Sadık Hidayet’te Aylak Köpek Figürü
Modern İran Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Sadık Hidayet’in 1942 yılında yayımlanan öykü kitabı Aylak Köpek, sekiz öyküden oluşuyor. Kitap; Aylak Köpek, Kerec Don Juanı, Çıkmaz, Katya, Taht-ı Ebu Nasr, Tecelli, Karanlık Oda, Vatanperver başlıklarından oluşan, konu olarak birbirinden farklı kısa öyküleri içeriyor.
Sadık Hidayet, Aylak Köpek’i oluşturan öykülerini; kahramanların hayata dair kırgınlıkları, yaşadıkları olaylar örgüsündeki hayal kırıklıkları, bir anda hiç ummadıkları biçimde düştükleri boşluk, insanların birbirlerine karşı ikiyüzlülükleri, ayrılıklar, umutsuzluklar… bir anda karşılarında ölümün soğuk yüzüyle karşılaşmaları üzerine kurgulamakta.
“Gözleriyle insanların gözleri arasında sadece benzerlik değil bir tür eşitlik vardı; acılar ve dertlerle dolu iki ela göz, sadece aylak bir köpeğin yüzünde görülebilecek bir intizar duygusu yaratıyordu.” (sf.2) Sadık Hidayet öykülerinde rastladığımız realistik/ sürrealistik anlatımın bir örneği diyebiliriz buna. Sözkonusu öyküde aylak köpeğin yerine bir insan objesini yerleştirdiğinizde, öykünün kurgusunun değişmediğini rahatlıkla görebiliriz. Sahibinin koyduğu kuralların dışına çıktığında ödediği bedelin ağır olduğunu, “dişi bir köpeğin kokusu”nun delirtmesi, “dünyevi güçlerin üstünde olan bir güç”ün ayartıcılığının ağır basması sonunda gelişen süreçte görebiliyoruz. Sahibinin izini kaybetmesiyle “Pat’ın o günden sonra, buradaki (Veramin Meydanı) insanlardan tekme, taş ve sopa yemekten başka bir nasibi olmadı.” (sf.12) Yeni hayatına alışmış olması, ara ara önceki hayatından parçaları hatırlamasını engellemez. O’na eziyet veren şeyin “okşanma” ve “sevilme”ye olan duyduğu ihtiyaçtan nüksettiğini bilir. Sonuçta Pat (Aylak Köpek) kendisine geçici ilgi gösterenlerin peşinde koşarken, geri dönüşü olmayan bir yola girmesiyle acımasız bir sona doğru ilerler.(sf.15)
Sonuç olarak Sadık Hidayet’in her öyküsünde farklı figürler üzerinden kendi yaşamına dair ipuçları verdiğini söyleyebiliriz.