Âferingân Okur
İran edebiyatının Kafka'sından hiciv içeren hikayeler. Lakin o bildiğiniz hikayelerden değil elbet, yazdıkları kendisinden daha güçlü hikayeler bunlar.
Moğol Gölgesiydi kitaba adını veren; Şahruh'un öldürülen sevgilisi Gülşad'ının intikamıydı bu hikaye. Bütün doğaya beddua etti Şahruh; tüm bu belaları yaratan bu hilekar ve sinsi tabiatın kendisiydi diye; bunca hastalıklar, taun, veba, cüzzam ve Moğollar...(s.14) ve sonunda ağacın boşluğunda gülen bir iskeletti bu intikam.
Âferingân; Zerdüşt dininde bir ibadet, bir duaydı ruhlara hediye edilen. Oysa en çok bu hikayeyi sevmiştim. Ruhların eğlencesine ve hüznüne tanık oldum bu hikayede. Arafta dua bekleyen ruhların, yeni gelen ruhlara verdiği dersler dirilere bir göndermeydi belki de. "Sizler daha vaktin geçmemesinin azabını bilmiyorsunuz, düşünce işkencesini anlayamazsınız" (s.27) diyorlardı yeni ruhlara.
Ölüm; ne korkunç ve heyecan verici bir sözcük. (s.41) Ey ölüm diye isyan ediyordu bu hikayede Sadık Hidayet; "Sen hayatın gam ve kederini azaltıp, yükünü omuzlarından alıyorsun. Bedbaht ve talihsiz dalgınca gezenlere nizam veriyorsun. Sen ümitsizliğin ve üzüntünün dermanısın."(s.42) diye övgüler sıralıyordu Sadık Hidayet.
Sampinge; aldatılan ve kullanılan bir kadının adı değildi sadece, o aynı zamanda sarı renkli, şehvet uyandıran bir kokuya sahip bir çiçeğin de adıydı.
Yarın da; gelmeyen bir uyku, soğuk bir oda, arkadaşlar, gazete haberleri vardı.
Ağa Bâlâ'da ise; bütün gün çuval sırtında ter dökerek bastonuyla Tahran sokaklarında, "Altın iplikli kumaş, at nalı, şapka, aba, ceket, eski keçe, eski yorgan, yırtık kilimlerinizi alırım!" diye bağıran Molla Haknazar'ın oğlunun Tevrat'ın dışına çıkan hikayesi vardı.
Frenk Diyarında İslami Görev; Sadık Hidayet'in, dine ve İslam'a bir bakış açısıydı.
Şayet daha önce Sadık Hidayet okuduysanız ve dilini seviyorsanız, keyifle okuyacağınız 101 bir sayfalık bir eser.