Portakal Bahçeleri on sekiz öyküden müteşekkil. Öyküleri okurken aynı zamanda tarihte bir yolculuk da yapmış oluyoruz. Zarurat-ı Hamse öyküsündeki mağara imgesi hemen eski zamanlardaki Ashab-ı Kehf kıssasını aklımıza getiriyor. O zaman da zulümden kaçan bir avuç genç mağaraya sığınmıştı. Öyküdeki insanlar da mağaraya sığınıyorlar. Öyküde zulümden kaçan insanların psikolojileri büyük bir ustalıkla yansıtılmış. Adeta öykünün içinde nefes alıp veriyoruz. Şakar’ın bu kitaptaki öyküleri uzun tutmamış olması okuyucunun dikkatinin dağılmasını engelliyor. Öyküleri okurken zihin yorulmuyor. Geçmişle bugün arasındaki göndermeler sıkıcılığı da ortadan kaldırıyor. Portakal Bahçeleri adlı öyküyü okurken aklımıza hemen Filistin geliyor, Gazze… Oradaki duvarların arkasına hapsedilmiş hayatlar. Silahların, esaretin, zulmün kirli, karanlık, kahredici iklimi… Acıların çocuklar üzerindeki yıkıcılığı, çocukların yıldızlarla kayıp giden çocuklukları, korkunun içinde eriyip giden dünyaları… Bütün bu trajedileri yüreğimizin en ince yerine dokunan bir üslupla anlatıyor Şakar. Cennet Güzeli öyküsünü okurken birden bire Rachel Corrie gülümser gibi oluyor uzaklardan. Vakur bir tebessüm… O, tebessüm ediyor. Bizim içimizde bir alev harlanıyor. Bir sızı içimizde…