Memluklar Kimdir?
Tarih boyunca kavimlerin ve insan topluluklarının etnisitesi merak konusudur. Etnik aidiyetin günümüzdeki kadar kesin çizgilerle ayrılmadığı bir dönemde kalem yordamıyla yeni sınırlar çizerek bazı tespitlerde bulunmak sakıncalıdır. Çünkü tarih, geçmişe dönük birçok değişkenin yeni bilgi ağları oluşturabileceği bir disiplindir. Bazı yeni bilgiler, eskilerini kökünden değiştirebilecek potansiyele sahiptirler. Bu yinelenme kati doğrular oluşuncaya kadar devam eder. Zaten tarihin en önemli amaçlarından birisi de reddedilemeyecek kesinlikteki doğruları literatüre kazandırmaktır.
Tarihteki bir kavim hakkında malumatın az olması ise yeni problemleri beraberinde getirir. Bazen elde o kadar az bilgi vardır ki; insan topluluğunun sadece adı eldedir. Tabii eldeki isimlendirme de tek taraflı olmayıp farklı kaynaklarda farklı şekillerde geçer. Misal aynı insan topluluğu Mısır’da Memluk sanını alırken, Karadeniz’in kuzeyinde Kıpçak, Hazar Denizi’nin doğusunda da Kazak ismini alır. Millet adı boy adı; boy adı da millet adı olunca ortaya karışık bir isim sistematiği çıkar ki çözülmesi şarttır. Aslında dil, antropoloji, tarih, din, arkeoloji disiplinlerinin kullanılarak bir insan grubunun etnik kökeni tespit edilebilir.
Hakkında fazla bilgi tespit edilemeyen Türkolog Budayev (Yazarın eserde biyografisi bulunmamaktadır) de “Kim Bu Çerkesler?” isimli eseriyle Memlukların ırki kimliğini tespit etmeye çalışır. Tabii bir insan topluluğunun etnik kimliği ilk aşamada o topluluğu hangi milletin daha çok sahiplendiğiyle araştırmacıya fikir verir. Görünürdeki insan grubunun kültürel duruşu günümüzle karşılaştırıldığında kültürün devamlılığına binaen elde edilen veriler üzerinden analiz edilir. Zor da olsa gerçek ortaya çıkar.
Budayev’in çözmeye çalıştığı düğümün sebebi Türk boylarının Asya’nın geniş steplerinde hatta dünyada birbirinden ayrılarak çok uzak alanlara göç etmesidir. Aralarında binlerce kilometre mesafe olan insan grupları zamanla farklı milletlermiş gibi algılanmışlardır. Tabii tarih boyunca insan gruplarının takip ettiği göç yolları deyim yerindeyse milletler havuzunu ortaya çıkardığından, kökenini bu alanlardan alan insan gruplarının etnik kimliği de merak konusu olmuştur. Örneğin, Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkaslar; Asya ve Avrupa arasında köprü vazifesi görüp birçok etnik topluluğa ev sahipliği yapmıştır. İşte Memlukların yolları da bahsedilen Avrasya bölgesinden köle olarak Mısır’a düşmüştür.
Budayev, Mısır’daki Memluk topluluğunun kültürel karakteristiğini ortaya koyarak onların kimliğini deşifre edecek bir tezi oluşturur. Tabii hemen tahmin edilen etnik kimlik ortaya koyulmaz. Öncelikle Türk kültürünün spesifik özellikleri izah edilir. Bozkır kültürü ve çarvacılık üzerinden anlatılan Türklerin kimlik özellikleriyle Memlukların Mısır’daki tutum ve davranışları karşılaştırılır. Köklerinden sökülen bir çiçeğin çok uzak bir noktaya taşınsa bile aynı renkte çiçekler açacağı malumdur. Memluklar da bir tohum misali aldıkları kültürü Mısır’a taşıdıklarından Budayev’in elindeki malumat anlam kazanır. Misal en basitinden yeme içme kültürü etnik aidiyete dair şifreleri okura sunar. Bu minvalde kımız tüketen Memluk sultanlarının etnisitesini tahmin etmek güç değildir.
Esasında her ne kadar göç yollarının en önemli kavşak noktalarından geldikleri düşünülen Memlukların etnik aidiyeti tahmin edilse de bölgedeki Türk boylarının genel olarak ele alınması bir gerçeği de ortaya çıkarır. İsmi ve sanı belli insan topluluklarının farklı boy adlarına rağmen devirlerinde genel bir algıyla hepsi aynı bütünün parçaları kabul edilir. Böylelikle sadece Memlukların değil, bölgede hüküm sürmüş diğer boyların da etnik kimliği netleştirilir. Örneğin; Peçenekler, Oğuzlar, Kıpçaklar, Aslar, Alanlar, Macarlar, Tatarlar, Çerkesler vs. ayrı bir millet olmayıp; aynı milletin boyları olduğu kanıtlanır.
Belirli boyların ürettikleri kültürel kompozisyonlardaki benzerliklerin en görünür yüzü ise isimlendirmelere yansır. Onomastik (özel isimleri inceleyen bilim dalı), toponimik (yer isimleri bilimi) ve antroponimik (kişi adları bilimi) verileri çapraz şekilde karşılaştıran yazar, sadece isimler üzerinden Memlukların Türklüğünü kanıtlar. Üstelik yazarın elinde o kadar çok isim verisi vardır ki bu isimlerden bir sözlüğü de eserine ekler. Boy isimleri ise, Budayev tarafından özel olarak mercek altına alınır. Meşhur Rus tarihçi Gumilev’in metodolojisini takip eden Budayev onun gibi millet adıyla boy adını ayırarak, ismin zaman içindeki değişimi üzerinden tezine güçlü dayanaklar sağlar. Örneğin, Türk kültür sahası içerisinde olan günümüz Tatarları, Moğol İstilası döneminde ordunun öncü gücü oldukları için Tatar ve Moğol adı birbirinin karşılığıymış gibi algılanır. Oysaki Moğol millet adı, Tatar boy adı olup her ikisi de günümüzde olduğu gibi farklı etnisiteleri temsil eder. Bu tarz örnekleri bolca veren Budayev, etnik isimlendirmelerin tarihi geçmişini bilmeden yapılacak tespitlerin yetersiz kalacağını güçlü delillerle ispat eder.
İsimlendirmelerden sonra en önemli kültür taşıma unsuru olan dil üzerine yoğunlaşan Budayev, filolojik ve lengüistik verilerle Mısır Memluklarının hangi dilde konuştuklarını tespit etmeye çalışır. Elde edilen sonuçlar ilginçtir. Akademik derinliğe nüfuz etmeden dahi Memluk Sultanlarının Mısır’da oluşturdukları özerk alana bağlı olarak tercümansız halk içine çıkmadıklarından dem vuran yazar, yazılan Türkçe-Arapça sözlüklerin yönetici sınıfın dilini ortaya koyduğunu öne sürer. Sözlüklerden derlenen bazı kelimelerin günümüz Karaçay-Balkarça lehçesindeki karşılıklarına dikkat çeken Budayev, tezinin akademik çatısını çok güzel inşa eder. Son olarak diplomatik yazışmaların Türkçe yapılması bile Memlukların dilinin Türkçe olduğunun bariz kanıtı olarak sunulur.
Budayev son olarak, Memlukların asker sınıfından gelerek yönetimi ele geçirmelerine bağlı olarak Türklerin paralı asker olma sebeplerine ayrı bir bölüm ayırır. Türkler ve askeri kültür üzerine dönemin (13 ve 16. yüzyıllar arası) yazarlarına söz veren Budayev, Türklerin neden ordu-millet olduğunu sarih biçimde anlatır. Alıntılar o kadar önemli kilit noktalardan sondajlanmıştır ki Mısır Memluklarının neden başka bir sınıfa değil de asker sınıfına intisap ettikleri anlaşılır.
Eser her ne kadar “Kim Bu Çerkesler?” adıyla Mısır Memluklarının tarihinden bir sayfayı okura sunmayı hedeflemişse de bahsedilen konular küçümsenecek kadar basit değildir. Yazar tarafından yazıya dökülen her bir konu açılan her bir başlık birçok araştırma ve tartışma konusunu gündeme getirmektedir. Güçlü delillerle Orta Çağ ve günümüz kaynaklarının iyi sentezi; öne sürülen tezin güçlü argümanlarla desteklenmesini sağlamaktadır. Ara sıra yazarın Türklüğü öne çıkaran ve hissiyatının etkisini gösteren yorumlar yaptığı fark edilmekle beraber bunun kabul edilebilir seviyede olduğu aşikardır. Şayet anlatılanlarda fazla hissiyat varsa ikinci aşamada mantık aranır. Yazar sunduğu bilgileri mantıklı mesnetler bularak okura verir. Ama her şeye rağmen eserin daha geniş bir zeminde kapsamlı bir tarzda tekrardan ele alınması gerekliliği belirgindir. Zira konu kısa değerlendirmelerle ele alınmayacak kadar geniştir. Üstelik yazarın kısıtlı bir literatürü kullandığı kaynakça kısmından anlaşılmaktadır. Ama bu kısıtlı kaynaklarla bile çok önemli noktalara değindiği malumdur. Zaten tarih bilimi az veya çok kaynak kullanımı fark etmeksizin özü bulmayı önceleyen bir bilimdir. Yazarın bu konuda başarılı olduğu söylenebilir. Bu aşamada okurun iyi bir ön okuma olabilecek bu eserden bahsedilen mevzuya başlaması; ileri okumaları daha rafine hale getireceği düşünülebilir.
Sonuçta, Türkler Çinliler gibi dünyanın sadece belirli bir bölgesini mesken edinmemişlerdir. Bu yüzden yapılacak araştırmaların geniş bir coğrafyaya ve yaygın bir kültür yelpazesine yönelmesi şarttır. Aynı anda Gobi Çölü’nde, Akdeniz kıyısında, Sibirya taygalarında, Balkanlarda, Kafkaslarda aynı dili konuşarak at koşturan bir milleti araştırmak isteniliyorsa daha geniş düşünmek zaruridir. Akla hayale sığmaz etnik yakıştırmaların yapıldığı günümüzde Memlukların ya da başka insan gruplarının Türklüklerini tespit etmek ve bu yolda çaba sarf etmek tarih ilmi adına milli bir başarıdır.