Mola
Mola

Kitapyurdu Fiyatı: 192,50TL

10Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Mola, anlatının orta yerinde...
Az gelişmiş bir ülkenin memuru Martín Santomé steril, şipşak ilişkilerle, emeklilik hayalleriyle atlatmaya çalıştığı yaşlılığın önünde küçücük kalan, sıradan yaşamının sıradanlığını kabul ettikçe öfkelenen ve kabullenmenin rahatlığıyla dinginleşen bir karakter, belki eski sosyalist, kesinlikle dul. Günlüğü, ilişki kurduğu kadınları, anıları, çocukları, yalnızlığı sayesinde sonsuza kadar yaşayacakmış gibi duruyor, yanılgısını görünmez kılmayı da iyi biliyor, hikâye çatabilecek kadar bükebiliyor gerçeği, tamamdır, iyi kurulmuş bir karakter var elimizde. Ülkesini eleştirdiği bölümlere bakıyorum, halkın tutkudan uzak, sünepe bir yaşam sürmesini kabullenemiyor, devrimin taşlarını döşeyecek heyecan olmayınca insanların uyuşuk halinden ironiyi çekip çıkarıyor, denk geldiği an batırıyor iğneyi: "'Artık herhangi birisi geldi de öbürünün önüne geçti diye kimse sorun yaratmıyor. Neden biliyor musun? Çünkü koşullar elverse hepsi aynısını yapar da ondan. Kimsenin bana öfkeyle bakmayacağından eminim, imrenecekler asıl.'" (s. 37) Kimse diğerinin derdine eğilmez, geleceğin belirsiz olduğu yerde herkes anlık itkilerle yaşar. Bir rolden başka bir role geçebilen insanlar arasında kalmaktan da içten içe şikayetçi Martín, insanların pek bir şey hissetmeden yaşadıklarını, bu yüzden de sömürülmeye açık olduklarını belirtiyor, sermaye bu hissizliği kullanarak insanı eziyor, demir ökçenin diğer teki devlete ait. Dört koldan kuşatılmış insanların yaşayabilecekleri bir hayat yok, sokuldukları yollarda ilerliyorlar, bu yüzden kopuşlar oldukça şiddetli. Eleştirdiği insanlardan farksız, biçimlendirilmiş değer algılarıyla sürdürdüğü yaşamından kurtuluş için kopuşlar şart. Blanca'nın "kötü polis" açıklaması aileyle ilgili her şeyi söylüyor aslında. O sıra çalıştığı devlet kurumundaki Avellaneda'nın tam bir başkalaşıma yol açması belirliyor aslında gidişatı, hikâye yörüngeye oturuyor resmen, dağınık halde verilen düşünce parçaları aşkın etrafında toplanmaya başlıyor. Dengesizdi, aşk çarpıverdi ve şeker bir adama dönüştü Martín. Helal. Şahit olduğu tuhaflıkları hikâyecikler halinde günlüğüne almayı da unutmadı, oradan eğlenceler çıkardı, mesela her yıl ofise gelip yabancı dillerde yazışmalar yapabileceğini iddia ettiği için denemeden geçirilen adamın çok kötü bir çevirmen olduğunun tekrar tekrar ortaya çıkması, eski kayınvalidesinin -varsa böyle bir şey- her karşılaştıklarında buz gibi bakışlarla işkence etmesi, işleri rüşvetsiz yürütemeyenlerin komik talepleri. Bu son dediğim yok romanda, ben yine şöyle bir kısmı alıntılayayım: "'Uzun bir süre boyunca beynimi yedikten sonra şu sonuca vardım ki kötü olan şey teslimiyet. İsyankârlar yarı isyankârlara, yarı isyankârlar ise vazgeçmişlere dönüştüler. Bence şu ışıl ışıl Montevideo'da son dönemde en çok ilerleme gösteren iki meslek grubunu ibneler ve vazgeçmişler oluşturuyor.'" (s. 63) Avellaneda yavaş yavaş belirir piyasada, Martín'in dikkatini daha çok çekmeye başlar, nihayet adamın ilgisini bildiğini ima eder. Sevgilisi vardır ama ayrılırlar bir gün, söylediğine göre anlaşamadıkları için her gün savaş alanında koşturmakla geçen günlere nokta koymak istemiş, kaosu bir miktar azaltabilmek için kırk dokuz yaşında, emekliliğine altı ay kalmış Martín'e tutulmuştur. Zannediyorum. Bir ağırlık, eminlik, güç vardır adamda, kendisi de bilir bunu, anlatır, ölümlerden ve çocuklarını bir başına büyütmekten belli bir olgunluğa ulaşmıştır, tabii huysuzluğa da. Bereket, zamanla geçmektedir bu huysuzluk, kadınla sevgili oldukları zaman ev bile tutar, aslında durumu çok iyi değildir ama gücü yetmektedir buna. Sonlara doğru durumunun iyi olduğunu söyler. Başlarda sofrada otururken birkaç lokma yiyecekten bahseder. E, hangi gerçekliğin esas olduğunu bilmek mümkün değil de o dönemin Uruguay'ında paranın değerinin zart zurt değiştiğini sembolize etseydi bu, efsane olurdu. Kader ağlarını örmüş, örük ağla ne yapacağını bilememiş, anlatının orta yerine atıvermiştir, öyle görünüyor, başka türlü o son keskinliği nasıl okumalı bilmem. Dünyanın öbür ucunda olan biteni görürüz, orta yaşlı bir adamın buhranlarını dikizleriz, iyi romandır.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Mola
Durrell’in büyük görkeminden sonra bambaşka bir yere götüren sakin, yumuşak, yalın bir kitaptı Mola, iyi geldi. Aşık olan yaşlı adamlar meselesi malum; edebiyatın sevilen konularından biri, Benedetti de bu mevzuya el atmış. (Yeri gelmişken sevdiğim diğer örneklerinden bazıları: Wilhelm Genazino – Aşk Aptallığı ve Romain Gary – Biletiniz Buraya Kadar) Kendinden oldukça genç bir kadına aşık olan Martin Santome’nin günlüklerini okuyoruz. Kendine duyduğu acıma, değersizlik hissi, “olamamışlık” endişesi; tüm bunların hayatına ve çocuklarıyla ilişkilerine yansıması… İnsanda hem şefkat, hem öfke uyandırıyor Santome, işte bu nedenle diyorum ki: Bence çok gerçek bir roman Mola. Çok samimi, çok içten. Bu kadar süssüz biçimde yazıp insanın içine böyle işleyebilmek de ayrı bir meziyet elbette. Bir de - öyle akışkan bir çeviri ki sanki çeviri değil anadilinde okuyormuşum hissi verdi, ritmimi bozan tek bir kelime, tek bir düşük cümle çıkmadı karşıma. Ne büyük şans. Uruguay edebiyatını keşif turlarım devam edecektir, arz ederim.
karaademmm
Bilge
Martin Santome. ‘Yolun yarısına’ on beş daha eklemiş. Emekliliğine ‘altı ay, yirmi sekiz gün’ kalmış. Beş yıldır sayıyor bu günleri. Eşi Isabel vefat etmiş, üç çocuğu; Esteban, Jaime ve Blanca’yla birlikte yaşam sürdürme gayretinde. Pek de beceremiyor sanki. • Sakin ve güvenli bir işi de var. Yukarıda yazdık, emekliliğine gün saymasını sağlayacak kadar güvenli en azından. • Demir atma amaçlı limana yaklaşan Martin’in, Avallaneda ile yolları kesişecektir. 50 yaşına gelmiş, emeklilik hayalleri kuran bu adamın fırtınalı bir aşk yolculuğunda neler yaşadığını okuyacaksınız aslında. Bunu bir günce yoluyla yapacak. Yaklaşık bir yıllık bir günce. • Butik yayınevi halkasına yakın zamanda eklenen Yedi Yayınları kalitesiyle. Seveceğinizi düşünüyorum.
chnb
Hezarfen
Uruguay edebiyatına ait bir yazarla tanışmak da varmış. Mario Benedetti'nin çok sakin bir anlatımı var. Eser yaklaşık bir yıllık bir süreyi kapsayan günlüklerden oluşuyor. Kahramanımız ellisine merdiven dayamış Martin Santome. Emekliliğine aylar kalmış, emeklilikte yapacaklarını düşünüyor. Kendisi 28 yaşındayken eşi İsabel vefat etmiş Esteban, Jaime ve Blanca'yı o büyütmüş. Emekliliğine sayılı günler kala işe alınan kızıyla yaşıt Avellaneda'ya karşı ilgi duymaya başlıyor. Sonbaharında gelen aşk hayatına renk katıyor. Sonunu hiç böyletahmin etmemiştim. Martin'in bir sorgusu var içinde yirmi yıl sonra yetmişine geldiğinde Avellaneda hâlâ genç olacak. Kafasını uzun süre meşgul eden bu meseleyi genç kız ise pek sorgulamıyor. Bazen anı yaşamak gerekir mesajını da hissettim sonlarda. Tanrı'ya sığınma ihtiyacı üzerine de düşündürüyor eser.
melissagamze
Kitapkurdu
Bir Güney Amerikalı yazara daha kapıldım!
Emir Bozkurt
Kitapkurdu
İddiasız, sade bir kitap. Büyük hevesle okunmamalı. Kitap günlükteki yazılar vesilesiyle bize bir aşk hikayesini anlatarak ilerliyor. Anlatım da hayli sade. Çeviri bakımından kitabı başarılı buldum, bazı söz kalıplarını kullanışı özellikle başarılıydı. Kitap sakince okunabilecek ve hızlıca bitirilebilecek bir eser.
adrianapolis12
Kitapkurdu
Konusu ilgimi çekti. Uruguaylı yazardan bir eser.
okurrca
Güney Amerika edebiyatına ayrı bir ilgim var. Yazarı okumamıştım daha önce. Kitabın konusu dikkat çekici. Üslubu sade.
Worldread
Emekliliğine az kalmış dul, üç çocuklu bir adamın iş yerine yeni gelen bir kıza aşık olmasını konu ediniyor. Adamın yaşantısına, çocukları ve çevresi ile olan ilişkilerine, aşklarına tanık oluyoruz. Okudukça kitabın ismi de anlam kazanıyor. Keyifli bir kitaptı. Okuduğum için memnunum.
hseyma
Cok duru ve derin anlatimi olan bir yazar guney amerika edebiyati severler icin buyuk sans