Kitabı; yıllarca uluslararası ilişkilerde akademisyenlik yapmış, hem anne hem de baba tarafından dedeleri Balkan göçmeni olan bir kişi olarak çok dikkatli okudum. Yazar, incelediği olayların sonunda vardığı neticelerin akademik anlamda hatalı ve değeri olmayacağının bilinciyle, kitabını üniversite kütüphanelerine değil genel okuyucuya yönelik yazdığını ifade ediyor. Yunan hayranlığı ve Hıristiyan olmanın iç güdüsel etkisiyle Türk Yunan Nüfus Mübadelesine tarafsız yaklaştığını iddia etse de, gerek inceleme gerekse de sonuç kısmında Lozan Antlaşması ile yenilen batı emperyalizmi ve Hıristiyanlar bakımından kaybedilen Anadolu topraklarının batının canını ne kadar acıttığını hissettiriyor. Lozan Antlaşmasına yaptığı hakaretlerle de, sözde acılarını gündeme getirdiğini iddia ettiği mübadillere, özellikle de Müslümanlara, en büyük tarihsel saygısızlığı yapıyor. Mübadillere empati yaptığını sanan yazar, On iki adalar, Rodos ve İstanköy’deki on binlerce Türk azınlıktan ise hiç bahsetmiyor. Sözde liberal bakış açısıyla; geleceğe yönelik kimlik ve aidiyet anlayışlarının kanlı bir bedelle ödetilmemesi tavsiyesinde bulunuyor. Yazar ve onu bu çalışmasında destekleyenler eğer bu tavsiyelerinde gerçekten samimi olsalardı, zorunlu nüfus mübadelesine Türkiye ve Yunanistan’ı zorlayan, o dönemin başta İngilizler olmak üzere emperyalist politikalarının detaylarını incelerler ve emperyal hedefler güden ülkelere yönelik sonuçlar çıkarırlardı. Bu kitabın 2006 yılında orijinal diliyle yazılması ve 2008 yılında tercüme edilerek ülkemizde yayınlanmasını da, son dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine ve Cumhuriyete her türlü saldırıyı yapanlara sinsi bir destek olduğunu ibret ve üzüntüyle gözlemledim. Tamer Şahin