Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jorge Luis Borges'in 1975 yılından yayımlanan Kum Kitabı ve 1983 yılında yayımlanan Shakespeare'in Belleği son öykü kitaplarıdır. Bu iki kitap Can Yayınları baskısında bir araya geldi. Kum Kitabı'nda yer alan öykülerde özellikle İskandinav mitolojisinin, tarihin, kitapların ve yazarların arasında geziniyorsunuz. Öykü kitaplarında pek görmediğimiz şekliyle eserin sonunda yer alan sonsöz de Borges'in okura yaptığı bir sürpriz. Kum Kitabı'nın başında yer alan "Öteki" öyküsüyle Shakespeare'in Belleği'nin başında yer alan 25 Ağustos 1983 öyküleri birbiriyle kardeş metinler. Her ikisinde de Jorge Luis Borges'in bir başka Borges'le karşılaşmasını görüyoruz. Ulrike, Borges'in sonsözde dediği gibi onun edebiyatında nadir karşılaştığımız bir aşk öyküsü. There are More Things öyküsünde Borges'in H.P. Lovecraft'a öykünmesini görüyoruz. Bu metin kitabın en gizemli atmosferine sahip öyküsüdür diyebiliriz.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Riba ile faiz aynı kavramlar mıdır? Faizin haram olduğuna ilişkin kanıt olarak öne sürülen ayetlerde geçen "riba" sözcüğünün gerçek anlamı?" gibi suallere cevap arayan derinlikli bir yapıt meydana çıkmış. Türkiye'de egemen olan İslami telakkiye göre faizin her türü haram kabul edilmekle birlikte Diyanetin, bazı durumlarda faizin haram sayılmayacağına dair fetvaları da mevcut. Dünyada cari olan ekonomik nizama göre de faizsiz bir iktisadi hayat pek mümkün görünmüyor. Enflasyonun zirvede olduğu ülkelerde ise faiz bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Tarihte "hile-yi şeriye" adı altında faiz yasağının nasıl delindiğini, görebiliyoruz. "Katılım bankacılığı" adıyla aktüel dünyamıza kadar bulaşmış bir fenomen ile karşı karşıyayız. Yazarın tespitlerine katılmasanız bile farklı bir bakış açısına göz atmak için bile okumakta fayda var.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fransız İhtilalinden sonra milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm gibi fikir akımları yayıldı. Osmanlı Devleti de fikir akımlarından etkilendi. İttihat ve Terakki, çok renkli ve farklı şahsiyetleri barındırmaktaydı. Cemiyetin yönetime ele geçirmesinden sonra merkeziyetçi bir yönetim yapısını benimsendi. Prens Sabahattin bu merkeziyetçi politikaya karşı tavır aldı. Bireysel özgürlüğün ve teşebbüsün önemini vurguladı. Avrupa'nın gelişmesinde liberalizmin önemli bir yere sahip olduğunu savundu. Ayrıca yerinden yönetim anlayışını savundu. Eserde belirttiğimiz konularla ilgili ayrıntılı ve doyurucu bilgiler bulunmaktadır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Cümbezin Kızı" 2023 yılı Emine Işınsu roman ödülünü almış, bir kitap. Yazarın bu ödülü hak ederek aldığını hem ödül jürisindeki insanların yetkinliğinden hem kitabı okuyunca daha iyi anlıyor insan.

Ülkü Demiray'ın kaleme aldığı "Cümbezin Kızı" Şiirsel bir dil ve üslûp ile yazılmış duygu dolu bir roman. Toplamda 132 sayfa olmasına rağmen, iyi ki de fazla uzun yazılmamış çünkü, kitaptaki her bir sayfayı okurken adeta kağıt kesiği gibi insanın ciğeri yanıyor.

Konu, dil, üslup, kurgu harika, umarım hak ettiği ilgiyi görür.
Yanıtla
11
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayat kimyadır, mutfak da bunun yani hayatın en önemli bileşenlerinden birini oluşturur. İnsan yemeden içmeden yaşayamaz. Yani kimya önemlidir arkadaşlar :)

Herkesi önce insan diye değerlendirebilelim isterim. Bilim adamı değil de bilim insanı diyebilir olalım mesela. Kadın ya da erkek değil de insan olsun ilk düşüncemiz mesela. Bir şeyin altında kadın imzası olması bizi o şeye karşı saygısız yapmasın mesela, önce gerçekçi, mantıklı, verimli, kullanılabilir ve/veya uygulanabilir olup olmadığına bakalım mesela.

Bu kitaptan alacak epeyi şey var gibi duruyor. Hemen hemen diğer bütün hikayeler gibi hiç duymadığımız bir hikaye değil belki de ama türüne az rastlanır şekilde duyduğumuz bir anlatım olduğumu düşünüyorum. Orta soluklu bir uzunluğa sahip gibi görünüyor. Size kısa soluklu olduğunu düşündürecek şekilde bir sürükleyiciliğe sahip de olabilir. Okumanızı öneririm.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitapta korkunç şeyler okuyacaksınız çoğunlukla, size korkunç gelmeyebilir belki ama benim için bunların memleketimde yaşanmış olması ve yaşanmış olmasının nedenleri de hesaba katılınca içimi büyük bir huzursuzluk sarıyor. Yine de bugünlerden, yarınlardan umudumu tamamen kaybetmeden, ders olsun diyerek okuduğum, herkesin bu olayları ve olayların vahşetten farksız kısımlarını iyice bekleyip nelerden sakınmak gerektiğini, nasıl insan olunabileceğini öğrenmesini istediğimi bana hatırlatan bir eser.

Bu eserde çeşitli insanların tecrübeleri aktarılmış. Onlar yaşamış, sonraki günlere sağ salim varmış ve birilerine anlatmış, biz de onları dinleme şansına sahip olmuşuz bu eser sayesinde..
Okunması faydalı olacaktır.
Benzerini dahi yeniden yaşamamak dileklerimle..
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Olay örgüsünün hep olduğu ama olayların yavaş yavaş ilerlediği, dili oldukça anlaşılır, süslemelerden olabildiğince uzak görünen, siyasi olmasa da karanlık derin devlet mevzuları gibi görünen şeylere de ucundan kıyısından bulaşan (hatta belki size göre asıl anlatılmak istenen mevzu onlar gibi gelir); aile olmak, aile kalmak, geçmişini unutmak, yeni bir geçmiş inşa etmek, tamamen yabacı olduğun kendi hayatını tanımaya çalışmak gibi konuları barındıran bir hikaye.. Bazen bir şeyleri enine boyuna anlatıp olay örgüsüne durgunluk katar gibi olan, bazen heyecanla hadi bakalım şimdi ne olacak dedirten türden, iyi yazmış dedirtebileceklerden.. İyi okumalar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaşlardan Sonra...
Heykeller, resmî törenler, Cumartesi Anneleri, belgeseller, filmler ve öznel tanıklıklar: "bellek patlaması" Winter'ın Birleşik Krallık özelinde ele aldığı emperyal hafızanın pabucunu dama atarak kolektif yapıların anma biçimlerini doğurdu ve resmiyeti, dayatılan hatırlama yollarını şöyle iyi bir çalkaladı. Anmalarda kadınların yer alması erkek çocukların kozlarını paylaştığı savaşların arka planında nice zorluğa karşı hayatta kalmayı başarabilenlerin temsil edilmesi açısından, "travmatik bellek" bilinci deforme eden psikolojik savaş yaralarının tanımlanmasıyla biçimlenen yeni tarihsel perspektifleri ortaya çıkardığından önemli, Winter özellikle Birinci Dünya Savaşı'yla İkinci Dünya Savaşı arasındaki yirmi yılı ele alsa da 1990'larda çekilen belgeselleri de inceleyerek yüzyılı baştan sona kat ediyor. Kaynaklardan bahsediyor önce: 1860-1880 arasında doğan sanatçılar ve araştırmacılar "belleğin ilk nesli" olarak önemli eserler ortaya koyarak Halbwachs'ın kolektif belleğinin yapıtaşlarını oluşturdular, Woolf'undan Proust'una, Mann'ından Freud'una pek çok sanatçı "pasif bellek"e metinlerinde yer verdiler, böylece tekilliklerden doğan örüntü ortaya çıktı. Ekonomik ve siyasi saiklerin yanında teknoloji de fotoğrafla sinemayı hediye edince dönemin bellek uğraşları beslendi, savaşın sanatsal üretimde yer bulmasının önü açıldı. Belleğin ikinci nesli özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazilere karşı konumlandı çünkü ülkelerin siyasi kültürlerini yeniden inşa etmek gerekiyordu, gerçi 1968'de gençler bu neslin insanlarından Nazi yanlısı olanlarının ikiyüzlülüğünü ifşa etmek için hikâyeyi baş aşağı ederek belleğin pek işlevsel olduğunu gösterdiler ama "ahlakî tanık" haricinde konuyla ilgili pek bir sabit yok. Öznelliği eleştirilebilir onun da, kısacası her hatırlama her şekilde eleştirilebilir, hatırlamanın nitelikleri ve eleştiriye açık noktalarının değişimini, değişimin dünyayı nasıl değiştirdiğini görüyoruz araştırma boyunca. Primo Levi'yi anmalı burada, metinlerindeki gerçeklere inanılmayacağından korktuysa da mevzu bambaşka yerlere gitti, bellek patlamasının yardımıyla Charles de Gaulle'ün iteklediği "kahramanca direnme miti" yıkıldı, 1960'larda Fransız işbirlikçiler yargılandı. Holokost konusu bu kadar kolay çözümlenemedi, Hitler'in sığınağının dibine Holokost anıtı dikme kararının yol açtığı tartışmalar yeniden doğan Almanya'nın hikâyesiyle Holokost'un uyuşmazlığını gündeme getirdi: ilk bellek patlaması yeni veya eski milletlerle imparatorlukların istikrarını sağlamak için dikilen anıtların temeliydi, bu durum Almanya'yı aşıyor oysa. "Sorun şu ki, Holokost bu tür bir sabit kuşatmaya ya da aslında belirli bir anlam sistemi içindeki herhangi bir kuşatmaya direnir. Primo Levi'yi başka sözcüklerle açıklamak gerekirse, yirminci yüzyıl tarihinde kişinin hiçbir belirgin tutumla 'neden?' sorusunu yöneltemediği bir dizi olay, aynı zamanda kişinin onun hakkında tarihsel bağlam veya anlam sorularını doğrudan herhangi bir manada yöneltmesinin imkânsız olduğu bir olaydır." (s. 44) Buradan kimlik karmaşasına, "Fransız" tanımıyla etnik kimliklerin uyuşmazlığına, Yahudi-Amerikalı olmanın Holokost'u benimsemedeki rolüne değiniyor Winter, "dışlayıcı tarih"le "genellemeye karşı koyan bellek"i kefelere yerleştiriyor. Kapitalizmin bu çatışmadaki aktif rolü, aile tarihlerinin vatan millet tarihlerinin bir parçası haline gelmesi, karşıt kavramların eleştirileri ve savunuları ilk bölümün sonunda ele alınan konular. İkinci bölümden itibaren spesifik örnekler üzerinden ilerliyor metin, savaş şokunun bellek ve kimlik üzerindeki etkisi "somutlaşmış bellek" olarak değerlendiriliyor ilk adımda. "shell shock" savaşın bedende taşınması resmen, ordu doktorları şaşkın ve kararsız, Freud çaresiz, organ kayıplarıyla birlikte toplumun görmezden gelemeyeceği kadar büyük mesele. Erkeklik, metanet, genel kabulleri silip süpürüyor bu durum, Winter savaş şokuna uğramamış iki eski askerin yaşamlarını özetleyerek travmatik belleğin sınırlarını belirlemeye çalışıyor: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin yazarı René Cassin defalarca yaralandığı Büyük Savaş'tan mucize eseri sağ kurtuldu, şok geçirmedi, malum metinlerini yazabildi, diğer yanda Louis-Ferdinand Destouches. Sonuçta hikâyelerini anlattılar ve bir sürece yerleştirdiler, havada kalan hikâyelerin bilinçaltında ne acılara yol açabileceğini sezmişlerdi, onların yardımıyla travmatik belleğin savaş anlatılarının biçimlenmesindeki rolünü görebiliyoruz. "Büyük Savaş'tan hayatta kalanlar hapsedici anıların bu anlatımını, parçalanmış ve onarılmış kimlikleri bize miras bırakarak kendilerini yirminci yüzyılın tek olmasa da ilk 'bellek nesli'ndeki esas kişiler yaptılar." (s. 92)

"Kültürel bellek" pek çok ögeyle oluşabilir ama savaş bağlamında asker mektupları iyi arşiv, genellikle kahramanlıklar, vatanseverlik, dindarlık öne çıkarılsa da Winter'ın bahsettiği asker mektupları kitabına verilen tepkiler madalyonun diğer yüzünü gösteriyor, İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce Büyük Savaş'ın ardından yayımlanan mektuplarda "düzeltmeler" yapılması, bazı mektupların -özellikle pasifistlerin, Yahudilerin yazdıkları- çıkarılması tarihin nasıl şekillendirildiğini örnekliyor. "Modern bellek" Paul Fussel'a göre Britanyalı askerlerle entelektüellerin savaş edebiyatında ortaya koydukları ironik dili doğuruyor, savaşın anlamıyla doğrudan ilgili: "Savaşın haklı çıkarılıp çıkarılmadığı sorusu Britanya askerlerinin çoğunun anılarında karışık yanıtlar üretti. Çoğu bir anlam ifade ederek başladığına ama yine de hiçbir şey ifade etmeyerek tasfiye edildiğine inanıyordu. O, kuralları olan bir oyundu ve sonra biri kural kitabını yırttı. Oyun asla bir sona varmadı; etrafındaki her şeyi bitirip tüketmeye veya onlara egemen olmaya başladı." (s. 145) Aynı dil Fransızların metinlerinde yok, ironi yerine haklı bir öfke, ciddiyet okunuyor çünkü muharebe alanlarından uzak olan İngilizlerin aksine Fransızlar kendi topraklarında kan döktüler, şehirleri işgal edildi, korkunç bir gerçekliğin içinde ironinin bozacağı istikrara, kesinliklere ihtiyaçları vardı.

Bu metnin okunmasını tavsiye ederek son bir alıntıyla noktalayalım : "Bir yer veya kaybedilen evin bir ikamesi olmadan kolektif bellek yok olur." (s. 200)
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Terezanın acı ve şiddet dolu hayatı Anne ve Babası vefat etikten sonra Teyzesinin onu küçük yaşta bir Albaya satmasıyla başlıyor. Albay tarafından hem fiziksel hem psikolojik şiddet gören Tereza uzun yıllar boyunca bu kötü muameleye katlanmak zorunda kalıyor. Albayı öldürüp çocuk yaşta hapsedilen Terezayı, ondan yaşça büyük Doktor himayesi altına alıyor. Doktorun yanında güzel günler yaşamış olan Tereza bir hanımefendi olmakla beraber haklarını savunmayı ve kimseye boyun eğmemesi gerektiğini de öğreniyor. Sonrasında genelev, direniş günleri ve aşık olduğu adamın yolunu gözlemekle geçen hayatında Tereza bir çok insanın sevdiği ve aşık olduğu bir kadın haline geliyor. Elinizden bırakmadan okuyacağınız çok güzel bir hayata karşı savaş kitabı, kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hikâye, Bursa'da geçmektedir. Bursa’nın Muradiye, Hisar’ında eski Bursa evlerinin inci bir gerdanlık gibi sıralandığı dar sokağında bulunan Vahdet Apartmanında geçmektedir. Çok geride olmayan, günümüze yakın bir zaman diliminde, hikâye başkahramanının çocukluğu, gençliği konu edinmektedir. Bu çerçevede mahalle, şehir ve aile kültürünün işlendiği, gerçek bir yaşanmışlık olduğu izlenimi vermektedir. Veya gerçeğe yakın bir hikâye olduğunu söyleyebiliriz. Daha çok sahici karakterlerle çevrelenmiş bir insan hikâyesi desek de yeridir. Bunu en iyi yazar ve yakınları bilecektir muhakkak ama benim izlenimim bu yönde.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir