Türk kültür sahasının zengin bir numunesi: Kıpçaklar...
Asya tarihi adı farklı olan ama soy adı Türk olan binlerce boyun kendisini gösterdiği bir sahneyi andırır. Zaman içerisinde sahne alan Türk boylarından bazıları tarihe isimlerini öylesine iyi biçimde kazırlar ki uzun yıllar geçse dahi silinmeyen bu isimler olmaksızın bir yerde tarih yazmak güçleşir. Burada ilk aşamada ismi verenden ziyade ismi kazananın etkinliği daha mühimdir. Zira Asya ana karasından dünyanın çeşitli yerlerine uzanan bir kavmin farklı isimlerle anılması olasıdır. Önemli olan kökeninden itibaren faal olan Türk boyunun yaptıklarıdır.
Türk tarihine boyların cephesinden bakıldığında bazı Türk boylarının mensup olunan milletin geneline isim kazandıracak potansiyelle hareket ettiği bellidir. Hatta Kıpçaklar ismiyle müsemma Türk boyunun Asya ve Karadeniz’in kuzeyindeki etkinliği hesap edildiğinde Türklerin günümüzdeki isminin Kıpçak olabileceğini düşünmek bile olasıdır. Bunun bilincinde olan Kazak Bilim İnsanı Sercan M. Ahincanov Kıpçakların üzerine yaptığı uzun soluklu araştırmalarının sonucunda “Kıpçaklar- Türk Halklarının Katalizör Boyu” isimli eserini kaleme alır.
Öncelikle eserin ismi dikkat çekicidir. Kıpçaklara sıfat olan katalizör kelimesi kimyada kullanılır. Katalizörler kimyasal tepkimelerde görev yaparak tepkimenin hızını arttırıp kimyasal yapıda değişikliklere neden olurlar. Bu açıdan düşünüldüğünde Kıpçakların Asya’daki milletlerin çatışmasında reaksiyona girip olayların çehresini değiştirdikleri yorumu yapılabilir. Ayrıca kendi mensubu oldukları milleti de reaktif hale getirerek tetikleyici bir aktiviteyle görev yaptıkları da rahatlıkla düşünülebilir. Aslında Kıpçak tarihine kabaca bakıldığında “katalizör” kelimesinin ilgili boya ne kadar münasip olduğu da görülür.
Ahincanov, Kıpçakların tarih içindeki etkinliğine bilakis şahit olduktan sonra bilimsel çalışmalarını yürütme safhasında bu Türk boyunu kendisine hedef almış olmalıdır. Ayrıca Kazak olan yazar Kazakistan tarihinde önemli bir yeri olan bu Türk kavmi üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırarak memleketine hizmeti şiar edinmiştir. Bununla birlikte yazarın Rus ilim çevresinde yetişmesi, eğitimini bir Rus üniversitesinde tamamlaması bazı eksiklikleri görmesine yol açmıştır. Zira Kıpçaklarla ilgili yazarın araştırmasına kadar yapılan çalışmaların sadece Rus- Kıpçak ilişkileri kapsamında kalması yazarın fark ettiği ilk eksikliktir. Bu eksikliği gidermek kastıyla hareket eden Ahincanov Kıpçakların sadece Rus sahasında değil, Asya’nın genelinde aktif bir kavim olduğunu ispatlamaya çalışır. Aslında yazarın bu çabasının ilk nüvesi ilim camiasına kazandırdığı tezidir. Ahincanov’un 1973 yılında sunduğu tez Kıpçak- Harezm ilişkilerine dairdir.
Öncelikle yazar beş bölümden oluşan eserinin birinci bölümünde Kıpçaklarla ilgili -başta Pers, Arap, Doğu Avrupa, Ön Asya olmak üzere- kaynakları irdeleyerek başlar. Hangi kavim olursa olsun bir araştırmada ilgili kavmin isminin geçtiği yere im koyulması ve eldeki izlerin takip edilmesi bilimsel açıdan zaruridir. Kıpçak sahasını ziyaret eden seyyahlar, devletlerin resmi tarihleri, vakayinameler ve dönemin önemli eserleri yazar tarafından es geçilmeksizin incelenir. Kritiği yapılan bu eserlerdeki Kıpçak izleri etnik çözümlemenin yapılmasında kullanılır. Etnik sorunlara yönelen araştırmalar tali olarak başka sorunların da çözülmesini sağlar.
İşin ilginç tarafı Ahincanov Kıpçakların kaynaklarda görünümünü ortaya koyduktan sonra döneminde ve öncesinde yapılan çağdaş araştırmaları birbirleriyle mukayese ederek Kıpçaklarla ilgili sorunları tartışma ortamına çeker. İlmi yaklaşım açısından resmin tamamını gösteren bu tutum, Kıpçak tarihiyle ilgili önemli mülahazaları da görünür kılar. Sunulan onomastik, kültürel ve linguistik veriler üzerinden yapılan çıkarımlar sayesinde Kıpçak tarihi daha da netleşir. Misal kaynaklarda ismen farklı olan bir kavmin Kıpçak bağlantılarının ortaya koyulması bilimsel keşif değeri taşımakla birlikte kabul edilen tarih algısı üzerinde kırılmalara neden olur.
Ahincanov, Seyanto (Batı Göktürklerin yıkılmasından sonra bölgede görülen Türk grupları) Kıpçak ayniliğini ortaya koymakla birlikte eserinin ikinci bölümünde Kaylar, Kumosiler, Kimaklar üzerine yoğunlaşarak ilgili kavimlerin Kıpçaklarla ilgisini irdeler. Adı geçen kavimleri Kıpçaklarla ortak paydada birleştiren etmenler bir kavmin ismen farklı görünebileceğini ama benzeşen kültürel kodlarla tanımlanabileceğini kanıtlar. Özellikle bu bölümde anlatılan Kimaklar ortaya çıktıkları coğrafya, göç yolları, yayılımları, etnik kökenleri, etnolojik özellikleri vb. anlatılarıyla ayrı bir kitaba konu olacak şekilde detaylı kaleme alınırlar. Sunulan verilerin ışığında birleşen bilgi parçaları bir Türk boyunun kaynaklar ışığında coğrafyada takibini mümkün kılar. Zaten üçüncü bölümde yazar Kıpçakların 9 ve 11. yüzyıllar arasındaki hareketlerini göstererek bir kavmin coğrafyasıyla nasıl bütünleşebileceğini kanıtlar. Zira eserde sıkça zikredilen toponimler (yer adları) Kıpçak boylarının hareketine delil olur.
Belirli bir coğrafyadaki uzun süreli hareketlilik, o yerin adının, belirli bir kavmin ismiyle anılmasını sağlar. Kıpçak Çölü diyebileceğimiz Deşt-i Kıpçak bu tarz bir etkiyle oluşur. Kıpçaklar her ne kadar çağdaşlarına nazaran büyük bir devlet organizasyonuyla ortaya çıkmasalar da Türk devletlerinin idari ve askeri teşkilatlarında söz sahibi olmuşlardır. Bunun en iyi örneği Harezmşahlardır. Bu nedenle eserin dördüncü bölümü, Harezm-Kıpçak ilişkilerine ayrılmıştır. Yazarın özel uzmanlık konusunu oluşturan bu kısımda Harezm-Kıpçak ilişkileri en ince ayrıntısına kadar ele alınmıştır. Siyasi tarih diyebileceğimiz bu kısımda Kıpçakların Asya kıtasındaki etki güçleri ve devlet içindeki devlet şeklinde görülen yapılanmaları izah edilmiştir.
Eserin son bölümü ise; Kıpçakların Moğol istilasından önceki sosyo-kültürel yapıları ve idari teşkilatlarına ayrılır. Kıpçakların ekonomilerinin merkezine oturan üretim şekilleri ve zanaatları bu kısımda izah edilir. Ticaret yollarının kesişim alanında faaliyet gösteren Kıpçakların yerleşik ve göçebe olarak hızlı hareketleri onların iktisadi manada aktif olmasını sağlar. Buradan hareket eden yazar ticari bağlantılar, para ve emtia ilişkileri isimli alt başlıkla Kıpçakların sadece askeri özellikli bir kavim olmadıklarını kanıtlar. Ayrıca bu bölümde din, gelenek ve devlet teşkilatı isimli alt başlıklarla Kıpçakların Türk kültür sahasının zengin bir numunesi olduğu ortaya çıkar.
Eserin iyi bir kaynakçanın ürünü olduğu barizdir. Ama yine de sadece Rus ilmi sahasının hakimiyeti eserde kendisini hissettirmektedir. Buna rağmen yazarın birincil kaynaklara bağlılığını kitabın genelinde hissetmek mümkündür. Ayrıca Divan-ı Lügat-i Türk’ün yazar tarafından iyi bir şekilde sindirildiği, kaynak olarak etkin kullanımından anlaşılmaktadır. Fakat buna rağmen Kıpçak literatürü için çok önemli bir eser olan Codex Cumanicus’a değini yoktur. Batılı oryantalistlerin bölge ile ilgili araştırmalarının da eserde yer kapladığı söylenemez. Her şeye rağmen eserin kaynak niteliğinden pek bir şey eksilmez. Zira sunulan tezler, konu odaklı teferruatlı bilgilendirmeler, tartışmalara yeni boyut kazandıran anlatımlar ve özgün sunumlar eserin zengin yönleri olarak öne çıkar. Bunlarla beraber eserin çevirisinin de iyi yapıldığını belirtmekte fayda var. Türk tarihi açısından iyi bir rehber olabilecek bazı eserlerin kötü çeviriden dolayı anlaşılmaz vaziyete geldiği malumdur. Bununla beraber eserin ilmi açıdan zengin olmasına karşın resim ve harita yönünden zayıf olduğu belirgindir. Zira anlatılan coğrafyalar, göç yolları ve kavimlerin Asya üzerindeki yerleşimi düşünüldüğünde harita ile sunumun zarureti söz konusudur. Oysaki eserde harita ve fotoğraf kullanılmamıştır.
Sonuçta, çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bir milleti meydana getiren boylardan biri mercek altına alınmıştır. Kıpçakların etkisini ve gücünü kanıtlaması açısından kurdukları Memluk Devleti iyi bir örnektir. Devlet oluşturma kabiliyetini haiz bir grup Kıpçak askerinin Mısır gibi -anavatanlarına uzak -bir coğrafyada meydana getirdikleri siyasi oluşum Kıpçakların tarihi etkinliğini kanıtlayan bir numunedir. Bu şekilde dünya tarihinde kendisini gösteren ve Türk tarihi için yüksek önemi barizse bir boyun es geçilmeksizin tüm yönleriyle araştırılması gerekir. Günümüzdeki araştırmalar memnuniyet verici olsa da halen beklenenin altındadır. Ahincanov Kazak boyuna, Kıpçak Kavmine ve hepsini kapsayan Türk milletine karşı bu eseriyle ilim insanı olarak görevini layıkıyla yapmıştır. Dileriz benzer çalışmalar artar.