Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Bir Hiçsin Direnmeyeceksen"
Osamu Dazai (1909 - 1948) Modern Japon Edebiyatı'nın en önemli yazarlarından biridir. Otuz dokuz yıllık yaşamına pek çok eser sığdıran Dazai, sonradan aristokrat olan bir ailenin on iki çocuğundan biri olarak dünyaya gelir. İlerleyen yaşlarında Fransız Edebiyatı Bölümü'nde okuma tercihi, Marksist eylemlerin içinde yer alması ve çarpık ilişkileri yaşamındaki önemli sayılacak devrimlerdir. Yaşamının pek çok evresinde intihar teşebbüslerinde bulunan Dazai, kırk yaşına varmadan, uzun "intihar mektubu" İnsanlığımı Yitirirken'i tamamlayarak sevgilisi ile birlikte intihar eder ve sonunda varoluş sancılarından kurtulur.

İnsanlığımı Yitirirken, Modern Japon Edebiyatı'ndaki önemli bir tür olan I Novel (Ben Roman) türünde sınıflandırılır. Ben Roman, Natüralist gelenekten doğan, bireyin merkezde yer aldığı, ben anlatıcı ve kahraman bakış açısının hakim olduğu, toplumun kokuşmuş bireylerini; yoksullar, alkolikler, fahişeler ve özellikle işçi sınıfını anlatan önemli bir akımdır. Yazarın öz yaşamındaki sahnelerin yoğrulup yarı otobiyografik şekilde anlatıldığı Ben Roman'da kahraman yazarın ta kendisidir.

İnsanlığımı Yitirirken, giriş, üç hatırat ve kapanış bölümlerinden oluşan, Dazai'nin itiraf dolu intihar mektubudur. Daha çocukluk ve ilk gençlik yıllarında öğrendiği ahlâk mekanizmasına ters düşen aile davranışları, romanın başrolü Yozo'da derin izler bırakır. Hakikatle erken tanışmasına bir panzehir olarak "soytarı" yaratan Yozo, bu soytarının arkasına saklanarak yaşamını sürdürür. Yozo'nun yalnızlığı, korkaklığı, kendini ifade etme güçlüğü yarattığı alter ego "soytarı"da görülmez. Saklanarak yaşamanın bir sonucu olarak yaşamı boyunca soytarısını yakalatma korkusuyla mücadele eder.

Dazai'nin yaşadığı dönem Japonya için son derece kritik bir dönemdir. Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları halkta derin tahribatlar yaratırken, Dazai eserinde bu konuya neredeyse hiç yer vermez. Osamu Dazai için önemli olan bireydir ve en büyük savaşını birey ve toplum yargılarını yerle bir etmek üzere verir. Yalnız, yabancı, öteki, topluma ait olamayan ama onun gibi yığınların birleşerek toplumu oluşturduğu bir dünyada anlattığı yalnız birey, "ben" dir.

İnsanlığımı Yitirirken'i İthaki Japon Klasikleri'nin 7. Sayısı olarak Peren Ercan çevirisi ile okudum. Çevirmenin Türkçesine güveni ve emeği ile uzak olduğumuz bir dili ve dünyayı son derece akıcı bir şekilde okuma şansına sahip oldum. Dazai, yarattığı anti kahramanın ta kendisi ve bizlere çok da uzak değil. Karanlık ama önemli sorularla dolu bu eserin okunmasını kesinlikle öneririm. Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
22
0
Destekliyorum  11
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her şair gibi şair de hüzün ağrısı çekmektedir. Melali anlama ve aşinalık kendisini hissettirmektedir. Bu ağrıyı, şair kendi tarzında dillendirmektedir tabi ki de. Bu tarz daha çok hak ve adalet istikametincedir. Doğruyu tasvir sadedindedir. Çok pencereli bir perspektiften şaire özgü fikir ve bakış açısının serimlenmesidir. Yer yer de olsa şairin çocukluğunun safiyet duyguları da kendisini hissettirmektedir. Şiirlerdeki imge ve retorik bağlamında da yetkin olduğunu söyleyebiliriz. Kurgusu, biçemi ve matematiği olan güzel şiirler okudum. Şiir ikliminde güzel bir serazat okudum. Okunmasını tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mola, anlatının orta yerinde...
Az gelişmiş bir ülkenin memuru Martín Santomé steril, şipşak ilişkilerle, emeklilik hayalleriyle atlatmaya çalıştığı yaşlılığın önünde küçücük kalan, sıradan yaşamının sıradanlığını kabul ettikçe öfkelenen ve kabullenmenin rahatlığıyla dinginleşen bir karakter, belki eski sosyalist, kesinlikle dul. Günlüğü, ilişki kurduğu kadınları, anıları, çocukları, yalnızlığı sayesinde sonsuza kadar yaşayacakmış gibi duruyor, yanılgısını görünmez kılmayı da iyi biliyor, hikâye çatabilecek kadar bükebiliyor gerçeği, tamamdır, iyi kurulmuş bir karakter var elimizde. Ülkesini eleştirdiği bölümlere bakıyorum, halkın tutkudan uzak, sünepe bir yaşam sürmesini kabullenemiyor, devrimin taşlarını döşeyecek heyecan olmayınca insanların uyuşuk halinden ironiyi çekip çıkarıyor, denk geldiği an batırıyor iğneyi: "'Artık herhangi birisi geldi de öbürünün önüne geçti diye kimse sorun yaratmıyor. Neden biliyor musun? Çünkü koşullar elverse hepsi aynısını yapar da ondan. Kimsenin bana öfkeyle bakmayacağından eminim, imrenecekler asıl.'" (s. 37) Kimse diğerinin derdine eğilmez, geleceğin belirsiz olduğu yerde herkes anlık itkilerle yaşar. Bir rolden başka bir role geçebilen insanlar arasında kalmaktan da içten içe şikayetçi Martín, insanların pek bir şey hissetmeden yaşadıklarını, bu yüzden de sömürülmeye açık olduklarını belirtiyor, sermaye bu hissizliği kullanarak insanı eziyor, demir ökçenin diğer teki devlete ait. Dört koldan kuşatılmış insanların yaşayabilecekleri bir hayat yok, sokuldukları yollarda ilerliyorlar, bu yüzden kopuşlar oldukça şiddetli. Eleştirdiği insanlardan farksız, biçimlendirilmiş değer algılarıyla sürdürdüğü yaşamından kurtuluş için kopuşlar şart. Blanca'nın "kötü polis" açıklaması aileyle ilgili her şeyi söylüyor aslında. O sıra çalıştığı devlet kurumundaki Avellaneda'nın tam bir başkalaşıma yol açması belirliyor aslında gidişatı, hikâye yörüngeye oturuyor resmen, dağınık halde verilen düşünce parçaları aşkın etrafında toplanmaya başlıyor. Dengesizdi, aşk çarpıverdi ve şeker bir adama dönüştü Martín. Helal. Şahit olduğu tuhaflıkları hikâyecikler halinde günlüğüne almayı da unutmadı, oradan eğlenceler çıkardı, mesela her yıl ofise gelip yabancı dillerde yazışmalar yapabileceğini iddia ettiği için denemeden geçirilen adamın çok kötü bir çevirmen olduğunun tekrar tekrar ortaya çıkması, eski kayınvalidesinin -varsa böyle bir şey- her karşılaştıklarında buz gibi bakışlarla işkence etmesi, işleri rüşvetsiz yürütemeyenlerin komik talepleri. Bu son dediğim yok romanda, ben yine şöyle bir kısmı alıntılayayım: "'Uzun bir süre boyunca beynimi yedikten sonra şu sonuca vardım ki kötü olan şey teslimiyet. İsyankârlar yarı isyankârlara, yarı isyankârlar ise vazgeçmişlere dönüştüler. Bence şu ışıl ışıl Montevideo'da son dönemde en çok ilerleme gösteren iki meslek grubunu ibneler ve vazgeçmişler oluşturuyor.'" (s. 63)

Avellaneda yavaş yavaş belirir piyasada, Martín'in dikkatini daha çok çekmeye başlar, nihayet adamın ilgisini bildiğini ima eder. Sevgilisi vardır ama ayrılırlar bir gün, söylediğine göre anlaşamadıkları için her gün savaş alanında koşturmakla geçen günlere nokta koymak istemiş, kaosu bir miktar azaltabilmek için kırk dokuz yaşında, emekliliğine altı ay kalmış Martín'e tutulmuştur. Zannediyorum. Bir ağırlık, eminlik, güç vardır adamda, kendisi de bilir bunu, anlatır, ölümlerden ve çocuklarını bir başına büyütmekten belli bir olgunluğa ulaşmıştır, tabii huysuzluğa da. Bereket, zamanla geçmektedir bu huysuzluk, kadınla sevgili oldukları zaman ev bile tutar, aslında durumu çok iyi değildir ama gücü yetmektedir buna. Sonlara doğru durumunun iyi olduğunu söyler. Başlarda sofrada otururken birkaç lokma yiyecekten bahseder. E, hangi gerçekliğin esas olduğunu bilmek mümkün değil de o dönemin Uruguay'ında paranın değerinin zart zurt değiştiğini sembolize etseydi bu, efsane olurdu. Kader ağlarını örmüş, örük ağla ne yapacağını bilememiş, anlatının orta yerine atıvermiştir, öyle görünüyor, başka türlü o son keskinliği nasıl okumalı bilmem.

Dünyanın öbür ucunda olan biteni görürüz, orta yaşlı bir adamın buhranlarını dikizleriz, iyi romandır.

Yanıtla
2
4
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roma tarihi hakkında az-çok bilgisi olmayanları zorlayacak bi' eser.... İsmine aldanıp kronolojik tarih kitabı zannederseniz yanılırsınız... Mary Beard konusuna gerçekten vâkıf... bildiklerini okuyucusuna en güzel biçimde anlatmasını/aktarmasını da çok güzel başarıyor... yazdığı her kelimeye elli tane dipnot düşen yazarlardan değil Mary Beard... kaynak meraklıları için "İleri Okuma" başlığında toplanan bilgiler kitabın değerini daha da arttırıyor.... İrem Sağlamer'in harika-ötesi çevirisi Türkçe'nin yüzakı.... belgeler, haritalar ve kronoloji ana metni daha da mükemmel kılmış....sırada Simon Baker'ın 'Eski Roması"yla Neil Faulkner'ın "Roma: Kartalların İmparatorluğu" var...
Yanıtla
12
2
Destekliyorum  8
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap bana, Tanpınar’ın modern insanın sürekli eşikte sürdürülen hayat metaforunu hatırlattı. Tıpkı kendimize belirli süreler vererek (önümüzdeki yıl şurada olacağım, seneye şuraya tatile gideceğim, en fazla 2 yıl şu işte çalışırım vs.) yaşamaya çalıştığımız hayatları özetliyor. Ama aslında bunları yaşarken belirlediğimiz vakitler uzayıp gidiyor. Sözümüzde durmayı erteliyoruz aslında. Geleceğin şimdiden, şimdinin de geçmişten hep daha iyi olacağını/olduğunu düşünmek gibi bir yanılsama duruyor hep yanı başımızda. Tüm bunları yeniden hatırlamak adına okunası bir eser.
Yanıtla
18
0
Destekliyorum  6
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Medeniyetin Toprakları...
Yazar Charlotte Perkins Gilman, kadınlar konusunda sayısız konferans vermiş dönemin ünlü aktivistlerinden biri. O, eserini oluştururken kendi düşünce tarzını kaleme almış.

Femin bir ruhla yazılan "Kadınlar Ülkesi" sıradışı bir ütopya. Ataerkil toplumdan çıkıp feminist bir dünyaya adım attırıyor. Cinsiyet eşitliği, kadının toplumdaki yeri kitabın temel mottoları.

Terry, Jeff ve Vandyck araştırmayı seven üç yakın arkadaş. Gittikleri bir araştırma gezisinde yalnızca kadınların yaşadığı gizli bir ülkenin varlığından haberdar olurlar. Çok geçmeden bu saklı medeniyeti bulmanın derdine düşerler. Kimseye haber vermeden, kendi imkanlarıyla ülkeye varmayı başarırlar. Ülke sadece kadınlardan oluşan cennetten bir köşedir adeta.

Yazarın kurduğu ütopik ülke muazzam bir medeniyet seviyesindedir. Dil, din, ırk, cinsiyet konularında kendilerine has öngörüleri ve yaşam şekilleri mevcuttur. Eşitlik, doğruluk ve yardımlaşma gibi dünya genelinde yozlaşmış kavramlar bu ülkenin temel dinamikleridir.

Yazarın sorguladığı ve sorgulattığı kavramlar okurunu da derin sorgu muhakemelerine itiyor.

Kadınların metalaştırılması, cinsel obje olarak görülmesi ve erkeklerden ayrı tutulması nüktedan bir dille ifade ediliyor. Ayrıca din konusunda geçen karşılıklı diyaloglar şaşırtıcı derecede dikkat çekici. Ülkenin kadınları zeki, çalışkan ve akılcı. Erkek misafirlerini akıl dolu konuşmalarıyla mat ediyorlar.

Yazıldığı dönemden günümüze kadar gelen kitabın "Saltokur" yayınevi basımıyla yayımlanan Kadınlar Ülkesi, harika kurgusu ile okurunu neşeli bir şekilde ağırlayıp neşeli bir şekilde uğurluyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sağda solda bu kitap için "edebi beklentiye girmeyin" şeklinde yorumlar okuyorum. Arkadaşlar gönül ve beyin rahatlığıyla edebi beklentiye girebilirsiniz. "Mizah" ne zaman edebiyat dışına itildi? Direkt aklın serin kanepelerine hitap eden kitaplar neden edebiyattan sayılmaz oldu? Asla tek edebiyat eyleme biçimi budur demiyorum elbette ancak nitelikli edebiyat koyun gibi ağlamak, kaplan gibi kükremek veya koala gibi uyuklamak değildir. Komik bir hikaye sapına kadar edebiyattır, sizi kandırmalarına, sömürmelerine, uyuşturmalarına izin vermeyiniz. Callisto ve onun gibi romanlar iyi edebiyattır. Türkiye'den, Endonezya'dan, Afrika'dan, Kanada'dan gelebilir. Dikkat kesiliniz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Üstkurmaca Postmodern Anlatı Olarak Armand V.
Bu roman için tipik bir üstkurmaca postmodern anlatı diyebiliriz. Yazarın "Gün yüzüne çıkmamış bir romanın dipnotları" olarak nitelendirdiği ve Solstad'ın üstkurmaca kısmında bir anlatıcı olarak araya girip, "Yazarlıkta fazla mesaiye kaldım. Yazarlığım 1999 yılında T. Singer yazılıp yayımlandığında bitti. Ondan sonra gelenlerin hepsi bir daha asla yinelenmeyecek kuraldışılar. Bu da öyle," ifadesini kullandığı bir deneysel metin Armand V. Bu postmodern anlatının ana kurgusunda Armand adlı Norveçli diplomatın başta oğluna olmak üzere kendine ve topluma olan yabancılaşmasını okuyoruz. Fakat karakterin yabancılaşma hikayesi ne yazık ki derinleşmiyor. İşin deneyselliği ve üstkurmacası kısmına girersek de zaten burada kullanılan biçimlerin geçmişte başka eserlerde de çok daha başarılı bir şekilde kullanıldığını görebiliriz. Örneğin Nabokov'un Solgun Ateş adlı romanının deneysellik bazında bu esere göre çok daha üstte olduğunu söyleyebilirim. Keza iş anlatımın dipnot üzerinden ilerlemesiyse hem Mark Z. Danielewski'nin Yapraklar Evi, hem de Fuat Sevimay'ın Benden'iz James Joyce romanlarında bu biçim çok daha üst seviye kullanılmış. Kısacası ne içeriği ne de biçimselliğiyle vasatı aşamayan bir roman Armand V. Bu kitabı sadece farklı bir biçimle kurgulanmış roman okumak isteyen arkadaşlarımıza önerebilirim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tahliller, tasvirler etrafında temerküz eden olaylar işleniyor. Hepsi de hayatın mütemmim cüzü içerisindedir. Tecrübelerin ve yaşanmışlıkların bilgeliğini taşımaktadırlar. İnsanın içselliğine yönelik şümullü bir tanıma imkânı vermektedir. At başı giden başka diğer olgular olarak felsefi ve hermenötik bakışları söyleyebiliriz. Hikâye karakterleri bir fotoğraf makinesiyle kadrajlanıyor adeta. Bu hikâyeler; okuru bilinç, anlama ve his haline taşıyor. Başka bir ifadeyle okura düşünsel zenginlik katıyor. Merak duygumu besleyen, anlatım derinliğinin kendini hissettirdiği, ufuk açıcı, deneme tadında güzel hikâyeler okudum. Okunmasını tavsiye ederim.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Teknolojik Esaretten Bireysel Üretkenliğe Dönüş Projesi
“Kendimi genellikle telefonumda mail yanıtlarken veya işle ilgili bir şeyler yaparken buluyorum, sonra Facebook veya Instagram derken dikkatim dağılıyor. Telefonu bıraktığımda hiçbir zaman elime aldığım işi bitirmiş ve bırakmış olmuyorum."

Yukardaki satırlar tanıdık gelmiş olmalı. Maalesef birçok insan, sayısı her geçen gün artan benzer şikâyetleri dile getiriyor.

Teknolojik gelişmeler, hayatımızı kolaylaştırıyor, bunda şüphe yok. Öte yandan hayatımıza, ilaçların yan etkisi gibi bazı istenmeyen zararlar veriyor. Bu zararların önemli kısmını, bireysel ve sosyal hayatımızda yaşayarak öğreniyoruz. Doksanların ilk yarısından önce dünyadan terk-i diyâr edenler, bu konuda şanslı sayılabilir. Çünkü günümüzdeki teknolojik imkânların birçoğundan yararlanamadıkları gibi olumsuzluklarına muhatap da olmadılar.

Geldiğimiz noktada dijital aletlerden, teknolojik gelişmelerden ayrı kalmak, neredeyse imkânsız hale geldi. Özellikle pandemi döneminde, bu etkileşim iyice yoğunlaştı. Örneğin, 2020 yılına ait TÜİK verilerine göre, Türkiye’de 16-74 yaş aralığında Internet kullanım oranı %79 iken 2023’ün ilk altı ayında %87 düzeyine ulaştı. 2019’da % 88 olan evden Internete erişim oranı, 2023’te %95’i geçmiş görünüyor. Dünya genelindeki istatistiklerin, ülkemizden farklı olduğu söylenemez.

ABD’de tanınmış bir podcast sunucusu olan yazar Manoush Zomorodi, insanlığın içinde bulunduğu bu dijital sarmaldan bir şekilde başını kaldırmasına ve yeniden üretken günlerine dönebilmesine katkı sunuyor. “Sıkıntıdan Parladım”, binlerce katılımcıyla 2015’te yapılan interaktif bir projenin tecrübelerinden doğmuş rehber niteliğinde bir eser. Proje, katılımcılara bir haftalık görevler yüklemek suretiyle elektronik cihazlardan uzaklaşıp yaratıcılıklarını geliştirmelerini hedeflemiş ve başarılı olmuş. Bu projede teknoloji reddedilmiyor, teknolojinin daha bilinçli şekilde kullanımı hedefleniyor.

“Baksanıza, telefon ve tabletlerimiz bizi nereye götürüyor? Varmak istediğimiz yer burası mı? Toplumla bağlantı kurmak müthiş bir şey fakat bu, kendinizle bağlantınızı kesmenizle sonuçlanmamalı. Bu cihazlarla ne şekilde bağlantı kuracağımız, onları hayatımızın neresine koyacağımız, gerçek toplumsal uzlaşma ve yaratıcılığı ne şekilde geliştireceğimiz teknolojinin üzerimizdeki etkilerini kabul etmekle başlar. Davranışlarımızı bir kere düzgünce anladıktan sonra amaca uygun davranabilir, teknolojik etkileri yönetebiliriz.” (s. 18)

“Düşünecek zaman arıyoruz, denge istiyoruz ve hem eğlendiğimiz hem de öğrenme merakımızın sürdüğü bir yaşam arzuluyoruz. Sıkıntıdan Parladım Projesi de bununla ilgili, herkesin erişebileceği kişisel bir rehber. Dijital anlamda kendinizi yönetip daha bilinçli çevrimiçi hayatlar yaşamanızı sağlayacak bir araç.” (s. 19)

Yedi görevden oluşan projenin, zihinsel alanın genişletilmesine, daha derin daha üretken düşünmeye, yaratıcılığı arttırmaya, pürdikkat düşünmeye yardım etme amacında olduğunu belirten Zomorodi, ne olursa olsun, görevleri yerine getirenlerin değişeceğini vurguluyor. Kitapta görevler anlatılırken, her aşamada, Georgetown, MIT, Columbia, Harvard Business School gibi kurumlardan bilim uzmanlarının ve tanınmış birçok yazarın görüşlerine yer veriliyor, eserlerine atıf yapılıyor. Yeri geldikçe projeye katılan çok sayıda insanın deneyimleri, kendi ifadelerine dokunulmadan aktarılıyor.

“En zor şey, aynı zamanda en değerli olabilen şeydir, ben de dijital ekosistemde dengeyi bulma konusuna böyle bakıyorum. Evlilik, ebeveynlik veya arkadaşlık gibi, teknolojiyle kurduğumuz ilişki de sürekli emek ister (...). Sıkıntıdan Parladım Projesi bize tek bir şey öğrettiyse o da bu kararları kendimiz vermediğimizde bizim yerimize karar verecek bir şirket, uygulama veya sosyal medya sitesi olduğunu kanıtlamasıdır.” (s. 210)

Eserle ilgili daha kapsamlı fikir edinmek isteyenler için yazarın, “Sıkkınlık Nasıl En Parlak Fikirlere Neden Olur?” başlıklı TEDx (2017) konuşması mevcut. İzlemek isteyenler için web adresini not düşelim: t.ly/mgU44

Zomorodi’nin kişisel web sayfasını merak ediyorsanız: manoushz.com

İyi okumalar!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir