Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Reinhard Heydrich'ten, bu güne kadar Nazi dönemini konu alan Türkçe basım inceleme ve araştırma kitaplarında genellikle bir kaç cümleyi ve sayfayı geçmeyen şekilde bahsedilirdi. Oysa ki yaptığı kötülüklerle entelektüel kişiliğe bürünmüş katliam planlayıcısı zalim ve sinsi bir masa başı katil olan Heydrich, bir döneme kötü bir şekilde damga vurmuştur. Himmler'in de bir nevi beyni olan bu kötü kişiliğin daha etraflıca konu edildiği kitabın Türkçe basılması döneme dair ilgisi ve merakı olanlar için isabetli oldu. Kitapla ilgili tek takıldığım konu kapak tasarımı oldu, açıkçası beğenmedim. Bunun haricinde gayet başarılı bir kitap.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bizi biz yapan benliğimizin ne kadarı kendine özgü ve bağımsızdır? Benlik sabit kaldığında toplumun bize yaklaşımı, tavırları neden değişkenlik gösterir? Toplumdaki bireyler arası ilişkilerin dayanağı ne ölçüde benliğimizle ilintilidir? Bizi biz yapanın benliğimiz olduğu yansılsamasının farkına varabilmek için ne kadarlık tecrübe ve yaşanmışlık gereklidir? Kitabın can alıcı kısmını bu şekilde görmemin yanı sıra oldukça fazla boyutlu ve katmanlı olduğu da bir gerçek ki çevirmenin kendi inisiyatifiyle eklediği notlar ve açıklamalar da bunu destekler nitelikte. Kitaba salt bir klasik roman gözüyle bakmak haksızlık olur, dolu dolu ve bolca düşündürücü, sorgulatıcı malzeme ve içerikle yüklüdür.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İmparatorluğun Değişen Görünümü
Yazar Harootunian, eserin başında Ross ve Wallerstein’dan yaptığı iki alıntıyla söze başlıyor. Modernleşme teorisini bu alıntılarla ilişkili şekilde, “bu paradigmanın tarihini, eski Doğu’nun ve yeni Güney’in, sömürgesizleşme sürecinden henüz çıkmış bağlantısız uluslarının kalkındırılması için nihayet bir gündem oluşturmak amacıyla, Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında biçimlendirdiği şekliyle” ve daha çok ABD üzerinden yorumlara ağırlık vererek ele alıyor. Kitabın, ilk olarak 2004 yılında basıldığını ve yazıldığı dönem şartlarının da okumada gözetilmesinin faydalı olacağını not düşmek gerekir.

“Geleneksel toplumları modern, rasyonel uluslara dönüştürmek için icat edilen kalkınmacılığa, (ideolojik temsilinde hayırsever, diğerkâm ve liberal bir arzuyla uzatılmış bir yardım eli her zaman ön plana çıkmış olsa da) esas öncülük eden şey, yeni kurulan ulusları ve genellikle eski sömürgeleri, toplumlarını Amerikan ürünlerine açık olacak şekilde düzenlemeye sevk etme çabasıydı...” (s. 10)

Eserde, soğuk savaş dönemine ve sonrasında tek kutuplu kalan dünya düzenine sıkça atıf yapılıyor. Bu zaman dilimleri hakkında yazılar yazmış çok sayıda otoriteye, akademisyene yer veriliyor. Yukarıdaki iki isim haricinde, Haass, Hardt, Negri, Harvey, Parsons, Rostow, Bellah, Cannadine, Colley ve Eisenstadt bunlara örnek olarak gösterilebilir. Konu üzerinde daha önce çalışanlar için oldukça tanıdık gelecek bu isimlerin çalışmaları hakkında, çeviriyi yapan Erkal Ünal’ın dipnotlarla eseri zenginleştirdiğini belirtmeden geçemeyiz.

İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan birinci, ikinci ve üçüncü dünya sınıflandırmaları, diğer bir başlık olarak karşımıza çıkıyor: “Bu bölünme, tabiatın emrettiği bir kategoriymiş gibi sosyal bilim uygulamalarına daha önceden dâhil edilmişti ve dünyadaki belli alanları modernliğe yakın olup olmamasına bağlı olarak birbirinden ayıran mercek olarak iş görmeye devam etmişti... Üçüncü Dünya kategorisi, hem olumsuzluk iması hem de ilkel, medeniyetsiz ve vahşi gibi daha uzak sınıflamaların izini taşıyan geri kalmışlık, azgelişmişlik ve hatta Batı-dışı gibi kategorilerin yeni adından başka bir şey değildi... ABD’de sosyal bilim, modernleşme teorisi ve bölge çalışmaları programları arasında kurulan bu garip üçgen, gelişmekte olan toplumlar hakkında onca araştırma yapılmasında ve bu araştırmaların politikaların oluşumu ve uygulanmasında oynadığı rol üzerinde hayli etkili olmuştur.” (s. 66-68)

Japonya, yazarın üzerinde sıkça durduğu ve “Amerika’nın Dr. Moreau Adası” olarak nitelendirdiği bir ülke: “Japonya’nın rolünün önemi, başarılı, devrimci olmayan bir tür modernleşmeyi gerçekleştirmiş ‘Batılı olmayan’ bir ulus olmasından ileri geliyordu... işgal yetkilileri, Japonya’yı toplumun en derin davranışsal ve kurumsal örüntülerinin değişmesine yol açacak ‘deneyler’ yapmak için düzenlenmiş devasa bir toplumsal ve siyasi laboratuvar olarak tahayyül etti... bu deneyler... Dr. Moreau’nun laboratuvarında yapıp ettiklerini hatırlatıyordu çoğu zaman. Ama bu seferkiler H. G. Wells’in romanında hiç düşünülmemiş bir ölçekte yapılıyordu. Amerikalı yetkililer, Japonların... kendi çıkarları için sorumlu ve aklı başında kararlar alabilecek, demokratik (ve küçük burjuva) bir yurttaşlar topluluğuna dönüştürülebileceğine kani olmuşlardı... Japonların bir gün tam anlamıyla demokratik özneler olacağı umuduyla kil gibi yontulacak gönülsüz nesnelere indirgenmesi, askerî işgalcilerin belirlediği denetim altındaki koşullarda, eşi benzeri görülmemiş (biyoloji boyutları da olan) toplumsal bir deney sayesinde gerçekleşmişti.” (s. 75-76)

Tarih dersi adını verdiği sonuç kısmında yazar, Apter’in kullandığı 3. Modernleşme kavramı hakkında “bağlantısızları (o büyük bilinmeyenleri) kocaman bir Amerikan alışveriş zincirinin bölgesel satış yerlerine çevirmeye yönelik devasa girişimi fitilleyen Soğuk Savaş stratejisinin en son görünümünü temsil ediyor” şeklinde yorum yapıyor. “...şu koşullarda, ABD, bugün demokrasi ve özgürlük çağrılarına bürünen modernleştirici kalkınmayı teşvik edebilmek için emperyal bir savaşa ve askerî işgale açıkça girişebilecek konumda.”

İşlenen konuların, akademik, tartışmacı ve eleştirel bir bakış açısıyla ilerlediğini vurgulayalım. Bu sebeple 111 sayfa gibi küçük bir hacme sahip olsa da kitabın, tefekkür ederek sakin bir şekilde okunmasında fayda olacaktır. Daha önceden emperyalizm, modernleşme, soğuk savaş dönemi bağlamında çalışmalar yapmış okurlar için daha nitelikli bir okuma olacağını söyleyebiliriz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beş kısa hikâyeden oluşuyor kitap. Farklı farklı insan psikolojilerini aynı hâkim perspektifle sunuyor okuyucuya. Az olsun öz olsun derler ya hani, o kısacık hikayelerle çok şey katıyor insanın dünya bakışına.
Beni en çok etkileyen ''Leman Gölü Kıyısında Olay'' oldu. Boris'in diyalogları sade, alçakgönüllü ama o birkaç dile getirdiğiyle daha büyük, daha karmaşık bir sistemi sorgulamaya yönlendiriyor insanı...
Çeviri konusundaysa tereddüte düşmenize hiç gerek yok, Zweig'in en yetkin çevirilerini sunan yayınevlerindendir zaten İş Kültür Yayınları.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayata yabancılaşan aylak gencin hikayesi
"Bilinç akışı" tekniği ile yazılan "Aylak Adam", hayata karşı yabancılaşan karakterinin içsel dünyasına göz atarken, çevresinde olup bitenleri servis etmeyi de ihmal etmiyor. Albert Camus'nün "Yabancı" romanıyla benzer izler taşıdığı aşikar. Yabancı'nın ana karakteri Meursault ile Aylak Adam'ın "C" si hayata aynı pencereden bakıyor. Her iki karakter de melankolik bir ruhun esiri.

Yusuf Atılgan'ın ilk kitabı olan eser oldukça zor bir kompozisyon aslında. Gündelik hayatın koşuşturmasındaki insanların, sıradan duygularını anlatıyor gibi görünse de derinlerde yatan duyguları açığa çıkarma çabası eserin okumasını da güçleştiriyor. Karakteri henüz 28'li yaşlarında olmasına rağmen çocukluğunda yaşadıkları onu kısa sürede olgunlaştırmış. Fakat yaşananların derinliği öylesine fazla ki ana karakter "C" hayat karşısında pek bir duyarsız. Neyi önemseyip önemsemeyeceğini ancak kendi belirliyor. Tam olarak güçlü durduğu bir alan yok mesela. Arkadaşları ile sıkı bağlar kurduğunu göremiyorsunuz ya da sevgililerinden istedikleri neler? Hep bir muamma... Kendi zihninde bir delilik yaşıyor... Dilediği anda vazgeçebiliyor ya da kendi yüklediği anlamlar doğrultusunda hayatını anlık kararları ile şekillendirebiliyor.

Hayatı yaşayış şekli öylesine modsuz ki, bir amacı olmadan yaşamı idame ettiriyor. Birşeyler aradığı belli, kesin ama tam olarak neyi, nerede ve ne zaman arzuladığı belirsiz. Biraz içerlenmişlik, biraz duygusallık, biraz rasyonellik derken karma bir duygu anlayışı ile belirsizliğini pekiştiriyor.

Çalışmıyor, üretmiyor.. Her şeyi hazır kullanıyor. Mirasyedi bir genç olmasından kaynaklı "para" konusunda tasası yok. Dolayısıyla istediği yerde gününü gün edebiliyor ama nihai olarak mutsuz. Çünkü, hayata karşı bir yabancılık çekiyor. Çocukluk yıllarında yaşadığı olayların etkileri onu hayata sağlam şekilde bağlayamıyor. Hep bir kaçış halinde. Seviyor firari olmayı... Bu firarilik hem zihnen hem de bedenen...

Yazar, ana karakterini hem kendi bakışından hem de etrafındaki karakterlerin bakışından oldukça güzel anlatmış. Farklı bir üslup, temiz bir dil ile de başarısını taçlandırmış.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anlamak için okunmamalı. Hissetmek için ve hayran kalmak için okunmalı. Harikulade cümleler var kitapta. Büyülü gerçeklikle ilk karşılaşışımız değil Hazar Sözlüğü ama büyülü gerçekliğin yapı malzemesi olarak kullanışına ilk kez şahit oluyoruz kitapta.

Paviç, müthiş bir yazar. Peşinden gidilmesi, kurgusuna, diline meyledilmesi imkansız bir yazar. Biz böyle yeteneklere fenomen diyoruz.

Boris Vivan gibi, Tolkien gibi, Cortazar gibi ardından geleni mümkün olmayan bir yazar.

Paviç' i okumak kişiye ne katar bilemem ama okumamış olmak kayıptır bence.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Senyorita Cora, öykü sanatında kilometre taşlarından biri bence. Kişiler ben anlatıyla olayları aktarırken aynı paragrafta hatta nerdeyse aynı cümlede anlatıcı değişiyor. Anlatıcı değişiyor ama konu hiç dağılmadan aynı sahneden devam ediyor. Bu teknik sayesinde klasik ben anlatıya göre çok daha etkileyici sahnelere şahit oluyoruz. Anlatıcı öyle anlarda değişiyor ki duygusal yoğunluğu zirvede takip edebiliyorsunuz. Duygusal yoğunluğun bu raddeye tırmanması göz yaşlarına neden olabiliyor. Yine aynı teknik nedeniyle gülümseyebiliyorsunuz da... Cortazar'ın sayısız devrim girişiminden biri daha. Kitabın başlarındaki bir kaç anlatıyı saymazsak Cortazar'ın yine zihin açtığını söyleyebilirim. İşte sanat diye önümüzü ilikleyeceğimiz kurgu ve biçim yenilikleriyle dolu bir kitap
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle mükemmel bir roman olduğunu söylemek istiyorum. Böyle, karakterlerin iç dünyasına derinlemesine inen bir aşk romanı içerisinde Sabahattin Ali dönemin siyasi ve kültürel yapısını da bizlere aktarabilmiş. Açıkçası kitap bir zamanlar herkesin elinde ve dilinde olduğu için biraz önyargılarım vardı ancak kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte kitabı sadece "aşk romanı" olarak nitelendirmenin yetersiz kalacağı ve haksızlık olacağı görüşündeyim. Kitabı yine en iyi anlatabilecek şeyin içerisinden bir bölüm olduğunu düşündüm: ''Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir! Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?''
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harvard profesörü Bay Spearman' ın, eşiyle birlikte gittiği tatil yerinde gerçekleşen bir dizi cinayeti iktisat kanunları üzerinden nasıl çözdüğü konu ediliyor. Özellikle insanların rasyonel kararlar alacağı görüşü ile birlikte, fırsat maliyeti, oyun teorisi, talep ve kapital kanunları gibi ekonomik kavramlar bir kaç cinayetin aydınlatılabilmesi için Bay Spearman tarafından ustalıkla kullanılıyor. Kitap boyunca ana karakterin yani bir iktisat profesörünün olaylara bakış açısını ise yazar bizlere ufak ufak aktarıyor ki bu sayede iktisat teorileriyle dolu bir makaleye benzememesi açısından bu kitabı iktisada ilgi duyan ya da duymayan herkesin keyifle okuyabileceğini düşünüyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Peyami Safa'nın olduğum ikinci kitabı ve böyle bir yazarı geç tanımış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Türkiye'nin ilk yıllarında yaşanan batılılaşmanın, Şarklı Türk Milleti üzerindeki kültürü tahrif edici etkisi çok incelikle anlatılıyor. Günümüzde de toplumumuzun bir kesiminin isteyerek, bir kesiminin farkında olmadan Garbın kültürünü şekilcilik uğruna nasıl kendi kültürümüze değiştiğini düşündükçe üzülmemek elde değil. Fatih ve Beyoğlu üzerinden konu edinilen Şark ve Garp meselesi ele alınırken amacın Garbı kötülemekten çok aslında bizlere yöneltilmiş bir eleştiri olması, bu kitabı basit Doğu-Batı çatışması olmaktan çıkarıp, günümüze ve yarınlara bir rehber yapıyor. Suç Garpta değil onu şekilcilik ve yapmacıklık içerisinde üzerimize yorgan yapan biz Şarklılarda...
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir