kaçmaya, bir yandan delileri zaptetmeye, bir yandan doğayla mücadele etmeye çalışıyorlar. Bu absürt ve komik öykünün arasına, sevdiği üzere epey derinlikli pasajlar da yerleştirmiş yazar. Dolayısıyla kitap bir yanıyla çok ciddi, bir yanıyla süper saçma olmayı beceriyor.

Okurken üslubu nedeniyle odaklanmakta yer yer zorlansam da genel olarak epey sevdim Bulutlar’ı. Herkesin seveceği bir kitap değil bence ama yarı absürt yarı ciddi, yarı Western yarı değil bir tuhaf modern Odysseia okumak isterseniz buyrun.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Nasıl oluyor da bazı kitaplar böyle bir şey yapıyor insana ya? Ne yaptı; şunu: beni büyük bir iç sıkıntısıyla sarmaladı. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum, aksine, 110 sayfalık minicik bir kitabın ne kadar güçlü olduğunu anlatmak maksadım. Bence çok hüzünlü, çok yürek dağlayıcı. 2 günlük bir tatil ve içine yedirilmiş bir cinayet öyküsü bu ama asıl mesele bitenler ve başlayanlar. Çok süssüz biçimde, alabildiğine yalın kelimelerle, aslında çok sıradan bir şeyi (bir aşkın bitişi) çok can acıtıcı biçimde anlatıyor. Duras’nın bu basit kelimeleri ve kısa cümleleri bilerek seçtiğini zannediyorum, anlatmaya çalıştığı şeyi çok güçlendiriyor çünkü. Şu: Aşk biter ve aşk bitince söylenecek çok fazla büyük sözcük, kurulacak uzun cümleler yoktur. Okurken beni biraz üzdü ve fakat çok çok sevdim. “Bakışıyor ve susuyorlar. Çok uzun zaman önce böyle bakışmışlardı, kendilerini kandıracak kadar.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Limon Masası
Mühim bir gelişme: sanıyorum ki Julian Barnes yavaş yavaş benim için bir yan sanayi Javier Marias olmaktan fazlasına dönüşüyor – yani sanki kendisiyle ayrı bir ilişki devşirmeye başladık, sadece Marias’ı özleyince gittiğim biri olmanın ötesine geçiyor gibi. Ne mutlu! Limon Masası’na bayıldım. Yaşlılık ve ölümle ilgili bu küçük öyküler bana aksine yaşamak gerektiğini hatırlattılar. Yaşamak, korkmadan yaşamak. Acı çekmenin, endişenin, korkunun da insana yaşadığını hissettirebileceğini, bunlara sarılmak gerektiğini. Kitaptaki öyküler çok güzeller, çok gerçekler, çok komikler, çok hüzünlüler. İçtenlikle tavsiye ediyorum bu kitabı. “Ama bütün aşklar bir yolculuğa ihtiyaç duyar. Bütün aşklar simgesel olarak bir yolculuktur ve bu yolculukların vücut bulmaya gereksinimi vardır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir